Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2021/9746 E. 2021/13563 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2021/9746 |
| Karar No | 2021/13563 |
| Karar Tarihi | 04.10.2021 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Mahkeme kararları somut ve açık gerekçeli olmalıdır.
- Gerekçesiz karar hukuki dinlenilme hakkının ihlalidir.
- Gerekçede hukuki esaslar ve maddi nedenler açıklanmalıdır.
- Görünüşte gerekçe adil yargılanma hakkına aykırıdır.
Bu karar, mahkemelerin verdikleri kararlarda Anayasa ve usul hukukunun emredici kurallarına uygun olarak tatmin edici, denetlenebilir ve somut bir gerekçe sunma zorunluluğunu hukuken en güçlü şekilde vurgulamaktadır. Yargıtay, tarafların iddia ve savunmalarının değerlendirilmediği, ulaşılan sonucun hangi hukuki ve maddi olgulara dayandığının açıklanmadığı kararların, özünde şekli ve görünüşte bir karardan ibaret kalacağını açıkça belirtmektedir. Gerekçe, adaletin tesis edildiğinin ve hukuki dinlenilme hakkının korunduğunun en önemli göstergesidir.
Uygulamadaki emsal etkisi ve önemi açısından bu içtihat, alt derece mahkemelerinin özellikle işçi ve işveren uyuşmazlıklarında şablon ifadeler yerine somut olayın özelliklerini derinlemesine tartışmaya açmalarını zorunlu kılmaktadır. Sadece bir tarafın haklı bulunduğunun belirtilmesi veya bozma ilamının özetlenip aniden hüküm kurulması, adil yargılanma hakkının açık bir ihlali olarak değerlendirilmektedir. Benzer davalarda taraflara, aleyhlerine veya lehlerine verilen kararların mantıksal dayanaklarını görme güvencesi sunan bu karar, hukuki denetimin sağlıklı şekilde sağlanabilmesi için mahkeme kararlarının gerekçe kalitesini artırıcı çok temel bir prensip niteliği taşımaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu davada uyuşmazlık, uzun yıllar boyunca bir ticaret borsasında hizmetli kadrosunda görev yapan işçi ile işveren kurumu arasındadır. İşçi, emekliliğine oldukça kısa bir süre kala kendisine çalışma ortamında sistematik bir baskı ve yıldırma (mobbing) politikası uygulandığını ileri sürmüştür. Uzun zamandır görev yaptığı ve alıştığı yerinden alınarak kendisine çaycılık, tostçuluk ve diğer temizlik işleri gibi asıl görevi dışındaki işlerin yaptırılmak istendiğini belirten işçi, bu ağır baskılar neticesinde iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini iddia ederek kıdem tazminatının tahsilini talep etmiştir.
Buna karşılık işveren tarafı ise işçinin performansında ciddi bir düşüklük gözlemlendiğini, bu sebeple işçiye aynı çalışma saatleri ve günlerine sahip olan yakın mesafedeki kâğıt şirketi veya özel güvenlik okulu gibi kurumlarda temizlik görevlisi olarak benzer işler teklif edildiğini belirtmiştir. İşveren, çalışma koşullarında esaslı bir değişiklik olmadığını, işçinin bu teklifleri reddederek kendi isteğiyle istifa ettiğini savunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yüksek Mahkeme, uyuşmazlığı çözerken iş hukukunun temel prensiplerinden ziyade yargılama hukukunun temel ilkelerinden olan adil yargılanma hakkı ve usul hukuku kuralları üzerinde özenle durmuştur. Bu kapsamda öncelikle mahkemelerin karar verme yöntemlerini düzenleyen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 138 ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 141 hükümleri vurgulanmıştır. Anayasa'nın bu emredici hükümlerine göre hâkimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm vermek zorunda olup, bütün mahkemelerin her türlü kararları hiçbir istisnaya yer bırakmaksızın gerekçeli olarak yazılmalıdır.
Bununla birlikte, yargılamanın en temel ilkelerinden olan hukuki dinlenilme hakkı bağlamında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 27 hükmü de kararın belkemiğini oluşturmaktadır. Bu hak; davanın taraflarının yargılama ile ilgili detaylı bilgi sahibi olmasını, açıklama ve ispat hakkını özgürce kullanmasını ve en önemlisi mahkemenin taraflarca yapılan bu açıklamaları dikkate alarak kararlarını somut ve açık olarak gerekçelendirmesini güvence altına almaktadır.
Ayrıca, mahkeme kararlarının nasıl yazılması gerektiğini adım adım düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 297 hükmü karara dayanak yapılmıştır. Bu maddeye göre verilecek hükümde; tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları tüm hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller ile bu delillerin mahkemece tartışılması ve değerlendirilmesi zorunludur. Sabit görülen vakıalar ile bunlardan çıkarılan hukuki sonuçların şüpheye yer bırakmayacak şekilde kararda yer alması kanuni bir mecburiyettir. Yargıtay'ın yerleşik içtihat prensiplerine göre, hüküm fıkrası ile maddi olgular arasındaki hukuki bağlantı ancak denetlenebilir bir gerekçe ile kurulabilir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olay incelendiğinde, yerel mahkemenin vermiş olduğu kararın hem yargılama hukuku kuralları hem de Anayasal ilkeler açısından son derece ağır eksiklikler barındırdığı Yargıtay tarafından tespit edilmiştir. Mahkemece verilen hükümde iddia ve savunmalar, birleşen dosyanın durumu ve önceki bozma ilamı süreci kısaca açıklandıktan sonra, herhangi bir hukuki tartışma yürütülmeden doğrudan hükme geçildiği görülmüştür. Gerekçeli kararda yalnızca "iş sözleşmesinin aşağıda açıklanıp tartışılacak fesih nedeni ile sona erdiği" şeklinde son derece soyut ve anlamsız bir ibareye yer verilmiş, bu ibarenin ardından hiçbir hukuki nedene değinilmeden davaya konu kıdem tazminatının tahsiline hükmedilmiştir.
Dosya kapsamındaki tanık beyanlarının veya işyeri kayıtlarının nasıl değerlendirildiği, hangi tarafın sunduğu delillere neden üstünlük tanındığı, iddia edilen mobbing ve görev yeri değişikliği hususlarının işçi açısından haklı fesih oluşturup oluşturmadığı konularında mahkemece hiçbir tartışma ve değerlendirme yürütülmemiştir. Mahkemece davanın kabul edilerek işveren aleyhine tazminata hükmedilmesinin mantıksal, vicdani ve hukuki dayanakları kararda kesinlikle açıklanmamıştır. Yargıtay incelemesinde, yerel mahkeme kararının ne Anayasa'nın aradığı anlamda tatmin edici bir niteliğe sahip olduğu ne de usul kanunlarının emrettiği standartlarda bir gerekçe taşıdığı açıkça ortaya konulmuştur.
Gerekçeli karar hakkı, adaletin doğru ve tarafsız bir şekilde tecelli ettiğinin toplum, üst mahkemeler ve bizzat davanın taraflarınca denetlenebilmesinin yegâne aracıdır. Yalnızca şeklen yazılmış, iddia ve savunmaların hukuki süzgeçten geçirilerek sonuca nasıl ulaşıldığını göstermeyen, maddi vakıaları tartışmayan bir mahkeme kararı, tarafların adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkını derinden zedelemektedir. Bu bağlamda, yerel mahkemenin ulaştığı hüküm sonucunun hiçbir maddi veya hukuki temele dayandırılmamış olması, sırf bu nedenden ötürü işin esasına dahi girilmeden iptali gerektiren bir usul hatasıdır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, kararın gerekçesiz olmasının adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğu ve diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığı yönünde karar vererek kararı bozmuştur.