Anasayfa Karar Bülteni AYM | Yasin Cankaya | BN. 2021/247

Karar Bülteni

AYM Yasin Cankaya BN. 2021/247

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2021/247
Karar Tarihi 19.11.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Boşanma davalarının uzaması evlenme hakkını zedeler.
  • Evlenme hakkı özel hayata saygı kapsamındadır.
  • Boşanma davası sürecinde sadakat yükümlülüğü devam eder.
  • Devlet boşanma davalarını makul sürede bitirmelidir.

Bu karar, boşanma davalarının yargısal makamlarca makul sürede sonuçlandırılamamasının, bireylerin sadece usule ilişkin haklarını değil, doğrudan doğruya özel hayatlarını ve yeniden aile kurma özgürlüklerini ihlal ettiğini hukuken tescil etmektedir.

Anayasa Mahkemesi, evlenme hakkının Anayasa'da bağımsız bir madde olarak düzenlenmemiş olmasına rağmen, ailenin korunması ve özel hayata saygı hakkı şemsiyesi altında anayasal güvenceye sahip olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Karar, evliliğin sona erme sürecinde bireylerin üzerinde devam eden sadakat yükümlülüğünün, uzun süren yargılamalarla birleştiğinde kişilerin yeni bir yaşam kurmasını fiilen imkânsız hâle getirdiğini hukuki bir gerçeklik olarak kabul etmektedir.

Emsal etkisi bakımından bu karar, aile mahkemelerinde yıllarca sürüncemede kalan boşanma davalarına yönelik ciddi bir uyarı niteliği taşımaktadır. Özellikle usul eksiklikleri veya mahkemelerin iş yükü bahane edilerek uzayan davaların, devletin pozitif yükümlülüklerinin açık bir ihlali olduğu güçlü bir şekilde vurgulanmıştır. Yargı organları, boşanma davalarını sadece bir hukuki statünün sona erdirilmesi işlemi olarak değil, bireylerin gelecekteki yaşam planlamalarını ve anayasal haklarını doğrudan etkileyen hassas süreçler olarak ele almak zorundadır.

Uygulamadaki önemi ise oldukça büyüktür. Bu karar sayesinde, makul sürede bitirilemeyen boşanma davaları nedeniyle mağduriyet yaşayan vatandaşların, salt uzun yargılama şikâyetinin ötesine geçerek, doğrudan özel hayata saygı ve evlenme hakkının ihlali üzerinden manevi tazminat talep edebilmelerinin önü açılmıştır. Aile hukuku pratiğinde, yargılamanın uzamasından kaynaklanan hak kayıplarında başvurulacak en güçlü hukuki dayanaklardan biri hâline gelmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, eşler arasındaki boşanma sürecinin mahkemeler tarafından yıllarca bitirilememesi ve bu gecikme nedeniyle davacının yeni bir hayat kuramaması etrafında şekillenmektedir. Başvurucu, 2013 yılında eşine karşı evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedenine dayanarak boşanma davası açmıştır. İlk derece mahkemesi 2016 yılında tarafların boşanmasına karar vermiş ancak bu karar Yargıtay tarafından usule ilişkin nedenlerle bozulmuştur. Yeniden yapılan yargılama sonucunda 2020 yılında tekrar boşanma kararı verilmiş ve bu karar ancak 2021 yılında kesinleşebilmiştir.

Başvurucu, yaklaşık sekiz yıl süren bu zorlu dava süresince yasal olarak evli görünmesi ve eşler arasındaki sadakat yükümlülüğünün devam etmesi sebebiyle hayatına yeni birini alamadığını belirtmiştir. İlerleyen yaşı nedeniyle yeniden evlenip çocuk sahibi olma ihtimalinin tamamen ortadan kalkma tehlikesiyle yüzleşen başvurucu, evlenme ve aile kurma hakkının elinden alındığını ileri sürerek manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Anayasa m. 20 kapsamında güvence altına alınan özel hayatın ve aile hayatının korunması ile Anayasa m. 41 kapsamında düzenlenen ailenin korunması hükümlerine dayanmıştır. Mahkeme, evlenme hakkının Anayasa'da açık ve bağımsız bir normatif düzenlemesi bulunmasa da bu hakkın bahsedilen anayasal hükümlerin içinde örtülü olarak korunduğunu kabul etmiştir.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre aile hayatına saygı hakkı, sadece mevcut kurulu bir aileyi dış müdahalelerden korumakla kalmaz, aynı zamanda belirli şartları taşıyan bireylerin kanunlara uygun şekilde evlenebilmeleri ve yeni bir aile kurabilmeleri için devlete pozitif yükümlülükler de yükler. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ilgili hükümleriyle paralel biçimde, bireylerin kendi özel hayatlarını düzenleyebilmeleri için gerekli hukuki zeminin sağlanması şarttır.

Türk Medeni Kanunu uyarınca boşanma davası süresince eşler arasındaki sadakat yükümlülüğünün katı bir şekilde devam etmesi davanın esasına etki eden temel kurallardan biridir. Mahkeme, hukuk sistemimizde mevcut evliliğin hukuken sona ermesiyle ancak yeniden evlenmenin mümkün olduğunu hatırlatarak, sadakat yükümlülüğünün sürdüğü uzun yargılama süreçlerinin bireylerin yeni bir aile kurma iradelerini fiilen engellediğine dikkat çekmiştir. Bu bağlamda, devletin boşanma davalarını makul bir sürede sonlandırma yükümlülüğü bulunduğu, yargısal sürecin hakkın özünü zedelemeyecek şekilde uygun bir zaman aralığında tamamlanmasının anayasal bir zorunluluk olduğu kuralı benimsenmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun somut durumunu incelerken davanın açıldığı 2013 yılından kararın kesinleştiği 2021 yılına kadar geçen yaklaşık sekiz yıllık yargılama süresinin olağanüstü ve makul olmayan bir uzunlukta olduğunu değerlendirmiştir. Yüksek Mahkeme, boşanma davası sürecinde davacının hukuken hâlâ evli statüsünde bulunması ve bu durumun getirdiği yasal ve ahlaki yükümlülükler nedeniyle yaşamına yeni bir yön veremediğini açıkça tespit etmiştir.

Özellikle Yargıtay aşamasında davanın esastan değil, tanıkların duruşmada hazır edilmesi gibi tamamen usule ilişkin eksiklikler nedeniyle bozulmuş olması, yargılamanın kamu makamlarından kaynaklanan sebeplerle gereksiz yere uzadığının bir göstergesi olarak kabul edilmiştir. Yargı sistemindeki usuli prosedürlerin, bireylerin en temel insani haklarından biri olan evlenme ve aile kurma hakkını fiilen kullanılamaz hâle getirmesi Anayasa'ya aykırı bulunmuştur.

Başvurucunun davanın açıldığı tarihten itibaren ilerleyen yaşı ve yeniden çocuk sahibi olma arzusu da dikkate alındığında, yıllarca süren bu hukuki belirsizliğin başvurucunun yaşam planlaması üzerinde telafisi güç manevi zararlara yol açtığı ortadadır. Devletin yargı mekanizmalarını hızlı ve etkili çalıştırarak vatandaşların özel hayatlarını belirsizlikten kurtarma konusundaki pozitif yükümlülüklerini somut olayda yerine getirmediği saptanmıştır. Yargılamanın aşırı uzaması nedeniyle başvurucunun evlenme hakkının özü zedelenmiş ve anayasal güvenceler ihlal edilmiştir.

Öte yandan, makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiasına yönelik şikâyet, yasal mevzuatta yapılan değişiklikler doğrultusunda öncelikle Tazminat Komisyonuna gidilmesi gerektiğinden başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle incelenememiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, evlenme hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: