Anasayfa Karar Bülteni AYM | Cem Sultan Gezici | BN. 2019/16399

Karar Bülteni

AYM Cem Sultan Gezici BN. 2019/16399

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2019/16399
Karar Tarihi 03.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Organik bağ iddiaları mahkemelerce incelenmelidir.
  • Husumetten ret kararları yeterli gerekçe içermelidir.
  • Şekilci hukuki yaklaşımlar mahkemeye erişimi engeller.
  • İddiaların incelenmemesi orantısız külfet yaratır.

Bu karar, iş kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında işveren şirketler arasındaki "organik bağ" ve "muvazaalı devir" iddialarının mahkemelerce titizlikle incelenmesi gerektiğini hukuken tescil etmektedir. Derece mahkemelerinin, davacı işçilerin sunduğu resmi delilleri ve tüzel kişilik perdesinin aralanması yönündeki iddialarını yüzeysel bir değerlendirmeyle geçiştirerek davayı pasif husumet yokluğundan reddetmesi, Anayasa ile güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının doğrudan ihlali olarak kabul edilmiştir. Şirketler arası hukuki ve fiilî devirlerin, ortaklık yapılarının ve yöneticilerin ayniyetinin esasa etkili olduğu durumlarda, yargı mercilerinin maddi gerçeği aydınlatma yükümlülüğü bulunmaktadır. Şekilci hukuki yaklaşımlar, bireylerin hak arama özgürlüğünü anlamsız kılmaktadır.

Emsal niteliği taşıyan bu anayasal yargı kararı, özellikle borca batık şirketlerin mali yükümlülüklerinden kurtulmak amacıyla aynı ortaklık yapısıyla yeni şirketler kurması veya örtülü devir işlemleri yapması şeklindeki hileli uygulamalara karşı işçi alacaklarının korunması bakımından kritik bir öneme sahiptir. Uygulamada sıkça rastlanan ve işçilerin haklı tazminatlarını tahsil edememesiyle sonuçlanan bu tür muvazaalı işlemlerde, davacıların iddialarının derinlemesine araştırılması bir zorunluluktur. Yüksek Mahkeme, usul kurallarının katı ve esnemez bir şekilde uygulanarak uyuşmazlığın esasının incelenmesinin engellenmesinin, adaletin tecellisini zedeleyeceğini ve mahkemeye erişim hakkını işlevsiz kılacağını uygulayıcılara net bir şekilde göstermiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, çalıştığı hastane inşaatında dış cephedeki çelik borulu iskelenin söküm işini yaparken düşerek yaralanmış ve ağır bir iş kazası geçirmiştir. Bu olay neticesinde yüz beş gün boyunca çalışamayan ve işgöremezlik durumu oluşan başvurucu, zararının giderilmesi amacıyla ilgili sağlık ve inşaat şirketlerine karşı maddi ve manevi tazminat davası açmıştır.

Yargılama sürecinde mahkeme, davalı şirketlerden birinin kaza tarihi itibarıyla inşaatla ilgisi bulunmadığı ve diğer asıl sorumlu şirketle arasında devir ilişkisi olmadığı gerekçesiyle bu şirket yönünden davayı husumet yokluğundan reddetmiştir. Başvurucu ise davalı şirketler arasında organik bağ bulunduğunu, her iki şirketin de yönetim kurulu başkanı ve hissedarının aynı kişi olduğunu, asıl sorumlu şirketin borca batık durumda bırakıldığını ve aynı faaliyetlerine isim değiştirerek diğer şirket üzerinden devam ettiğini iddia etmiştir. Uyuşmazlık, başvurucunun bu hayati iddiaları ve sunduğu resmî deliller mahkemece incelenmeden davanın husumetten reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediği noktasında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı, bireylerin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma, savunma yapma ve davasının esastan incelenmesini talep etme hakkını koruma altına almaktadır. Bu hakkın en temel alt unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, taraflar arasında çıkan bir hukuki uyuşmazlığı yetkili mahkeme önüne taşıyabilmeyi ve uyuşmazlığın esası hakkında etkili bir şekilde adil bir karar verilmesini isteyebilmeyi ifade etmektedir.

Usul hukukumuzda dava şartlarından biri olarak kabul edilen taraf ehliyeti ve husumet (pasif dava ehliyeti) kavramları, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.114 ve m.115 kapsamında açıkça düzenlenmiştir. Bir davanın taraf sıfatı bulunmayan, olayla maddi hukuk bakımından illiyet bağı kurulamayan kişilere yöneltilmesi durumunda, mahkemece uyuşmazlığın esasına girilmeden davanın usulden reddine karar verilmektedir. Ancak bu temel usul kuralının uygulanması, kişilerin mahkemeye erişim hakkına yönelik doğrudan bir müdahale niteliği taşıdığından, söz konusu usuli müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca meşru amaca dayanması ve ölçülü olması zorunludur.

Ölçülülük ilkesinin yargılama hukukundaki en önemli alt unsuru olan orantılılık, uygulanan hukuki tedbir ile ulaşılmak istenen meşru amaç arasında adil ve dengeli bir ilişkinin kurulmasını emreder. Yargılamayı yürüten mahkemelerin, davacıların uyuşmazlığın çözümüne etki edecek nitelikteki somut iddia ve delillerini, özellikle ticari şirketler arasındaki organik bağ, muvazaalı devir veya tüzel kişilik perdesinin aralanması gibi hukuki talepleri hiç incelemeden ve yeterli düzeyde gerekçelendirmeden sırf şeklî nedenlerle husumetten ret kararı vermesi, davacıya yargılama sürecinde aşırı ve orantısız bir külfet yüklemektedir. Bu tür katı ve şekilci usul uygulamaları, hukuki hakkın özünü zedeleyerek vatandaşların adalete ve mahkemeye erişim anayasal güvencesini ihlal etmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda başvurucu, tehlikeli bir iş olan hastane inşaatı iskele sökümü sırasında yüksekten düşerek iş kazası geçirmiş ve bu kazadan kaynaklanan maddi ve manevi zararlarının tazmini talebiyle üç farklı tüzel kişiliğe sahip şirkete karşı müştereken ve müteselsilen tazminat davası açmıştır. Yargılamayı yürüten ilk derece mahkemesi, davalı şirketlerden birinin olay tarihi itibarıyla inşaatla fiilî veya hukuki bir bağının bulunmadığı, diğer asıl sorumlu şirket ile arasında resmî bir devir ilişkisi olmadığı ve şirket yetkililerinin tamamen farklı kişiler olduğu gerekçesiyle bu şirket yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar vermiştir.

Buna karşılık başvurucu, yargılama süreci boyunca ısrarla ve tutarlı bir şekilde, husumetten reddedilen şirket ile asıl sorumlu işveren şirket arasında çok sıkı bir organik bağ bulunduğunu, her iki şirketin yönetim kurulu başkanının ve ana hissedarının aynı kişi olduğunu iddia etmiş; bu organik bağı ispatlayan Türkiye Ticaret Sicil Gazetesi kayıtlarını mahkemeye yazılı delil olarak sunmuştur. Başvurucunun davasındaki temel iddia, kaza tarihinde asıl sorumlu olan şirketin kasıtlı olarak borca batık hâle getirilip içinin boşaltıldığı ve kârlı ticari faaliyetlerine husumetten reddedilen diğer borçsuz şirket üzerinden hileli bir şekilde devam ettiği, bu operasyon nedeniyle kendi tazminat alacağının tahsil imkânının kötü niyetli olarak ortadan kaldırıldığı yönündedir.

Anayasa Mahkemesinin yaptığı anayasal denetim ve incelemede, derece mahkemesinin başvurucu tarafından ayrıntılı olarak ve resmî belgelere dayanılarak ileri sürülen "organik bağ" ve şirketlerin eylemli olarak birbirinin devamı olduğu iddialarını hiçbir şekilde araştırmadan, sunulan Ticaret Sicil Gazetesi delillerini değerlendirmeden son derece şeklî ve dar bir yaklaşımla husumetten ret kararı verdiği tespit edilmiştir. Mahkemenin bu hayati iddiaları yüzeysel biçimde reddetmesi, uyuşmazlığın esasına ilişkin adil ve hakkaniyetli bir hukuki çözüm bulunmasını engellemiş ve başvurucuya hukuken katlanılması zor, son derece orantısız bir ispat külfeti yüklemiştir. Yargı merciinin delilleri toplamaktan imtina eden bu tutumu, usul kurallarının hakkın özünü zedeleyecek kadar katı uygulandığını bariz bir şekilde göstermektedir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, iddialar eksiksiz değerlendirilmeksizin davanın husumetten reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: