Karar Bülteni
AYM İsmi Nur Yetişti ve Diğerleri BN. 2022/50105
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/50105 |
| Karar Tarihi | 10.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Yargılama esnasındaki kanun değişikliği hakkı engellememelidir.
- Alacağın tahsil imkânının yasayla kaldırılması mülkiyeti ihlaldir.
- Mülkiyet hakkı kapsamında etkili başvuru yolu sunulmalıdır.
- Makul süre şikayetleri için Tazminat Komisyonuna başvurulmalıdır.
Bu karar, vatandaşların meşru yollarla elde ettikleri ve yargı önüne taşıdıkları alacak haklarının, devam eden bir dava sürecinde yürürlüğe giren yeni bir kanuni düzenleme ile fiilen tahsil edilemez duruma getirilmesinin hukuka aykırılığını en net biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, bireylerin alacaklarını tahsil etmek amacıyla hukuki mekanizmalara usulünce başvurmalarına rağmen, idari veya yasama tasarrufuyla bu mekanizmaların geriye dönük olarak işlevsiz bırakılmasının sadece mülkiyet hakkına değil, aynı zamanda mülkiyet hakkı ile bağlantılı etkili başvuru hakkına da ağır bir müdahale teşkil ettiğini açıkça vurgulamıştır. Bir davanın tarafı olan bireyin, yargılama sürerken getirilen genel bir düzenleme ile hakkını arama imkanından tümüyle mahrum edilmesi, demokratik hukuk devletinin sağladığı temel güvencelerin zedelenmesi anlamına gelir.
Uygulamada sıkça rastlanan, kanun koyucunun sonradan yaptığı düzenlemelerle halihazırda devam eden uyuşmazlıklara müdahale etmesi sorunu, bu kararla anayasal sınırlar içine çekilmektedir. Karar, kanunların geriye yürümezliği, hukuki öngörülebilirlik ve kazanılmış haklara saygı ilkeleri çerçevesinde, vatandaşların yargı makamları önündeki hak arama hürriyetlerinin yasal düzenlemelerle dahi olsa bütünüyle işlevsiz kılınamayacağına dair çok güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır. Ayrıca karar, makul sürede yargılanma şikayetleri açısından yeni kurulan idari mekanizmanın (Tazminat Komisyonu) başvuru yolunun tüketilmesinin zorunlu bir ön şart olduğunu bir kez daha teyit ederek, Anayasa Mahkemesinin tali niteliğini ve usul hukukundaki güncel durumu pekiştirmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular İsmi Nur Yetişti ve diğerleri, bir şirkete yatırdıkları paranın kendilerine iadesi talebiyle ilgili hukuki yollara müracaat ederek dava açmışlardır. Ancak, açılan bu alacak ve iade davası mahkemeler önünde devam ederken yürürlüğe giren yeni bir kanuni düzenleme sonucunda, başvurucuların söz konusu parayı tahsil etme imkânı hukuken ve fiilen tamamen ortadan kaldırılmıştır.
İade talebiyle yürüttükleri davanın, sonradan çıkarılan bu genel yasal düzenleme gerekçe gösterilerek sonuçsuz kalması üzerine başvurucular süreci Anayasa Mahkemesine taşımışlardır. Başvurucular, temel olarak iki husustan şikayetçi olmuşlardır. İlk olarak, alacaklarının yargı eliyle tahsilinin engellenmesi sebebiyle mülkiyet haklarının ve hakkı aramak için başvurdukları davanın yasal bir engelle boşa çıkarılması nedeniyle etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. İkinci olarak ise, paranın iadesi için yürüttükleri bu hukuki süreçlerin çok uzun sürmesi neticesinde makul sürede yargılanma haklarının ellerinden alındığını ileri sürerek maddi ve manevi tazminat ile yargılamanın yenilenmesi taleplerinde bulunmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı karara bağlarken mülkiyet hakkı ve etkili başvuru hakkı arasındaki vazgeçilmez kopmaz bağı temel alan yerleşik içtihatlarına, özellikle de Turgay Kılıç kararına dayanmıştır. Kararın temelini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35'te güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 40'ta düzenlenen etkili başvuru hakkının birlikte değerlendirilmesi oluşturmaktadır.
Yüksek Mahkemenin yerleşik emsal içtihatlarına göre, bireylerin muaccel ve meşru alacaklarını tahsil etmek için usulüne uygun şekilde hukuki yollara başvurmuş olmalarına rağmen, devam eden yargılama sırasında yürürlüğe giren yeni bir kanuni düzenleme nedeniyle mevcut hukuki mekanizmaları işletme imkânından mahrum bırakılmaları, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkını doğrudan zedelemektedir. Hukuk devletinde, bireylerin haklı beklentilerle yargı yoluna başvurduktan sonra, yasal bir müdahale ile dava süreçlerinin anlamsız ve işlevsiz hale getirilmesi, temel bir hak arama hürriyetinin özüne dokunan ölçüsüz bir müdahale kabul edilmektedir.
Bunun yanı sıra, davanın uzun sürmesine yönelik şikayetler açısından usul hukukunda meydana gelen yasal değişiklikler uygulanmıştır. 7499 sayılı Kanun ile 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun'a eklenen madde 5/A ve geçici madde 3 hükümleri olaya tatbik edilmiştir. Bu kurallara göre, Anayasa Mahkemesi nezdinde derdest durumda olan makul sürede yargılanma şikayetleri için Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan ve ulaşılabilir, başarı şansı sunan Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun tüketilmesi zorunlu hale getirilmiştir. Komisyon yolunun tüketilmesi, bireysel başvurunun ikincil niteliği kuralının bir yansıması olarak ele alınmıştır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, somut olayın incelenmesinde başvurucuların iddialarını hukuki irtibatları nedeniyle birleştirerek iki ana başlık altında ele almış ve sonuca bağlamıştır.
İlk olarak, yargılamanın makul sürede tamamlanmadığına ilişkin şikayetler detaylıca değerlendirilmiştir. Mahkeme, yargılamanın uzun sürmesine dair şikayetler açısından, güncel kanuni düzenlemelerle oluşturulan idari başvuru yolunun tüketilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Yeni yasal düzenlemeler ışığında, makul süre şikayetlerini incelemek üzere kurulan Tazminat Komisyonuna müracaat imkânının halihazırda mevcut olduğu ve bu yolun hem ilk bakışta ulaşılabilir hem de başarı şansı sunarak yeterli giderim sağlama kapasitesine sahip olduğu tespit edilmiştir. Bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi gereğince, olağan idari yollar tükenmeden Anayasa Mahkemesinin inceleme yapması hukuken mümkün görülmemiştir. Bu nedenle, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik iddialar, başvuru yollarının tüketilmemesi sebebiyle kabul edilemez bulunmuştur.
İkinci ve asıl uyuşmazlık noktası olarak, şirkete yatırılan paranın iadesine yönelik alacağın tahsili için açılan davanın kanuni bir düzenleme ile işlevsiz hale getirilmesi incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların mülkiyetlerindeki bir değeri elde etmek için yasal yollara müracaat ettiklerini, ancak dava devam ederken yürürlüğe giren yasal düzenleme sebebiyle mahkemelerin alacağı tahsil imkânını tamamen ortadan kaldırdığını belirlemiştir. Mahkeme, hak arama yolunun sadece kâğıt üzerinde ve hukuken var olmasının yeterli olmadığını, aynı zamanda fiilen de sonuç doğurucu ve etkili olması gerektiğini vurgulamıştır. Sürmekte olan bir yargılama sırasında yasa koyucunun müdahalesiyle kişilerin meşru alacaklarına kavuşmalarının geriye dönük olarak imkânsız hale getirilmesi, mülkiyet hakkının korunmasını sağlayan etkili başvuru hakkının son derece açık ve ağır bir ihlali olarak görülmüştür. Bu çerçevede, başvurucuların mülkiyet haklarına yönelik uygulanan bu müdahalenin telafi edilmesi için var olan yargısal koruma mekanizmalarının etkin şekilde işlemediği kanaatine varılarak temel anayasal ilkelerin ihlal edildiği saptanmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, mülkiyet hakkı ile bağlantılı etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması talebiyle başvuruyu kabul etmiştir.