Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2017/14805 E. 2020/17668 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2017/14805 |
| Karar No | 2020/17668 |
| Karar Tarihi | 08.12.2020 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Yargı yolu kuralları kamu düzenine ilişkindir.
- Görev itirazı yargılamanın her aşamasında gözetilir.
- Uyuşmazlık Mahkemesi kararları kesin ve bağlayıcıdır.
- İdari yargının görevli olduğu davalar usulden reddedilir.
Bu karar, bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargı ile idari yargı arasındaki görev ayrımının kamu düzenine ilişkin olduğunu ve yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınması gerektiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Davacının mobbing iddiasıyla açtığı tazminat davasında, yerel mahkeme uyuşmazlığın esasına girerek hüküm kurmuş olsa da, Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından uyuşmazlığın çözümünde idari yargının görevli olduğuna hükmedilmesi, adli yargı mercilerinin bu davaya bakma yetkisini ortadan kaldırmıştır. Yargıtay, görev kurallarının mutlak bir dava şartı olduğunu hatırlatarak, davanın esasına girilmeden derhal usulden reddedilmesi gerektiğinin altını çizmektedir.
Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar mahkemeler arası görev uyuşmazlıklarında Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarının kesinliğine ve tüm yargı mercileri için tartışmasız bağlayıcılığına işaret etmektedir. Meslektaşlarımız ve vatandaşlar açısından kritik nokta, özellikle idare hukuku kapsamında değerlendirilebilecek personel görevlendirmeleri veya atamalardan doğan mobbing iddialarında yargı yolunun başlangıçta doğru belirlenmesinin şart olduğudur. Yargı yolu hatası, davanın ilerleyen aşamalarında usulden ret gibi zaman, emek ve hak kayıplarına yol açabilmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalı büyükşehir belediyesinde yirmi yedi yıl boyunca başkan sekreterliği, daire başkan sekreterliği ve sayıştay sekreteri gibi statülerde görev yaptıktan sonra başka bir ilçeye geçici görevle gönderilmiştir. Davacı, yeni görev yerinde işveren yetkilileri tarafından kendisine kasıtlı olarak tuvalet temizliği gibi kendi iş tanımı dışındaki vasıfsız işlerin yaptırılmak istendiğini, aksi takdirde tutanak tutularak yirmi yedi yıllık kıdeminin yok edileceği yönünde tehdit edildiğini iddia etmiştir. Bu sistematik baskılar nedeniyle kendisine mobbing uygulandığını belirten davacı, yaşadığı psikolojik yıpranmanın telafisi için manevi tazminat talebiyle dava açmıştır.
Davalı idare ise söz konusu ilçeye görevlendirmenin sınırların genişlemesi sebebiyle yasal mevzuat gereği yapıldığını, davacının vasıfsız işçi kadrosunda olduğunu ve verilen görevleri yerine getirmekten kaçındığı için hakkında olağan tutanakların tutulduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay'ın uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel kural, mahkemelerin görevi ve yargı yolu meselesidir. Türk hukuk sisteminde yargı yolu ayrımı, kamu düzenine ilişkin en önemli usul kuralları arasında yer almaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.114 hükmünün 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca, "yargı yolunun caiz olması" dava şartlarından biri olarak düzenlenmiştir. Dava şartları, bir davanın esasına girilebilmesi ve uyuşmazlığın karara bağlanabilmesi için mutlak surette bulunması gereken zorunlu unsurlardır.
Aynı Kanun'un dava şartlarının incelenmesini düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.115 hükmüne göre mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden (re'sen) araştırmakla yükümlüdür. Yargı yolunun caiz olmaması, yani uyuşmazlığın adli yargı mahkemeleri yerine idari yargı mercilerinde çözülmesi gerektiği durumlarda, davanın esasına girilerek karar verilmesi hukuken mümkün değildir.
Bununla birlikte, somut bir uyuşmazlığın çözümünde hangi yargı kolunun görevli olduğu konusunda idari yargı ile adli yargı arasında olumlu veya olumsuz bir uyuşmazlık çıkması hâlinde son sözü söyleyecek en üst merci Uyuşmazlık Mahkemesidir. Uyuşmazlık Mahkemesinin yargı yolu konusundaki kararları kesin olup, ilgili tüm yargı mercilerini doğrudan bağlamaktadır. Mahkemeler, bu kararlara uymak ve geciktirmeksizin uygulamak zorundadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Davacı işçinin mobbing (psikolojik taciz) iddiasına dayanarak açtığı manevi tazminat davasında, yerel mahkeme tarafından esasa girilerek toplanan deliller ve alınan bilirkişi raporu doğrultusunda kısmen kabul kararı verilmiştir. Mahkeme, davacıya sistematik bir şekilde sindirme maksadıyla psikolojik saldırı ve sözlü tacizde bulunulduğunu, böylece davacının yıpratılarak mobbinge maruz bırakıldığını kabul etmiştir. Ancak bu karar, yargı yolu ayrımı gibi temel bir dava şartı ihlal edilerek tesis edilmiştir.
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından yapılan temyiz incelemesinde, yargılamanın devam ettiği süreçte davalı idare vekilinin görev itirazında bulunduğu ve konunun Danıştay Başsavcılığı aracılığıyla Uyuşmazlık Mahkemesine taşındığı tespit edilmiştir. Uyuşmazlık Mahkemesinin 10.04.2017 tarihli kararında, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğuna kesin olarak hükmedilmiş ve İş Mahkemesinin kendi görevli olduğuna yönelik önceki ara kararı bizzat Uyuşmazlık Mahkemesi tarafından kaldırılmıştır.
Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarının kesinliği ve adli merciler dâhil tüm mahkemeler için bağlayıcı olması kuralı gereğince, yerel mahkemenin bu aşamadan sonra davanın esasına girerek mobbing iddialarını değerlendirmesi ve tazminata hükmetmesi usul hukukuna açıkça aykırıdır. Davanın çözüm yerinin idari yargı olduğu kesinleştiğinden, adli yargı mercii olan İş Mahkemesinin yapması gereken tek işlem yargı yolunun caiz olmaması sebebiyle dosyayı reddetmektir.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığın çözüm yerinin idari yargı olması sebebiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken esasa girilerek hüküm kurulmasının hatalı olduğu gerekçesiyle kararı bozmuştur.