Karar Bülteni
DANIŞTAY 2. Daire 2022/1663 E. 2023/1220 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 2. Dairesi |
| Esas No | 2022/1663 |
| Karar No | 2023/1220 |
| Karar Tarihi | 15.03.2023 |
| Dava Türü | Tam Yargı Davası |
| Karar Sonucu | Onama |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- Yargı kararlarının şeklen uygulanması mobbing oluşturur.
- Sistematik dışlama ve aşağılama manevi tazminat gerektirir.
- Kasıtlı idari eylemler ruh sağlığını bozduğunda tazmin edilir.
- Hukuka aykırı atama ve cezalar yıldırma amacı taşıyabilir.
Bu karar, kamu kurumlarında idarecilik görevini yürüten personelin, görevden alınması, asılsız disiplin soruşturmaları geçirmesi ve lehine verilen mahkeme kararlarının yalnızca şeklen uygulanarak etkisiz bırakılması durumunda, idarenin eylemlerinin psikolojik taciz (mobbing) boyutuna ulaştığını hukuken tescil etmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. İdarenin idari yetkilerini, personelini yıldırmak, aşağılamak ve işten uzaklaştırmak amacıyla sürekli ve sistematik olarak kullanması, kişinin ruh sağlığını ve özel hayatını doğrudan olumsuz etkileyen ağır bir hizmet kusuru olarak kabul edilmiştir. Mahkemenin manevi tazminata hükmetmesi, kamu gücünün şahsi husumetlerle veya cezalandırma kastıyla kullanılamayacağının en net göstergesidir.
Kararın emsal etkisi, idare mahkemesi kararlarının idarece arkasından dolanılarak anlamsız hale getirilmesinin, sadece basit bir hukuka aykırılık değil, aynı zamanda personelin manevi bütünlüğüne yönelik kasıtlı bir saldırı teşkil ettiğini açıkça ortaya koymasından ileri gelmektedir. Uygulamada, yargı kararıyla görevine iade edilen memurların çok kısa bir süre sonra tekrar görevden alınması, yetkilerinin fiilen ellerinden alınması veya haksız disiplin cezalarıyla baskı altında tutulması gibi durumlara ne yazık ki sıkça rastlanmaktadır. Danıştay, bu tür pratiklerin idarenin tazminat sorumluluğunu doğrudan doğuracağını belirterek, kamu idarecilerinin takdir yetkilerini yargı kararlarını etkisiz kılacak biçimde keyfi olarak kullanmalarının önüne geçmeyi amaçlamakta ve tüm kamu görevlilerinin hukuki güvenliğini sağlam temellere oturtmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı, bir devlet üniversitesinde Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanı unvanıyla kamu hizmeti ifa etmekteyken, davalı üniversite rektörlüğü bünyesinde yer alan amirleri ve idare ajanları tarafından kendisine karşı yürütüldüğünü iddia ettiği haksız ve hukuksuz uygulamalar silsilesi nedeniyle tam yargı davası açmıştır. Olayın gelişiminde, davacı hakkında peş peşe asılsız disiplin soruşturmaları açılmış, bu soruşturmalar neticesinde kendisine çeşitli disiplin cezaları verilmiştir. Ardından davacı, asaleten yürüttüğü daire başkanlığı görevinden alınarak önce bir meslek yüksekokulu emrine, daha sonra ise bu atamaların idare mahkemelerince iptal edilmesi üzerine salt yıldırma kastıyla mühendis kadrosuna atanmıştır.
İdare, mahkemelerin verdiği iptal kararlarını sadece şeklen uygulamış ve davacıyı her defasında pasifize edecek yeni işlemler tesis etmiştir. Bunlara ek olarak davacı, kurum içi resmi yazışmalarda amirleri tarafından resmiyetle bağdaşmayan, tahkir edici, küçümseyici ve suçlayıcı el yazısı notlara maruz kaldığını ifade etmiştir. Yaşadığı bu sürekli, kasıtlı ve sistematik dışlama (mobbing) eylemleri neticesinde psikolojik tedavi görmek zorunda kaldığını, itibarının zedelendiğini ve özel hayatının da bu baskılardan onulmaz biçimde etkilendiğini belirten davacı, uğradığı manevi yıkımın bir nebze olsun giderilebilmesi amacıyla davalı idareden 70.000 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümü, idarenin hukuki sorumluluğu, kesinleşmiş yargı kararlarının idarece uygulanma zorunluluğu ve psikolojik taciz (mobbing) kavramının idare hukuku boyutu etrafında şekillenmektedir. Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrası uyarınca idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan her türlü zararı ödemekle yükümlüdür. İdarenin yürütmekle görevli olduğu kamu hizmetinin hiç işlememesi, geç işlemesi veya kötü işlemesi hallerinde ortaya çıkan hizmet kusuru, idarenin maddi ve manevi tazminat ödeme borcunu doğurur.
Bununla birlikte, Anayasa'nın 138. maddesi ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.28 uyarınca, idareler mahkeme kararlarının icaplarına göre gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Yargı kararlarının idarece hiç uygulanmaması veya biçimsel olarak kâğıt üzerinde uygulanıp hemen ardından aynı hukuka aykırı sonucu doğuracak yeni işlemlerin tesis edilmesi, yargı denetimini etkisiz kılmak anlamına gelmektedir.
Yerleşik yargısal içtihatlar ve doktrin prensipleri gereğince psikolojik taciz (mobbing); iş yerinde hiyerarşik yapı içerisinde gücü elinde bulunduran kişi veya kişilerin, diğer personele yönelik olarak düşmanca ve ahlaka aykırı yöntemlerle, kasıtlı ve sistematik bir biçimde uyguladığı psikolojik terör ve yıldırma politikası olarak tanımlanmaktadır. İdare ajanlarının, sahip oldukları kamu gücünü, personeli bezdirmek, işten uzaklaştırmak veya aşağılamak maksadıyla sürekli bir şekilde kullanması, kamu hizmetinin gerekleriyle bağdaşmadığından ağır bir hizmet kusuru teşkil eder. Bu davaların temyiz incelemeleri ise 2577 sayılı Kanun m.49 kapsamında yalnızca hukuka aykırılık bulunup bulunmadığı yönünden yapılmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Danıştay 2. Dairesi tarafından yapılan temyiz incelemesinde, ilk derece mahkemesinin daha önce verilen bozma kararına uyarak tesis ettiği manevi tazminat kararı ve olayın tüm gelişim süreci detaylı olarak ele alınmıştır. Dava dosyasında bulunan bilgi, belge ve kesinleşmiş mahkeme kararları incelendiğinde; davacının Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanı olarak görev yaptığı dönemde hakkında peş peşe açılan haksız soruşturmalar sonucunda verilen disiplin cezalarının tamamının idari yargı mercilerince iptal edildiği tespit edilmiştir.
Buna ek olarak, davacının asaleten yürüttüğü Daire Başkanlığı görevinden alınarak meslek yüksekokulu emrine atanmasına dair idari işlemin mahkeme kararıyla iptal edilmesi üzerine, davacının görevine iade edildiği ancak makamında çalışmasına fırsat verilmeden hemen ardından tekrar görevden alınarak bu kez mühendis kadrosuna atandığı görülmüştür. Kurum tarafından gerçekleştirilen bu atama işlemi de yine mahkeme kararıyla hukuka aykırı bulunarak iptal edilmiştir. Süreç içerisinde davacının görev yürüttüğü sırada, davalı üniversitenin genel sekreteri tarafından resmi bir kurum içi yazışmanın üzerine, "üç üniversiteyi gezdiniz. Böyle uyduruk bir yazı mı çıkardınız. Araçların görevlendirilmelerinde tüm usul ve esaslar belli olacak şekilde bir yazı hazırlayın." şeklinde devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan, tahkir edici ve aşağılayıcı notlar düşüldüğü de açıkça saptanmıştır.
Tüm bu yaşanan hususlar bir bütün olarak idare hukuku prensipleri çerçevesinde değerlendirildiğinde; davalı idarenin Anayasa ve kanun hükümlerine aykırı davrandığı, mahkemelerce verilen yargı kararlarını uygulama amacı gütmediği, aksine kararları yalnızca şeklen uygulayarak etkisiz bırakmaya yönelik kasıtlı tutumlar sergilediği ortaya çıkmıştır. Kurum tarafından sırf personeli yıldırma ve işten uzaklaştırma kastıyla sistematik bir şekilde tesis edilen hukuka aykırı idari işlemlerin ve açılan haksız soruşturmaların, davacının ruh sağlığını bozduğu, psikolojik tedavi görmesine neden olduğu ve özel hayatını ciddi şekilde olumsuz etkilediği sabit görülmüştür. Somut olayda manevi tazminatın şartlarının tam anlamıyla oluştuğu kanaatine varılarak, davacının sosyo-ekonomik durumu ve yaşadığı mağduriyetin ağırlığı dikkate alınıp takdir edilen 25.000 TL tutarındaki manevi tazminat miktarı hukuka, hakkaniyete ve caydırıcılık ilkesine uygun bulunmuştur.
Sonuç olarak Danıştay 2. Dairesi, tarafların temyiz istemlerinin reddiyle İdare Mahkemesi kararının onanması yönünde karar vermiştir.