Karar Bülteni
AYM Erol Eski BN. 2021/53760
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/53760 |
| Karar Tarihi | 17.07.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İş sözleşmesinin feshinde son çare ilkesi gözetilmelidir.
- İşçinin ifade özgürlüğü ile işveren menfaati dengelenmelidir.
- Kurumsal işleyişe yönelik eleştiriler hakaret olarak değerlendirilemez.
Bu karar, işçi ile işveren arasındaki özel hukuk ilişkilerinde ifade özgürlüğünün yatay etkisini ve devletin koruyucu pozitif yükümlülüklerini somutlaştırması bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, işçilerin işyeri uygulamalarına yönelik sert ve kaba eleştirilerinin, doğrudan işverenin şahsına yönelik bir hakaret kastı taşımadığı sürece ifade özgürlüğü kapsamında korunması gerektiğinin altını çizmiştir. Özellikle kullanılan ifadelerin yalnızca kaba olmasının, tek başına iş sözleşmesinin haklı nedenle ve derhâl feshine gerekçe yapılamayacağı net bir biçimde ortaya konulmuştur.
Benzer davalarda emsal niteliği taşıyan bu karar, iş mahkemelerinin fesih uyuşmazlıklarında yalnızca sarf edilen sözcüklere odaklanmaması gerektiğini göstermektedir. Hâkimler; çalışanın amacını, eylemin aleni olup olmadığını, tarafların konumunu ve özellikle feshin son çare ilkesine uygunluğunu titizlikle dengelemek zorundadır. İş sözleşmelerinde haklı fesih nedenlerinin hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlanması gerektiği hatırlatılarak, işçilerin anayasal haklarını kullanmalarının işten çıkarılma tehdidiyle baskılanamayacağı güçlü bir şekilde güvence altına alınmıştır. Bu içtihat, çalışma hayatında ifade özgürlüğünün sınırlarının demokratik ilkelere uygun olarak genişletilmesine ve orantısız fesih işlemlerinin önlenmesine ciddi bir hukuki dayanak sunmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Özel bir elektrik üretim şirketinde mekanik işçisi olarak çalışan başvurucu, işyerinde personel kayırmacılığı yapıldığı, yeni personellerin hızla terfi ettirildiği ve zam aldığı, kendi emeklerinin ise karşılıksız kaldığı iddiasıyla sıralı amirlerinden sonuç alamayınca doğrudan şirket yönetim kurulu üyelerine bir e-posta göndermiştir. E-postada bazı atasözleri ve dini referanslar kullanarak şirketteki kurumsal işleyişi eleştirmiştir. İşveren, e-postada geçen argo kelimeleri şahsa yönelik hakaret kabul ederek başvurucunun iş sözleşmesini tazminatsız ve bildirimsiz olarak feshetmiştir. Başvurucu, kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmesi talebiyle iş mahkemesinde dava açmış, mahkeme ve istinaf incelemesinden geçen davada talepleri eleştiri sınırının aşıldığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucu, iş sözleşmesinin haksız feshinin ve davanın reddedilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, özel hukuk iş ilişkisi kapsamında çalışan bireylerin temel haklarına yönelik müdahalelerde devletin pozitif yükümlülükleri bulunduğunu kabul etmektedir. Bu pozitif yükümlülükler; işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlıkların adil yargılanma gereklerine uygun incelenmesini ve temel haklara ilişkin anayasal güvencelerin titizlikle denetlenmesini gerektirir. Devlet, işveren ve çalışan arasındaki çatışan çıkarları adil bir şekilde dengelemekle yükümlüdür. İş hukukunun evrensel prensiplerinden olan feshin son çare olması ilkesi, 4857 sayılı İş Kanunu m.25 kapsamında düzenlenen haklı sebeple derhâl fesih kurumunun temelinde de mutlak surette yer almaktadır. İşveren, daha hafif disiplin cezaları veya alternatif yöntemlerle iş ilişkisini sürdürme imkânı varken, doğrudan en ağır yaptırım olan sözleşmenin feshi yoluna gitmemelidir.
İşçinin ifade özgürlüğü ile işverenin şeref ve itibarının korunması hakkı arasında bir denge kurulurken dikkate alınması gereken çeşitli anayasal ölçütler bulunmaktadır. Düşünce açıklamalarının nerede, kimlerle ve hangi şartlar altında paylaşıldığı, işçinin esas amacının ne olduğu, iyi niyetli davranıp davranmadığı ve kullanılan ifadelerin hedef alınan kişinin özel ya da mesleki yaşamına etkileri derece mahkemelerince mutlaka gözetilmelidir. Temel hak ve özgürlüklerini kullanan işçilerin, feshin son çare olduğu somut delillerle gösterilmeden işten çıkarılması, tüm çalışanlar üzerinde ciddi bir caydırıcı etki ve korku yaratır. Bu nedenle derece mahkemelerinin, işçinin eyleminin iş ilişkisinin devamını gerçekten tahammül edilmez ve imkânsız kılıp kılmadığını titizlikle incelemesi, çatışan çıkarları dengeleyerek kararlarında ilgili ve yeterli gerekçeler sunması hukuk devletinin anayasal bir zorunluluğudur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun şirket yönetimine gönderdiği e-postanın içeriğini ayrıntılı olarak incelediğinde, kullanılan ifadelerin işverenin şahsına yönelik doğrudan bir hakaret kastı taşımadığını belirlemiştir. Söz konusu iletideki ifadeler, kurumsal işleyişe dair değer yargısı içeren sert, eleştirel bir niteliktedir. Başvurucu, bu sözleri sosyal medya gibi kamuya açık bir platformda aleni olarak paylaşmamış, yalnızca ilgili yönetim kurulu üyelerine kapalı bir e-posta yoluyla iletmeyi tercih etmiştir. Eylemin bu şekilde gerçekleştirilmesi, sözlerin şirket dışında duyulmasını engellemiş ve yaratabileceği infial etkisini önemli ölçüde azaltmıştır.
Ondokuz yıl boyunca aynı şirkette sadakatle çalışan başvurucunun, işyerinde uğradığını düşündüğü haksızlıklara karşı duyduğu tepkiyi agresif ve tepkisel bir üslupla dile getirdiği anlaşılmaktadır. Söz konusu ifadeler toplumun belirli kesimlerinde kaba, yakışıksız ve rahatsız edici olarak algılansa da, içeriğin bir bütün olarak şirketteki olumsuz uygulamalara karşı üst yönetimin farkındalığını artırma amacı taşıdığı değerlendirilmiştir. Derece mahkemeleri ise uyuşmazlığı karara bağlarken yalnızca sarf edilen argo sözcüklere odaklanmış, feshin son çare olması prensibini karar yerinde tartışmamıştır. Kullanılan sözcüklerin iş akdinin derhâl ve tazminatsız feshini haklı kılacak boyuta ulaştığı, inandırıcı ve yeterli bir gerekçeyle ortaya konulamamıştır. İş mahkemelerinin, başvurucunun ifade özgürlüğü ile işverenin ticari ve kurumsal menfaatleri arasında adil bir denge kuramadığı, 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerini aşırı şekilci yorumlayarak başvurucunun anayasal ifade özgürlüğüne ölçüsüz ve orantısız bir müdahalede bulunduğu anlaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar vermiştir.