Karar Bülteni
AYM Dilara Aksoy ve Özer Durmuş BN. 2020/23729
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/23729 |
| Karar Tarihi | 03.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | Kısmen İhlal / Kısmen Kabul Edilemez |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Barışçıl toplantılara müdahale zorunlu ihtiyaca dayanmalıdır.
- Toplantı mekânını seçme hakkı özgürlüğün bir parçasıdır.
- Zorunlu olmayan polis gücü kullanımı kötü muamele sayılır.
- Kötü muamele iddiaları ivedilikle ve etkili şekilde soruşturulmalıdır.
Bu karar, demokratik toplum düzeninin en temel unsurlarından olan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile kişilerin maddi ve manevi varlığını koruyan kötü muamele yasağının sınırlarını hukuken yeniden çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, bireylerin barışçıl niteliğini kaybetmeyen gösterilerinde toplanma ve yürüyüş yapma hürriyetine kolluk kuvvetleri tarafından yapılan müdahalelerin mutlak surette zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık gelmesi gerektiğini net bir şekilde ifade etmiştir. Sadece yürüyüşün yasal izni olmadığı gerekçesine dayanılarak, kamu düzenini somut biçimde tehdit etmeyen küçük bir gruba fiziksel güç kullanılarak müdahale edilmesi, anayasal hakların özüne ölçüsüz bir dokunuş olarak nitelendirilmiştir.
Kararın emsal niteliği ve uygulamadaki pratik önemi, özellikle toplumsal olaylara müdahale eden emniyet güçlerinin yetki sınırları ve savcılık makamlarının etkin soruşturma yükümlülükleri üzerinde belirginleşmektedir. Mahkeme, olay yerinde veya gözaltı sürecinde bireylerin kendi tutumu kesin olarak zorunlu kılmadıkça kolluk kuvvetlerince orantısız güç kullanılmasını insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlali olarak tescillemiştir. Üstelik bu tür şiddet iddialarının yüzeysel tutanaklarla değil, tüm kamera kayıtlarının incelendiği ve tanık ifadelerinin eksiksiz alındığı derinlemesine adli soruşturmalarla aydınlatılmasının devletin ertelenemez anayasal bir ödevi olduğu güçlü bir biçimde vurgulanmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, İstanbul Kadıköy'de "Karneler Sizin, Gelecek Bizimdir" başlığı altında organize edilen karne karşıtı barışçıl bir protesto gösterisi etrafında şekillenmiştir. Başvurucuların da aralarında bulunduğu yaklaşık elli kişilik grup, Süreyya Operası önünde toplanarak basın açıklaması yapmak amacıyla belli bir güzergâh üzerinden yürüyüşe geçmek istemiştir. Kolluk kuvvetleri, grubun sadece basın açıklaması yapmasına izin verileceğini ancak planlanan yürüyüşün yasal olmadığını belirterek grubun ilerlemesine engel olmuştur. Grubun yürümekte ısrar etmesi ve dağılmaması üzerine polis ekipleri tarafından güç kullanılarak fiziksel müdahalede bulunulmuş ve başvurucular gözaltına alınmıştır.
Başvurucular, bu polis müdahalesi sırasında kendilerine karşı orantısız güç kullanıldığını, darbedildiklerini, hakaretlere uğradıklarını ve gözaltı aracında da şiddetin devam ettiğini iddia ederek kolluk görevlileri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunmuşlardır. Savcılığın şikâyet edilen kolluk görevlileri hakkında yeterli araştırma yapmadan takipsizlik kararı vermesi ve yapılan itirazların da sulh ceza hâkimliğince kesin olarak reddedilmesi neticesinde uyuşmazlık, hem toplantı haklarının engellendiği hem de polis şiddetinin etkili soruşturulmadığı gerekçesiyle bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi bu uyuşmazlığı değerlendirirken anayasal çerçevenin iki temel sütununu ele almıştır. Bunlardan ilki Anayasa m.34 altında korunan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, ikincisi ise Anayasa m.17 kapsamında yer alan kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığının bütünlüğü ile kötü muamele yasağıdır. Toplantı hakkına müdahalenin meşruiyet ve kanunilik boyutu ise 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu hükümleri ekseninde incelenmiştir.
Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, mekân seçme serbestisini de ayrılmaz bir bütün olarak içerir. Fikrin, kamuoyuna en etkili şekilde ulaşabileceği güzergâh ve meydanların seçilmesi anayasal güvence altındadır. Bu hakka yönelik bir kolluk müdahalesinin hukuka uygun kabul edilebilmesi için, söz konusu müdahalenin kamu düzenini korumak adına mutlak surette "zorunlu bir toplumsal ihtiyaca" dayanması ve uygulanan gücün amaca uygun olarak "ölçülü" olması aranır. Barışçıl niteliğini koruyan ve kamu güvenliğini açıkça tehdit etmeyen bir eylemin salt izin prosedürüne aykırılık nedeniyle şiddet kullanılarak dağıtılması demokratik bir toplumda meşru görülmemektedir.
Doktrinel ve evrensel hukuk normları çerçevesinde de şekillenen Anayasa m.17'nin devlete yüklediği negatif ve pozitif yükümlülükler mevcuttur. Negatif yükümlülük, kolluk güçlerinin, kişinin kendi tutumu mutlak surette gerektirmedikçe bireylere karşı aşırı fiziksel güce başvurmaktan kaçınmasını emreder. Pozitif yükümlülük ise, kötü muamele veya polis şiddeti iddiaları karşısında savcılık makamlarının derhâl harekete geçerek şeffaf, bağımsız ve mağdurun katılımına açık etkili bir ceza soruşturması yürütmesini zorunlu kılar.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut başvuruda ilk olarak toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik polis müdahalesini incelemiştir. Kararda, elli kişilik görece küçük bir grubun yürüyüş yapmasına engel olunmasının ve gösterinin güç kullanılarak dağıtılmasının, kamu düzenini tesis etmek adına zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiğinin kamu makamlarınca somut gerekçelerle kanıtlanamadığı saptanmıştır. Toplantının barışçıl niteliğini kaybettiğine, etrafa zarar verildiğine veya genel güvenliği tehlikeye attığına dair yeterli bir bulgu bulunmaksızın eyleme müdahale edilmesi ölçüsüz bulunmuş ve her iki başvurucu açısından toplantı hakkının ihlal edildiği tespitine yer verilmiştir.
Kötü muamele yasağı yönünden yapılan değerlendirmede ise Mahkeme, iki başvurucunun durumunu ayrı ayrı ele almıştır. Başvuruculardan Dilara Aksoy için düzenlenen adli tıp raporunda hiçbir darp veya cebir izine rastlanmamış olması ve başvurucunun iddialarını doğrulayacak asgari bir emare sunamaması sebebiyle, bu başvurucu yönünden iddialar açıkça dayanaktan yoksun bulunarak reddedilmiştir.
Buna karşın, diğer başvurucu Özer Durmuş'un dosyaya sunduğu adli raporda kendisinde çeşitli sıyrık, abrazyon ve doku zedelenmelerinin bulunduğu açıkça tespit edilmiştir. Mahkeme, bu yaralanmaların polis müdahalesi sırasında maddi güç kullanımı sonucu oluştuğunu makul şüphenin ötesinde sabit görmüştür. Başsavcılığın, iddia edilen kamera kayıtlarını detaylı şekilde araştırmadan, polis memurlarının somut ifadelerini almadan ve kullanılan gücün gerçekten zorunlu olup olmadığını hukuken irdelemeden yüzeysel ve aceleci bir takipsizlik kararı verdiği saptanmıştır. Etkili bir ceza soruşturmasının yürütülmemesi sebebiyle devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği, başvurucu Özer Durmuş'un insan haysiyetiyle bağdaşmayan muameleye maruz kaldığı anlaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, ihlal iddialarının kısmen kabulü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.