Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 22. HD | 2017/14679 E. | 2018/21020 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 22. HD 2017/14679 E. 2018/21020 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 22. Hukuk Dairesi
Esas No 2017/14679
Karar No 2018/21020
Karar Tarihi 04.10.2018
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla doğrudan bağlıdır.
  • Talep edilmeyen bir husus davada tartışılamaz.
  • Talep aşılarak hüküm kurulması usule aykırıdır.

Bu karar hukuken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 26. maddesinde düzenlenen "taleple bağlılık kuralının" ne denli kesin ve sınırlandırıcı bir ilke olduğunu net bir biçimde ortaya koymaktadır. Mahkemelerin, işçinin haklılığını veya mağduriyetini fiilen tespit etmiş olsalar dahi, davacının dava dilekçesinde açıkça çizdiği zaman veya konu sınırlarının dışına çıkarak kendi başlarına bir hüküm kuramayacakları kesin bir dille vurgulanmıştır. Yargılamada tarafların tasarruf ilkesi gereği, hâkimin davacının talep etmediği bir alacak kalemi veya çalışma dönemi için kendiliğinden karar vermesi usul hukukuna tamamen aykırıdır.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi özellikle belirsiz alacak veya kısmi davalarda kendini açıkça göstermektedir. İşçilik alacakları hesaplanırken, işçinin hangi dönem için fark ücret talep ettiği dilekçede net bir tarih aralığıyla sınırlandırılmışsa, bilirkişinin veya mahkemenin bu süreyi dava tarihine kadar kendiliğinden uzatarak hesaplama yapması çok ciddi bir usul hatasıdır. Avukatların ve tarafların talep sonuçlarını oluştururken çalışma dönemlerini ve alacak türlerini titizlikle belirlemeleri gerektiği, aksi takdirde haklı olunan ve lehe olan bir durumun bile Yargıtay aşamasında sırf bu usul kuralı nedeniyle bozulabileceği bu güncel kararla bir kez daha sabitlenmiştir. Hukuk profesyonellerinin dilekçe hazırlarken bu tür sınırlara azami özen göstermesi hayati önem taşır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir fırın veya unlu mamuller üretim tesisinde ekmek usta yardımcısı olarak çalışan bir işçi, toplu iş sözleşmesi gereği işin niteliğine göre daha yüksek bir maaş grubunda yer alması gerekirken düşük maaşla çalıştırıldığını belirterek işverene karşı alacak davası açmıştır. İşçi, doktorun uyarısına ve yaşadığı bel ile boyun fıtığı gibi sağlık sorunlarına rağmen ağır işlerde çalıştırıldığını belirtmiştir. Ayrıca farklı görevlere sürülerek kendisine mobbing uygulandığını ve işyeri sendika temsilcisi seçildikten sonra da işten atılmakla tehdit edildiğini iddia etmiştir. Bu doğrultuda, uğradığı psikolojik baskı nedeniyle manevi tazminat ile eksik ödenen ücret ve ikramiye farklarının tahsilini talep etmiştir. İşveren ise mobbing iddialarını tamamen reddederek, işçiye yaptığı işe uygun grubun maaşının ödendiğini savunmuştur. Mahkeme mobbing talebini reddetmiş ancak ücret farkı alacaklarını kabul ederek davayı sonuçlandırmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel hukuk kuralı, adil yargılanma ve medeni usul hukukunun bel kemiği sayılan "taleple bağlılık" ilkesidir. Bu ilke, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.26 kapsamında açık ve net bir biçimde düzenlenmiştir. İlgili kanun maddesine göre hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla doğrudan bağlı olup, ondan fazlasına veya tamamen başka bir şeye karar veremez. Hâkim, mevcut delillere ve uyuşmazlığın durumuna göre sadece talep sonucundan daha azına karar verebilir.

Medeni usul hukukundaki bu temel prensip, taraflarca hazırlama ilkesinin ve medeni haklar üzerindeki tasarruf yetkisinin doğal bir sonucudur. Hukuk davalarında neyin talep edildiği, davanın maddi sınırlarının ne olduğu bizzat davacı tarafından belirlenir. Mahkemenin görevi, davacının çizdiği bu sınırlar içerisinde kalarak adalet tesis etmek ve uyuşmazlığı çözmektir. İş hukuku yargılamalarında, her ne kadar işçinin korunması ilkesi geçerli olsa da, bu sosyal ilke usul kurallarının esnetilebileceği veya davacının açıkça talep etmediği bir hakkın resen (kendiliğinden) hüküm altına alınabileceği anlamına asla gelmez.

Yerleşik Yargıtay içtihatları da tereddütsüz şekilde göstermektedir ki, dava dilekçesinde belirli bir çalışma dönemi veya pozisyon için alacak talep edilmişse, bilirkişi incelemesi veya mahkeme kararı bu dönemin sınırları dışına taşamaz. Toplu İş Sözleşmesi hükümlerinden kaynaklanan ücret farkı ve ikramiye alacaklarında da işçinin açıkça hak iddia ettiği tarih aralığı esas alınmak zorundadır. Aksi takdirde, davanın sınırları yasa dışı olarak genişletilmiş olur ve "talep aşımı" (ultra petita) yasağı ihlal edilerek kararın Yargıtay tarafından usul yönünden bozulması kaçınılmaz hale gelir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Dosya kapsamındaki belgeler ve Toplu İş Sözleşmesi hükümleri incelendiğinde, davalı işyerinde sendika üyesi işçilerin taban ücretlerinin beş grup halinde düzenlendiği görülmektedir. İşçinin fiilen hamurkâr yardımcısı olarak çalıştığı 15.06.2010 ile 15.08.2011 tarihleri arasındaki dönemde, yaptığı işin niteliği gereği ikinci grup ücrete göre maaş alması gerekirken, işveren tarafından birinci gruba göre daha düşük seviyede ücretlendirme yapıldığı tespit edilmiştir. Bu bağlamda, bahsi geçen dönem için fark ücret ve ikramiye alacağının hesaplanmasında herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır.

Ancak uyuşmazlık, davacının dilekçesinde çizdiği taleplerin sınırları noktasında patlak vermektedir. Davacı işçi, ikinci gruba göre ücretlendirme ve fark alacak talebini yalnızca fiilen hamurkâr yardımcısı olarak çalıştığı 15.06.2010 - 15.08.2011 dönemiyle sınırlandırmıştır. Dilekçesinde sonraki dönemdeki çalışmasına yönelik herhangi bir istemde bulunmamıştır. İlk derece mahkemesi ise davacının sadece belirli bir dönem için talep ettiği alacakları, dava tarihi olan 09.05.2013 tarihine kadar uzatarak hesaplamış ve bu miktarı hüküm altına almıştır.

Yargıtay incelemesinde, davacı tarafça talep edilmeyen bir hususun davada tartışılamayacağı ve hükme esas alınamayacağı vurgulanmıştır. Mahkemenin, davacının talebini aşarak fiili görev süresinden sonraki dönemi de kapsayacak şekilde fark ücret ve ikramiye alacağına hükmetmesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun emredici kurallarından olan taleple bağlılık ilkesinin açık bir ihlalidir. Bu durum talep aşımı mahiyetinde olduğundan kararın usulden bozulması gerekmiştir.

Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, mahkemenin taleple bağlılık kuralına aykırı davranarak davacının talebini aşan döneme ilişkin alacaklara hükmetmesi gerekçesiyle kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: