Karar Bülteni
AYM 2021/26749 BN.
Anayasa Mahkemesi | Emre Kaya | 2021/26749 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 2021/26749 |
| Karar Tarihi | 03.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Esaslı itirazlar mahkemelerce mutlaka karşılanmalıdır.
- Gerekçeli karar hakkı adil yargılanmanın güvencesidir.
- Bilirkişi raporuna itirazlar gerekçesiz reddedilemez.
- Sanığın sunduğu lehe deliller kararda tartışılmalıdır.
Bu karar, ceza yargılamalarında sanık tarafından ileri sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki savunmaların, mahkemelerce görmezden gelinemeyeceğini hukuken tescil etmektedir. Özellikle bilirkişi raporlarına dayanılarak kurulan mahkûmiyet hükümlerinde, sanığın rapora karşı sunduğu somut ve yazılı delillerin gerekçeli kararda tartışılması anayasal bir zorunluluktur. Mahkemelerin, sanığın lehine olan ve suçun unsurlarını ortadan kaldırma potansiyeli taşıyan iddiaları cevapsız bırakması, adil yargılanma hakkının en önemli güvencelerinden olan gerekçeli karar hakkının açık bir ihlali anlamına gelmektedir.
Karar, iş kazalarından doğan ceza davalarında iş güvenliği uzmanlarının sorumluluğu sınırlarının belirlenmesi açısından ciddi bir emsal teşkil etmektedir. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan, bilirkişi raporlarının otomatik olarak hükme esas alınması eğilimi bu kararla frenlenmektedir. Benzer davalarda, mahkemelerin artık sadece aleyhe olan bilirkişi tespitleriyle yetinmemesi, sanığın sunduğu karşı delilleri, özellikle eğitim ve denetim yükümlülüklerinin yerine getirildiğini gösteren belgeleri titizlikle irdelemesi gerekecektir. Bu durum, yargılamaların kalitesini artıracak ve keyfî cezalandırmaların önüne geçerek hukuki güvenliği pekiştirecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Olay, bir fabrikada kısmi süreli iş güvenliği uzmanı olarak görev yapan başvurucu Emre Kaya'nın, fabrikada yaşanan bir iş kazası sonrasında taksirle yaralama suçundan yargılanarak ceza alması etrafında şekillenmektedir. Fabrikada vasıfsız eleman olarak işe alınan bir işçinin, yetkisi ve eğitimi olmadığı hâlde plazma kesim makinesine malzeme taşırken yaralanması üzerine savcılıkça soruşturma başlatılarak ceza davası açılmıştır. Yargılama sırasında alınan bilirkişi raporlarında, iş güvenliği uzmanı olan başvurucunun işçiyi görev tanımı dışında çalışırken tespit edip işvereni uyarmadığı ve eğitim sonrası ölçme-değerlendirme yapmadığı iddia edilerek tali kusurlu olduğu belirtilmiştir. Başvurucu ise fabrikada yarı zamanlı çalıştığını, işçiyi o makinede hiç görmediğini, kaldı ki risk değerlendirme raporunda ve eğitimlerde yetkisiz kullanım yapılmaması konusunda yazılı uyarıları ve sınav belgeleri olduğunu belirterek iddialara itiraz etmiş ve beraatini talep etmiştir. Uyuşmazlık, mahkemelerin bu itirazları ve sunulan belgeleri kararda hiç tartışmadan başvurucuya ceza vermesi üzerine bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken temel olarak Anayasa'nın 36. maddesinde ve 141. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı ile bunun ayrılmaz bir parçası olan gerekçeli karar hakkına dayanmaktadır. Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu sürecin etkin bir biçimde denetlenebilmesini amaçlar. Bu hak, yargılamada ileri sürülen her iddiaya uzun uzun yanıt verilmesi anlamına gelmese de, davanın sonucunu doğrudan değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların mahkemelerce ilgili ve yeterli bir gerekçe ile mutlaka karşılanmasını emreder.
Somut olayda yargılamanın temelini 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.89 kapsamında düzenlenen taksirle yaralama suçu oluşturmaktadır. Taksirli suçlarda ceza sorumluluğu, kişinin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranıp davranmadığının, yani eylemdeki kusur durumunun doğru tespit edilmesine bağlıdır. İş kazalarında kusur durumu genellikle bilirkişi raporlarıyla tespit edilmekle birlikte, mevzuat çerçevesinde iş güvenliği uzmanının onaylı defter tutma, risk değerlendirmesi yapma ve işvereni bilgilendirme yükümlülüklerinin somut olayda ihlal edilip edilmediği denetlenmektedir.
Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, bir ceza davasında alınan bilirkişi raporları mahkemeyi mutlak surette bağlayıcı nitelikte değildir; sadece takdiri birer delil vasfındadır. Eğer sanık, bilirkişi raporundaki aleyhe tespitleri çürütecek yazılı ve somut deliller sunuyorsa, mahkemelerin bu delilleri hiç tartışmadan, iddialara yanıt vermeden ve sadece eksik bilirkişi raporunu kopyalayarak mahkûmiyet hükmü kurması, adil yargılanma hakkının ve gerekçeli karar ilkesinin açık bir ihlali olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken başvurucu Emre Kaya'nın yargılama süreci boyunca ileri sürdüğü savunmaların mahkeme kararlarında nasıl ele alındığına odaklanmıştır. İlk derece mahkemesi, iş kazasının gerçekleşmesinde başvurucunun tali kusurlu olduğunu belirten üç ayrı bilirkişi raporuna dayanarak taksirle yaralama suçundan mahkûmiyet kararı vermiştir. Söz konusu bilirkişi raporlarında, başvurucunun işçiye eğitim verdikten sonra ölçme ve değerlendirme yapmadığı, ayrıca işçinin yetkisiz olarak tehlikeli bir makinede çalıştığını işverene bildirmek üzere onaylı deftere işlemediği iddia edilmiştir.
Ancak dosya kapsamındaki tespitlere göre, başvurucu bu suçlamalara karşı çok net ve davanın seyrini bütünüyle değiştirebilecek esaslı itirazlarda bulunmuştur. Başvurucu, kısmi süreli çalıştığı için fabrikada bulunduğu saatlerde işçiyi söz konusu makinede hiç görmediğini, dolayısıyla görmediği bir ihlali onaylı deftere yazmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirtmiştir. Üstelik kazadan çok önce hazırladığı risk değerlendirme raporunda yetkisiz personelin bu makineyi kullanmaması gerektiğine dair uyarıyı yazılı olarak işverene sunduğunu kanıtlamıştır. Daha da önemlisi, başvurucu istinaf aşamasında, işçiye verilen iş güvenliği eğitiminin ardından yapılan sınav evraklarını (ölçme ve değerlendirme belgelerini) bizzat dosyaya sunmuştur.
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun bilirkişi raporlarındaki eksiklik ve hataları ortaya koyan bu çok somut, yazılı ve davanın sonucunu doğrudan etkileyecek nitelikteki delillerinin derece mahkemelerince hiçbir şekilde tartışılmadığını belirlemiştir. Mahkemeler, başvurucunun bu itirazlarını tamamen cevapsız bırakmış ve sadece bilirkişi raporlarına atıf yapmakla yetinmiştir. Bu durum, hukuki dinlenilme ve savunma haklarının özünü zedelemiş, gerekçeli karar hakkını adeta ortadan kaldırmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.