Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2021/9659 E. 2021/13698 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2021/9659 |
| Karar No | 2021/13698 |
| Karar Tarihi | 06.10.2021 |
| Dava Türü | Alacak, Manevi Tazminat (Mobbing) |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Vakıf üniversitesi öğretim üyeleri İş Kanununa tabidir.
- Vakıf üniversitesi ile yapılan sözleşme idari değildir.
- Öğretim elemanlarının özlük haklarında İş Kanunu uygulanır.
- Vakıf üniversitesine karşı açılan davalarda adli yargı görevlidir.
Bu karar, vakıf üniversitelerinde görev yapan akademik personelin çalışma ilişkilerinden doğan uyuşmazlıklarda hangi yargı kolunun görevli olduğu yönündeki hukuki tartışmalara kesin bir nokta koyması bakımından büyük bir öneme sahiptir. Yükseköğretim hizmeti niteliği itibarıyla bir kamu hizmeti olmakla birlikte, vakıf üniversitelerinin idari ve mali özerkliği çerçevesinde öğretim üyeleriyle kurduğu sözleşmesel ilişki, kamu gücüne dayanan üstün yetkiler içermediği müddetçe özel hukuk hükümlerine tabidir. Yargıtay, ilgili sözleşmede idareye tek taraflı müdahale imtiyazı tanınmamasını ve güncel yasal düzenlemelerin özlük hakları bakımından doğrudan iş mevzuatına atıf yapmasını esas alarak, bu tür uyuşmazlıkların idari yargıda değil, adli yargı mercilerinde görülmesi gerektiğini net bir şekilde ortaya koymuştur.
Benzer davalarda bu içtihadın emsal etkisi oldukça güçlü ve belirleyicidir. Özellikle vakıf üniversitelerinde çalışan doktorlar ve akademisyenlerin mobbing, haksız fesih, fazla mesai, cezai şart veya tazminat gibi haklı taleplerle açacakları davalarda görevli mahkemenin İş Mahkemeleri olduğu tescillenmiştir. Uygulamada işçi ve işveren statüsündeki taraflar arasında sıkça karşılaşılan görevsizlik itirazları ve yargı yolu ret kararlarının önüne geçecek olan bu emsal karar, akademisyenlerin hak arama özgürlüğünü pratikleştirecek ve iş güvencelerini özel hukuk çerçevesinde çok daha sağlam bir zemine oturtarak yargılamaların usulü nedenlerle uzamasını engelleyecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu uyuşmazlık, bir vakıf üniversitesinin tıp fakültesinde yardımcı doçent doktor ve hekim olarak görev yapan akademisyen ile üniversite yönetimi arasında yaşanmıştır. Davacı akademisyen, hastane altyapısındaki sistemsel hataların kendi hatasıymış gibi gösterildiğini, kendisine destek olmak yerine yalnızlaştırma politikası uygulandığını, hastaların onayı olmadan arşivden numunelerin dışarı gönderildiğini, asılsız soruşturmalar açılarak istifaya zorlandığını ve ciddi bir mobbing sürecine maruz kaldığını belirterek iş sözleşmesini noter aracılığıyla feshetmiştir.
Davacı, bu psikolojik baskı ve yıldırma eylemleri nedeniyle mesleğini icra edemez duruma geldiğini, ruh sağlığının bozulduğunu belirterek uğradığı maddi ve manevi zararların telafisi ile cezai şart alacaklarının ödenmesi talebiyle dava açmıştır. Davalı üniversite yönetimi ise kurumun bir kamu kurumu olduğunu, yükseköğretimin kamu hizmeti sayıldığını ve akademisyenlerin sözleşmelerinin idari hizmet sözleşmesi niteliği taşıdığını savunarak davanın iş mahkemelerinde değil, idari yargıda görülmesi gerektiğini ileri sürmüş ve görevsizlik talebinde bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yüksek Mahkeme, uyuşmazlığın çözümünde vakıf üniversitelerinin hukuki statüsünü ve personeliyle yaptığı sözleşmelerin niteliğini kapsamlı bir biçimde incelemiştir. Kararın temel dayanağını, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu hükümleri ve temel Anayasa prensipleri oluşturmaktadır.
Anayasa'nın 130. maddesi uyarınca vakıf üniversiteleri, mali ve idari konular dışındaki akademik çalışmalar bakımından Devlet üniversitelerine ilişkin hükümlere tabidir. Ancak, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu Ek m.11 uyarınca, vakıf yükseköğretim kurumlarında çalışmakta olan akademik ve diğer personelin hizmet sözleşmeleri hakkında doğrudan 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri uygulanır. Ayrıca Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği'nin 23. maddesi de bu personelin çalışma esaslarının genel kurallara tabi olduğunu, aylık ve diğer özlük hakları bakımından ise tamamen iş mevzuatına tabi olduğunu vurgulamaktadır.
Yargıtay kararında idari sözleşmeler ile özel hukuk sözleşmeleri arasındaki farklara da doktriner ve içtihatsal olarak detaylıca yer verilmiştir. Bir sözleşmenin idari sözleşme sayılabilmesi için taraflardan birinin kamu idaresi olması tek başına yeterli değildir; aynı zamanda idareye özel hukuku aşan, kamu gücünden doğan üstün yetkiler (tek taraflı ceza uygulama, sözleşmeyi re'sen değiştirme veya feshetme gibi) tanınması şarttır. İşveren ile çalışan arasında eşitlik ve sözleşme serbestisi kuralları çerçevesinde akdedilen, idareye tek taraflı kamu gücü ayrıcalığı tanımayan sözleşmeler ise idari sözleşme değil, özel hukuk sözleşmeleridir. Dolayısıyla, vakıf üniversitelerinde görev yapan akademisyenlerin imzaladıkları tam zamanlı öğretim üyesi ve hekim sözleşmeleri, kamusal bir otorite yansıtmayan, iş ilişkisi kuran özel hukuk hükümlerine tabi bireysel iş sözleşmeleri olarak nitelendirilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, somut olayda ilk derece mahkemesinin ve bölge adliye mahkemesinin verdiği "yargı yolu caiz olmadığından davanın usulden reddi" kararlarını dosya kapsamındaki delillerle birlikte detaylı bir şekilde incelemiş ve bu kararları hukuka aykırı bulmuştur.
Taraflar arasında imzalanan "Tam Zamanlı Hekim Sözleşmesi" ile "Tam Zamanlı Öğretim Üyesi İş Sözleşmesi" şartları Mahkemece titizlikle incelendiğinde; davacının yardımcı doçent unvanıyla Tıp Fakültesi ve Eğitim-Araştırma Hastanesinde görev yapacağı, aylık sabit bir akademik ücretin yanı sıra hekimlik hizmetleri için de ek bir protokolle belirlenen özel bir ücret alacağı saptanmıştır. İmzalanan bu sözleşmelerde karşılıklı cezai şart hükümleri yer almış ve sözleşmede açıkça hüküm bulunmayan hâllerde doğrudan 4857 sayılı İş Kanunu ile 2547 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı açık bir irade beyanıyla kararlaştırılmıştır. Dahası, olası uyuşmazlıkların çözümünde yerel adli yargı mahkemelerinin ve icra dairelerinin yetkili kılındığı bizzat sözleşme metinlerinde yer almıştır.
Tüm bu maddi ve hukuki olgular birlikte değerlendirildiğinde, davalı vakıf üniversitesinin eğitim ve sağlık gibi toplumsal bir kamu hizmeti yürütüyor olması, davacı ile imzaladığı sözleşmenin otomatik olarak idari bir sözleşme olduğu anlamına gelmemektedir. Zira imzalanan iş sözleşmelerinde, üniversite yönetimine kamusal yetkiden kaynaklanan üstünlük ve ayrıcalık tanıyan, tek taraflı otorite kurmasını sağlayan herhangi bir özel hüküm veya idari yaptırım yetkisi bulunmamaktadır. İdareye üstünlük sağlayan bu otorite ölçütünün yokluğu, taraflar arasında bağıtlanan ilişkinin tamamen bir bireysel iş sözleşmesi olduğunu ve bu iş ilişkisinin özel hukuk kurallarına göre belirlenmesi gerektiğini göstermektedir.
Vakıf üniversitesinin bazı yönlerden anayasal kurallara tabi olması, davacının bir iş sözleşmesine bağlı olarak çalışma olgusunu ve buna bağlı olarak ortaya çıkan mobbing, tazminat ve işçilik alacakları gibi taleplerin İş Mahkemesinde görülmesi gerektiği kuralını ortadan kaldırmaz. Meydana gelen bu uyuşmazlık idari yargının değil, açık ve kesin bir biçimde adli yargının görev alanına girmektedir.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığın adli yargı yolunda ve İş Mahkemesinde çözülmesi gerektiği gerekçesiyle davanın usulden reddine dair kararı bozmuştur.