Karar Bülteni
AYM İskender Söylemez BN. 2022/102592
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi / Birinci Bölüm | | Başvuru No | 2022/102592 | | Karar Tarihi | 10.12.2024 | | Dava Türü | Bireysel Başvuru | | Karar Sonucu | İhlal | | Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Yargılama sırasındaki kanun değişikliği hakkı etkisizleştiremez.
- Tahsil imkânının ortadan kaldırılması mülkiyet hakkını zedeler.
- Mülkiyet hakkı ile bağlantılı etkili başvuru sağlanmalıdır.
Bu karar, devam eden bir yargılama sırasında yürürlüğe giren yeni bir kanuni düzenlemenin, vatandaşların alacaklarını tahsil etme imkânını ortadan kaldırmasının Anayasa'ya aykırı olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, hukuki yollara uygun şekilde başvurarak hakkını arayan bir kişinin, yargılama sürecinde meydana gelen yasal ve idari mevzuat değişiklikleri bahane edilerek hukuki korumadan tamamen yoksun bırakılamayacağını vurgulamıştır. Yargılama esnasında hakkın tahsilini imkânsız hâle getiren hukuki düzenlemelerin, mülkiyet hakkının korunmasıyla doğrudan bağlantılı olan etkili başvuru hakkını zedelediği açıkça tespit edilmiştir. Devletin, bir yandan yargı yolunu açık tutarken diğer yandan yargısal süreçleri işlevsizleştiren yasalar çıkarması hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
Emsal etkisi bakımından bu ihlal kararı, benzer durumda olan ve yatırım yaptıkları şirketlere yatırdıkları paraların iadesini talep eden binlerce kişinin devam eden davaları açısından son derece belirleyici bir nitelik taşımaktadır. Mahkemenin Turgay Kılıç kararına yaptığı bağlayıcı atıf, bu tür somut uyuşmazlıklarda oturmuş, istikrarlı bir içtihadın varlığına işaret etmektedir. Karar, idarenin ve yasama organının mülkiyet hakkına müdahale teşkil edecek çeşitli düzenlemeler yaparken vatandaşların derdest davalarındaki hukuki kazanımlarını ve hak arama hürriyetlerini ölçüsüzce kısıtlamaması gerektiği yönünde uygulamadaki tüm yerel ve istinaf mahkemelerine kesin bir yön çizmektedir. Böylece, yargı makamlarına düşen görevin, sonradan çıkarılan kanunları uygularken dahi mülkiyet hakkının etkinliğini ve vatandaşların etkili başvuru güvencesini anlamsız kılacak dar ve aşırı şekilci yorumlardan titizlikle kaçınmak olduğu bir kez daha güçlü bir biçimde teyit edilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
İskender Söylemez, bir şirkete ticari ilişkiler kapsamında yatırdığı paranın tarafına iade edilmesi talebiyle yetkili mahkemeler nezdinde hukuki yollara başvurarak alacak davası açmıştır. Davacı vatandaş, alacağına kavuşabilmek için yasal prosedürleri harfiyen takip etmiştir. Ancak bu alacak davası henüz mahkeme önünde derdest durumdayken ve yargılama süreci olağan seyrinde devam ederken, söz konusu alacağın tahsilini doğrudan doğruya etkileyen ve engelleyen yeni bir yasal düzenleme yürürlüğe girmiştir. Yapılan bu sonradan yürürlüğe giren yeni kanuni düzenleme neticesinde, başvurucunun mahkeme yoluyla hakkını arayıp hukuken hak ettiği parasını tahsil etme imkânı fiilen elinden alınmış ve başlatılan bu dava süreci tamamen sonuçsuz bırakılmıştır. Hukuki mücadele vermesine rağmen parasını geri alamayan ve hakkını aradığı dava yolu yasal bir müdahale ile işlevsiz hâle gelen başvurucu, devletin çıkardığı yasa aracılığıyla alacağına kavuşmasını engellediğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Uyuşmazlığın temelini, hukuki bir mekanizmaya usulüne uygun şekilde başvuran bir vatandaşın, bizzat yargılama aşamasında devletin yasal müdahalesiyle alacağını tahsil etme hakkından ve gerekli hukuki korumadan bütünüyle mahrum bırakılması sorunu oluşturmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi bu karmaşık hukuki uyuşmazlığı değerlendirirken temel prensip olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35'te güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 40'ta yer alan etkili başvuru hakkı hükümlerini birbiriyle bağlantılı olarak ele alıp dikkate almıştır. Mülkiyet hakkı, kişilerin mal varlığı değerleri üzerinde diledikleri gibi tasarruf edebilmelerini ve bu maddi değerlerin her türlü haksız ve ölçüsüz müdahalelere karşı devlet tarafından korunmasını güvence altına almaktadır. Etkili başvuru hakkı ise anayasal düzeyde bir hakkı ihlal edilen herkesin, yetkili adli ve idari makamlara gecikmeden başvurarak hakkının etkin bir biçimde korunmasını ve uğradığı zararlarının eksiksiz olarak giderilmesini talep etme hürriyetini ifade etmektedir.
Yüksek Mahkeme önündeki uyuşmazlığı çözerken, daha önce benzer nitelikteki olaylar için verdiği temel emsal karar olan Turgay Kılıç başvurusundaki ilkeleri mutlak surette esas almıştır. İlgili yerleşik içtihada göre; sahip olduğu bir alacağın tahsili amacıyla kanunun öngördüğü usullere uygun olarak tüm hukuki yollara başvuran bir kişinin, bizzat bu dava süreci aktif olarak işlerken devlet tarafından yapılan yeni bir kanuni düzenleme ile hukuki mekanizmaları işletme imkânından tamamen mahrum bırakılması anayasal hakların açık bir ihlali anlamına gelmektedir. Elbette kanun koyucunun anayasal sınırlar içinde hukuki düzenleme yapma yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu yetki kullanılarak kişilerin mülkiyet haklarına erişimlerini ve bu hakları kullanmalarını tamamen işlevsiz kılan, adil yargılanma ve hak arama hürriyetini fiilen ortadan kaldıran, geriye dönük olarak veya derdest durumdaki davaları doğrudan olumsuz etkileyen kesin yasaklamalar getirilemez. Bu çerçevede kabul edilen temel hukuk kuralı, devletin vatandaşın hakkını arayabileceği yargı yollarını sadece kâğıt üzerinde ve şeklen açık tutmasının anayasal güvenceler için yeterli olmadığıdır. Bu yargı yollarının fiiliyatta da alacağı tahsil etmeye matuf ve gerçekten etkili bir sonuç doğuracak kapasitede hizmet vermesi ana prensiptir. Aksi ve şekilci bir durum, vatandaşın adalete, mahkemeye erişim ve etkili başvuru haklarının özünü onarılamaz biçimde zedeler.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, İskender Söylemez'in başvurusuna konu olan somut olayda, başvuran vatandaşın hukuki alacağını tahsil edebilmek amacıyla ilgili yasal yollara zamanında, eksiksiz ve usulüne uygun olarak müracaat ettiğini dosya kapsamındaki veriler ışığında tespit etmiştir. Ancak söz konusu alacağın iadesine ilişkin bu yargılama henüz yerel mahkeme önünde devam ederken, kanun koyucu yasama organı tarafından yargısal süreçlere tesir eden yeni bir kanuni düzenleme yapılmıştır. Bu yeni düzenleme, doğrudan doğruya başvurucunun derdest davasına etki ederek mal varlığına dâhil olan alacağın mahkeme kararı veya icra iflas yoluyla tahsil edilmesi imkânını temelinden ve tamamen ortadan kaldırmıştır.
Yüksek Mahkeme, eldeki bu bireysel başvuruyu incelerken, uyuşmazlık konusunun daha önce çok detaylı bir biçimde incelenerek karara bağlanan Turgay Kılıç isimli emsal karar ile birebir aynı hukuki nitelikte ve bağlamda olduğunu kesin olarak belirlemiştir. Bu hukuki tespit doğrultusunda, somut olayda anılan emsal karardaki ilkelerden, hukuki tespitlerden ve ulaşılan anayasal sonuçlardan ayrılmayı gerektirecek herhangi bir farklılık, istisna veya özel durum bulunmadığı kararın metninde açıkça ifade edilmiştir. Başvurucunun, sahip olduğu alacak hakkını aramak için yasal prosedürü en başından beri eksiksiz işletmesine rağmen, devletin yasama fonksiyonunu kullanarak sürece müdahale etmesi sonucunda işletilen yargı mekanizmasının pratikte tamamen anlamsızlaştığı görülmüştür. Bu fiili durum sebebiyle başvurucunun anayasal mülkiyet hakkını koruyacak ve alacağını tahsil etmesini sağlayacak etkili bir hukuki yoldan açıkça mahrum bırakıldığı saptanmıştır.
Kanuni düzenlemeler sonucunda oluşan bu derin hukuki zafiyet nedeniyle ortaya çıkan ihlalin ve mağduriyetin yalnızca maddi tazminat ödenerek giderilemeyeceği, ihlalin asıl kaynağı olan yargılama eksikliğinin ve hakkın tahsiline yönelik engelin hukuken telafi edilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Yüksek Mahkeme, tespit edilen bu ağır anayasal ihlalin sonuçlarının tamamen ortadan kaldırılması, bozulan hukuki dengenin yeniden tesis edilmesi ve hak arama özgürlüğünün tesisi için davanın yeniden görülmesinde mutlak bir hukuki yarar ve zorunluluk bulmuştur. Yeniden yargılama yapılarak Anayasa Mahkemesi'nin ihlal kararında vurgulanan temel mülkiyet ve etkili başvuru ilkelerine birebir uygun yeni bir hüküm kurulması, anayasal hukuk devletinin ve adalet sisteminin vazgeçilmez bir gereği olarak değerlendirilerek maddi tazminat talepleri reddedilmiş ve yeniden yargılama kararı verilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.