Anasayfa Karar Bülteni AYM | Serkan Gölge (3) | BN. 2021/16601

Karar Bülteni

AYM Serkan Gölge (3) BN. 2021/16601

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/16601
Karar Tarihi 19.11.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Uzun süreli bloke aşırı külfet oluşturur.
  • Mülkiyet hakkına müdahale orantılı olmalıdır.
  • Banka hesabındaki tedbirin uzaması ölçülülüğü zedeler.
  • Geçici hukuki koruma tedbirleri makul süreyi aşmamalıdır.

Bu karar, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devredilen bir bankada hesabı bulunan vatandaşların mülkiyet haklarının korunması bakımından kritik bir öneme sahiptir. Karar, idari otoritelerin veya yargı mercilerinin şahısların banka hesapları üzerine koydukları bloke, haciz veya ihtiyati tedbir gibi geçici hukuki koruma önlemlerinin makul süreyi aşarak yıllarca devam etmesinin mülkiyet hakkının özüne dokunduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Yaklaşık dört yıl süren bir hesap blokesinin, kişinin temel yaşamsal ve ekonomik faaliyetlerini sürdürmesini imkânsız hâle getirebileceği ve başvurucuya aşırı bir külfet yüklediği Anayasa Mahkemesi tarafından net bir biçimde tespit edilmiştir. Mülkiyet hakkı, bireylerin maddi varlıkları üzerinde tasarruf yetkisini güvence altına alırken, devletin bu hakka yapacağı müdahalelerin mutlaka makul sınırlar içerisinde kalması gerekliliğini hatırlatmaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça güçlüdür. Anayasa Mahkemesi, daha önce Genel Kurul tarafından verilen emsal kararlarına atıf yaparak uygulanan tedbirin uzunluğunun başlı başına bağımsız bir hak ihlali doğurduğunu istikrarlı bir şekilde vurgulamaktadır. Bu durum, uygulamadaki idari mercilerin ve derece mahkemelerinin, hesaplara konulan tedbirlerin gerekliliğini periyodik olarak denetlemeleri ve tedbirin amacını aştığı noktada derhâl kaldırmaları gerektiğine yönelik çok önemli bir hukuki uyarıdır. Aksi takdirde, mülkiyet hakkının ihlali gerekçesiyle devletin tazminat ödeme yükümlülüğü doğmaya devam edecektir ve bireylerin mülkiyet hakkına yönelik bu denli uzun kısıtlamalar hukuki güvenlik ilkesini derinden sarsacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Serkan Gölge'nin, yetkili merciler tarafından Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna (TMSF) devredilmesine karar verilen bir bankada katılım fonu hesabı bulunmaktadır. Bankanın TMSF'ye devredilmesi süreciyle bağlantılı olarak, başvurucunun hesabında bulunan paranın üzerine kamu otoriteleri tarafından bloke konulmuştur. Hesabındaki meblağı kullanamayan, tasarruf yetkisi elinden alınan ve ekonomik olarak mağdur duruma düşen başvurucu, bu blokenin kaldırılması için hukuki yollara müracaat etmiş ancak derece mahkemelerinden olumlu bir netice alamamıştır.

Başvurucu, hesabına konulan blokenin yaklaşık dört yıl gibi son derece uzun bir süre boyunca kesintisiz olarak devam ettiğini, bu süreç zarfında parasına hiçbir şekilde erişemediğini ve ağır bir biçimde mağdur edildiğini belirterek olağan yargı yollarını tüketmesinin ardından Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Temel uyuşmazlık ve şikâyet, uzun süren banka hesabı blokesi nedeniyle anayasal güvence altında olan mülkiyet hakkının haksız ve ölçüsüz bir biçimde ihlal edildiği iddiasıdır. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesini, yeniden yargılama yapılmasını ve uğradığı zararların telafisi için maddi ve manevi tazminat ödenmesini talep ederek hakkını aramıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkı ilkelerini merkeze almıştır. Mülkiyet hakkı, kişilere sahip oldukları varlıklar üzerinde serbestçe tasarrufta bulunma, bunları kullanma ve bunlardan yararlanma yetkisi verir. Ancak bu hak mutlak olmayıp kamu yararı amacıyla kanunla sınırlandırılabilir.

Bununla birlikte, mülkiyet hakkına yapılan her türlü müdahalenin ölçülülük ilkesine uygun olması zorunludur. Ölçülülük ilkesi; uygulanan tedbirin ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, gerekli olmasını ve bireye aşırı bir külfet yüklemeyerek orantılı olmasını ifade eder. Banka hesaplarına konulan bloke veya ihtiyati tedbir gibi geçici hukuki korumalar, doğaları gereği geçici olmalı ve asıl uyuşmazlık çözülene kadar mevcut durumu korumayı hedeflemelidir.

Yerleşik Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu veya diğer kamusal otoriteler tarafından konulan geçici tedbirlerin makul süreyi aşarak yıllarca devam etmesi, geçici hukuki koruma niteliğini kaybederek fiilî bir müsadereye veya kalıcı bir mülkiyet kısıtlamasına dönüşmektedir. Tedbirin uzun süre devam ettirilmesi, kamu yararı amacı taşısa dahi, bireyin mülkiyet hakkını kullanmasını tamamen engellediğinden dolayı kişi üzerinde şahsi ve olağan dışı, aşırı bir külfet oluşturur. Birey ile kamu yararı arasında kurulması gereken adil denge, sürenin makul olmaktan çıkmasıyla birlikte birey aleyhine bozulur ve mülkiyet hakkının ölçüsüz bir biçimde sınırlandırılması sonucunu doğurur. Bu ilkeler ışığında, temel hak ve özgürlüklere yapılan her türlü kısıtlamada uygulanan tedbir sürelerinin hukuki denetimi şarttır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını incelediğinde, somut olay ile daha önce benzer bir konuda verilmiş olan yerleşik Genel Kurul kararları arasında doğrudan bir paralellik bulunduğunu tespit etmiştir. İnceleme neticesinde, TMSF'ye devredilen bankada bulunan katılım fonu hesabı üzerine konulan blokenin mahiyeti, amacı ve süresi detaylı olarak değerlendirilmiştir.

Dosya kapsamındaki verilere göre, başvurucunun hesabına uygulanan blokenin yaklaşık dört yıl gibi oldukça uzun bir süre boyunca devam ettiği saptanmıştır. Yüksek Mahkeme, hesabın bu kadar uzun süre dondurulmuş olmasını geçici hukuki koruma tedbirlerinin doğasına ve sınırlarına aykırı bulmuştur. Zira geçici bir tedbirin dört yıl sürmesi, kişiyi malvarlığından fiilen mahrum bırakmakta ve mülkiyetin sağladığı tüm ekonomik faydaları süresiz olarak askıya almaktadır.

Mahkeme, bu uzun süreli müdahalenin başvurucuya şahsi olarak aşırı ve orantısız bir külfet yüklediğini, dolayısıyla mülkiyet hakkına yapılan sınırlandırmanın ölçülülük ilkesinin alt ilkesi olan orantılılık koşulunu ihlal ettiğini belirlemiştir. Kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkı arasındaki adil dengenin, tedbirin makul süreyi aşması nedeniyle başvurucu aleyhine bozulduğu açıkça ifade edilmiştir.

Giderim talepleri açısından ise Mahkeme, tespit edilen ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından yeniden yargılama yapılmasında hukuki bir yarar bulunmadığına hükmetmiştir. Etkin giderim yolunun doğrudan tazminat ödenmesi olduğu kanaatine varan Mahkeme, başvurucuya manevi zararları karşılığında net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmederken, uğranılan maddi zarara ilişkin yeterli belge ve somut veri sunulmadığı, mevcut durum ile talep arasında kesin bir illiyet bağı kurulamadığı için maddi tazminat talebini yerinde görmemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ve başvurucuya manevi tazminat ödenmesine hükmederek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: