Karar Bülteni
AYM Ferhat Demir BN. 2020/30559
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/30559 |
| Karar Tarihi | 03.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Yurt dışı yasağı özel hayatı ihlal edebilir.
- Adli kontrol kararları somut gerekçe içermelidir.
- Ölçülülük ve adil denge mutlaka gözetilmelidir.
- Koruma tedbirleri alternatifleriyle birlikte değerlendirilmelidir.
Bu karar, ceza muhakemesi sürecinde uygulanan adli kontrol tedbirlerinden biri olan yurt dışına çıkış yasağının, kişinin özel ve aile hayatına etkileri bakımından anayasal sınırlarını çizmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Yargı makamlarınca verilen adli kontrol kararlarının otomatik veya matbu gerekçelerle değil, kişinin somut durumu, ailevi ve mesleki bağları gözetilerek bireyselleştirilmesi gerektiği Anayasa Mahkemesi tarafından net bir şekilde ortaya konulmuştur. Karar, seyahat özgürlüğünü kısıtlayan tedbirlerin belli şartlar altında özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında değerlendirilebileceğini teyit etmektedir. Özgürlük ve güvenlik hakkının ötesinde, seyahat kısıtlamalarının bireylerin sosyal gerçeklikleri üzerindeki yıkıcı etkileri bu kararla hukuki bir zeminde tartışmaya açılmıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar yargı makamlarına adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasında ölçülülük ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalmaları gerektiğini hatırlatmaktadır. Özellikle yurt dışında yerleşik düzeni, ailesi ve işi bulunan şüpheli veya sanıklar hakkında verilecek yurt dışına çıkış yasaklarında, yargılamanın menfaati ile kişinin temel hakları arasında adil bir dengenin kurulması zorunluluğu vurgulanmıştır. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan genel geçer gerekçelerle tedbirin uzatılması pratiğinin hak ihlallerine yol açabileceği uyarısı yapılarak, adli makamların alternatif ve daha hafif koruma tedbirlerini tartışmaları gerektiği içtihat hâline getirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, yirmi yedi yıldır ailesiyle birlikte Almanya'da yaşamakta ve bu ülkede kendisine ait bir iş yeri işletmektedir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla başlatılan bir soruşturma kapsamında, başvurucu hakkında Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 6 Ağustos 2020 tarihinde yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri kararı verilmiştir. Başvurucu, ailesinin ve işinin Almanya'da bulunduğunu, bu tedbir nedeniyle ailesinden uzak kaldığını ve işlerinin bozulduğunu belirterek karara itiraz etmiş ancak itirazı reddedilmiştir. Daha sonra hakkında açılan dava beraatle sonuçlanmasına rağmen tedbirin devam ettiği yaklaşık bir yıllık süreçte mağduriyet yaşamıştır. Uyuşmazlığın temelini, somut ve yeterli gerekçe gösterilmeksizin uygulanan yurt dışına çıkış yasağının, başvurucunun Almanya'daki mesleki ve ailevi bağlarını kopararak anayasal haklarını ihlal edip etmediği ve manevi tazminat talebinin haklılığı hususu oluşturmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa'nın 20. maddesinde herkesin özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahip olduğu güvence altına alınmıştır. Bu hakka yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve ölçülülük ilkesine uygun olması gerekmektedir. Yurt dışına çıkış yasağı şeklindeki adli kontrol tedbirinin yasal dayanağı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m. 109'dur.
Adli kontrol, tutuklama sebeplerinin varlığı hâlinde şüpheli veya sanığın denetim altına alınmasını sağlayan, tutuklamaya alternatif ve kişi hürriyetini daha az kısıtlayan bir koruma tedbiridir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, adli kontrol kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve meşru bir tutuklama nedeninin bulunması şarttır.
Bununla birlikte yurt dışına çıkış yasağı tedbiri esasen seyahat özgürlüğünü ilgilendirse de, kişinin yurt dışındaki ailevi, sosyal ve mesleki ilişkilerini ciddi şekilde etkilediği durumlarda özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı bağlamında incelenmektedir. Yargı makamları, koruma tedbiri kararlarında lehte ve aleyhte ileri sürülen tüm delilleri incelemek, müdahaleyi haklı kılan kamu yararını somut gerekçelerle göstermek zorundadır. Koruma tedbirlerinin geçici niteliği gereği, herhangi bir tedbirin ilanihaye veya herhangi bir kriterden bağımsız olarak süreklilik arz eder biçimde uygulanması hukuken mümkün değildir. Süregelen bir koruma tedbirinin durumun gerektirdiğinden daha uzun sürdüğünün anlaşıldığı durumlarda tedbir nedeniyle müdahale edilen anayasal hakların ihlali söz konusu olabilmektedir. Özellikle tedbirin devamına ilişkin kararlarda, kişinin durumuna özgü alternatif yolların neden yetersiz kalacağı tartışılmalı ve hedeflenen amaç ile bireyin menfaatleri arasında adil bir denge kurulmalıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun yirmi yedi yıldır ailesiyle birlikte Almanya'da yaşadığı ve orada bir iş yeri bulunduğu gerçeğini dikkate alarak, yurt dışına çıkış yasağının başvurucunun ailevi, sosyal ve mesleki ilişkileri üzerinde ağır olumsuz etkiler yarattığını tespit etmiştir. Bu nedenle müdahale, salt seyahat özgürlüğü kapsamında değil özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.
Soruşturma sürecinde başvurucu hakkında verilen adli kontrol kararının kanuni bir dayanağı olduğu ve kamu düzeninin sağlanması meşru amacını taşıdığı görülmekle birlikte, müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğu ve ölçülülüğü detaylı olarak irdelenmiştir. Başvurucunun Almanya'daki kişisel, ailevi ve mesleki bağlarına yönelik itirazlarının yargı makamlarınca dikkate alınmadığı ve taleplerin tekrar içeren, soyut ve genel geçer gerekçelerle reddedildiği tespit edilmiştir.
Kararda, adli kontrol kararı veren makamların, başvurucunun durumuna özgü olarak hangi delillerin toplanması gerektiğini veya bu tedbirin muhakemenin sağlıklı yürütülmesine somut olarak nasıl bir katkı sağlayacağını açıklayamadıkları vurgulanmıştır. Başvurucunun yargılamadan kaçma ihtimali ile yurt dışındaki güçlü bağları arasında adil bir denge kurulmamış, ayrıca hedeflenen amaca ulaşmak için yurt dışı yasağına alternatif, daha hafif koruma tedbirlerinin uygulanıp uygulanamayacağı hususu yargı kararlarında hiç tartışılmamıştır. Yargılama sürecinin sonunda beraat eden başvurucu üzerinde yaklaşık bir yıl boyunca sürdürülen bu tedbirin ölçülülük ilkesiyle bağdaşmadığı ve demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olduğu ifade edilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, yargı makamlarının yeterli ve ilgili gerekçe sunmaksızın uyguladıkları yurt dışına çıkış yasağı nedeniyle başvurucunun özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.