Karar Bülteni
AYM Burhan Yaz BN. 2020/31681
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/31681 |
| Karar Tarihi | 08.01.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Ziyaret hakkı kısıtlaması kanuni dayanağa sahip olmalıdır.
- İdari talimatlarla temel haklara müdahale edilmesi anayasaya aykırıdır.
- Haklara yönelik sınırlamalar öngörülebilir ve kesin bir çerçevede yapılmalıdır.
- Mahpusların aile hayatına saygı hakkı titizlikle korunmalıdır.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında bulunan mahpusların aileleriyle görüşme haklarının, olağanüstü salgın hastalık koşullarında dahi salt idari işlemlerle veya genelge ve talimatlarla kısıtlanamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, temel hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü müdahalenin şeklî ve maddi anlamda mutlaka bir kanuna dayanması gerektiğini, aksi hâlde anayasal güvencelerin ihlal edilmiş olacağını son derece net bir biçimde vurgulamaktadır. İdarenin takdir yetkisi zorunlu ve kriz anlarında geniş tutulabilse de, kanun koyucunun yasama organı aracılığıyla çizmediği kısıtlayıcı sınırların idari makamlarca genişletici yorumlarla ihdas edilemeyeceği hukuken tescillenmiş durumdadır.
Benzer davalar ve özellikle koronavirüs pandemisi sürecinde alınan idari tedbirlerin yargısal denetimi açısından bu karar son derece kritik bir emsal teşkil etmektedir. Karar, idarenin kriz anlarında bile hukuk devleti ilkesinden hiçbir şart altında ayrılamayacağını, kanuni düzenleme olmaksızın sadece genelge bazlı kısıtlamaların hak ihlali doğuracağını kesinleştirmiştir. Uygulamada, ceza infaz kurumu idarelerinin ve infaz hâkimliklerinin temel hakları kısıtlayıcı kararlar alırken veya bu kararlara yönelik itirazları onarken, müdahalenin kanunilik unsurunu çok daha sıkı bir denetime tabi tutmaları gerektiği yönünde bağlayıcı ve net bir yol haritası çizmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Kayseri 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunan başvurucu Burhan Yaz, koronavirüs (COVID-19) salgını gerekçe gösterilerek cezaevi idaresi tarafından ailesi ve yakınlarıyla olan görüşmelerinin engellendiğini belirtmiştir. Başvurucu ayrıca, kütüphane ve spor salonu gibi sosyalleşme ile kişisel gelişim alanlarından da faydalandırılmadığını dile getirerek cezaevi yönetimine karşı hukuki şikâyet yoluna başvurmuştur. Cezaevi idaresi, alınan bu sert tedbirlerin bulaş riskini önlemeye ve kurumdaki genel güvenliği sağlamaya yönelik olduğunu, kütüphaneden temas riskini azaltmak için sadece kitap dağıtımı yapıldığını öne sürerek talebi reddetmiştir.
Bunun üzerine başvurucu, haksız bulduğu bu kararı infaz hâkimliğine ve ardından itiraz mercii olan ağır ceza mahkemesine taşımış, ancak bu yargısal başvuruları da usul ve yasaya uygun bulunarak reddedilmiştir. Başvurucu, idarenin salt kendi idari kararıyla ve hiçbir yasal dayanak olmadan ailesiyle görüşme hakkını elinden almasının en temel anayasal haklarını açıkça ihlal ettiğini belirterek Anayasa Mahkemesinden söz konusu ihlalin tespit edilmesini ve tarafına manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde mahkemenin temel aldığı hukuk kurallarının en başında, temel hak ve hürriyetlerin sınırlanma rejimini kesin hatlarla düzenleyen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 13 gelmektedir. Bu emredici maddeye göre temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlandırılabilir. Sınırlandırmalar demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine hiçbir surette aykırı olamaz.
Bununla bağlantılı olarak, özel hayatın ve aile hayatının korunmasını güvence altına alan Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 20, istisnasız herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğunu emretmektedir. Hükümlü ve tutukluların anayasal düzeyde korunan bu hakkı, ceza infaz kurumu idaresinin onların aileleri ve yakınlarıyla temasını devam ettirecek gerekli ve yeterli önlemleri almasını doğrudan zorunlu kılmaktadır.
Disiplin suç ve cezaları ile kurumiçi tedbirler yönünden genel hüküm niteliğini taşıyan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun hükümleri uyarınca, ceza infaz kurumunda bulunan kişilerin haklarına yapılacak her türlü müdahale ve sınırlamanın açık, anlaşılır ve öngörülebilir bir kanuni dayanağının bulunması gerekmektedir.
Yerleşik Anayasa Mahkemesi içtihatları prensiplerine göre, hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı bir kanunun kapsamını idari makamlarca genişletici şekilde yorumlamak, yasa koyucunun getirmediği yeni bir sınırlandırmanın ihdas edilmesi sonucunu doğurur. İdarenin kanuni dayanağı bulunmayan talimatları veya idari genelgeleri ile, her ne kadar salgın hastalıkla mücadele gibi çok meşru bir amaç taşısa da, mahpusların görüş hakkı gibi temel hakları kısıtlanamaz. Şeklî manada bir kanunun varlığı yeterli olmayıp, bu kanunun sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve hukuki kesinliğini de mutlak surette sağlaması şarttır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayın kapsamlı incelenmesinde öncelikle koronavirüs (COVID-19) salgını döneminde ülke genelinde uygulanan kısıtlamaların, mahpusların aile hayatına saygı hakkına doğrudan bir müdahale oluşturduğunu saptamıştır. Mahkeme, ceza infaz kurumunda bulunmanın doğası ve kapalı ortam şartları gereği idarenin genel takdir yetkisi geniş olmakla birlikte, bu olağanüstü yetkinin kullanımının keyfî olamayacağını ve anayasal sınırların dışına kesinlikle çıkamayacağını açıkça belirtmiştir.
Yapılan hukuki değerlendirmede, başvurucunun ailesiyle yüz yüze ve kapalı görüşmesinin engellenmesi şeklindeki müdahalenin, doğrudan Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün cezaevlerine gönderdiği idari yazılar ve talimatlar doğrultusunda uygulandığı, kısıtlamaya cevaz veren kanuni bir düzenleme yapılmadığı tespit edilmiştir. İdarenin, cezaevlerindeki ziyaret hakkını kapsamı ve süresi belli olmayacak şekilde, yalnızca genelge ve idari tasarruflara dayanarak kısıtlamasına imkân veren açık bir kanuni düzenlemenin o dönemde bulunmadığı anlaşılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, temel hak ve özgürlüklere yapılacak herhangi bir müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen kanunilik şartını mutlaka sağlaması gerektiğini, ancak mevcut somut olayda başvuranın aile hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin salt idari nitelikteki bir karara dayandığını vurgulamıştır. Kanuni temeli bulunmayan ve sadece idari işlem niteliği taşıyan bu müdahalenin, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve hukuk devleti ilkesine temelden aykırı olduğu sonucuna tartışmasız biçimde ulaşılmıştır.
Ayrıca başvurucunun kütüphaneden ve spor salonundan faydalandırılmamasına yönelik iddiaları ise mahkeme tarafından başvuru yollarının usulünce tüketilmemesi ve iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olması gibi hukuki usul sebepleriyle incelemeye alınmadan kabul edilemez bulunmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.