Karar Bülteni
AYM Oğuzhan Kelleci BN. 2021/11498
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/11498 |
| Karar Tarihi | 19.11.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kötü muamele iddialarında derhâl soruşturma başlatılmalıdır.
- Soruşturmada tüm deliller eksiksiz olarak toplanmalıdır.
- Şüpheli kolluk görevlilerinin beyanlarına başvurulması zorunludur.
- Yaralanmanın sebebi tarafsız bilirkişi raporuyla saptanmalıdır.
Bu karar, kolluk kuvvetlerinin zor kullanma yetkisinin sınırları ve bu yetkinin aşılması iddiaları karşısında adli makamların yürütmesi gereken soruşturmaların niteliği bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kolluk görevlilerinin şiddet uyguladığına dair sağlık raporu ve açık beyan bulunmasına rağmen, savcılığın resen harekete geçmemesini ve yalnızca kolluğun sunduğu evrak üzerinden takipsizlik kararı vermesini hukuka aykırı bulmuştur. Karar, devletin bireylerin vücut bütünlüğünü koruma yükümlülüğünün, iddiaların ciddiyetle, özenle ve tarafsız bir şekilde araştırılmasını gerektirdiğini temel bir ilke olarak bir kez daha vurgulamaktadır.
Uygulamadaki emsal etkisi açısından bu karar, savcılıkların kötü muamele şikâyetlerinde izlemesi gereken asgari standartları netleştirmekte ve uygulamaya yön vermektedir. Olayın taraflarının ve sivil tanıkların dinlenmemesi, yaralanmanın kaynağının tıbbi olarak denetlenmemesi ve sadece şüpheli polislerin düzenlediği tutanaklara itibar edilmesi, usul boyutunda doğrudan ihlal sebebi sayılmıştır. Bundan sonraki benzer ceza soruşturmalarında, savcıların daha aktif, tarafsız ve derinlemesine bir delil toplama süreci yürütmesi gerektiği, aksi takdirde verilecek kararların yüksek yargıdan döneceği açıkça ortaya konmuştur.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, uyuşturucu ticareti şüphesiyle gözaltına alındığı sırada kolluk görevlileri tarafından fiziksel şiddete maruz kaldığını ileri sürmüştür. Olay günü alınan sağlık raporunda başvurucunun sağ göz, yanak, kulak ve boyun bölgesinde yaygın kızarıklıklar bulunduğu tespit edilmiştir. Başvurucu, polis aracında ve adliyede şiddet gördüğünü belirterek polis memurları hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Savcılık, olayla ilgili emniyet birimlerinden bilgi istemiş ve kolluk görevlilerinin başvurucunun kendisini polis aracının direklerine ve camına vurduğu yönündeki tek taraflı tutanaklarına dayanarak kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucu, kamera kayıtlarının incelenmediğini, tanıkların dinlenmediğini ve sağlık raporuna rağmen eksik araştırmayla karar verildiğini belirterek sulh ceza hâkimliğine itiraz etmiştir. İtirazının reddedilmesi üzerine başvurucu, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı açıkça düzenlenmiştir. Bu kural, Anayasa'nın 5. maddesinde yer alan devletin temel amaç ve görevleri ile birlikte değerlendirildiğinde, devlete kötü muamele iddialarına karşı etkili ve bağımsız bir soruşturma yürütme yükümlülüğü yüklemektedir.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, bir kimsenin devlet görevlileri tarafından kötü muameleye uğradığına dair savunulabilir bir iddiası varsa veya bu yönde açık belirtiler, örneğin kesinleşmiş sağlık raporları bulunuyorsa, yetkili makamlarca derhâl ve resen bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Etkili bir soruşturma, olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm delillerin toplanmasını gerektirir. Makul bir özen ve süratle hareket edilmesi, mağdurun hukuki sürece etkin katılımının sağlanması ve soruşturmanın kamu denetimine açık olması hukuki bir şarttır.
Ayrıca, yetkililer soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı, salt şüpheli konumundaki kolluk görevlilerinin beyanlarına veya taraflı tutanaklarına dayanarak temelden yoksun sonuçlara ulaşmamalıdır. Gözaltı gibi devletin tam kontrolü altındaki bir süreçte meydana gelen yaralanmalarda, devletin bu yaralanmanın tam olarak nasıl oluştuğuna dair tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirme zorunluluğu vardır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca, savcılık makamının maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için şüphelilerin, mağdurların ve tanıkların beyanlarına başvurması, gerekli tıbbi ve teknik incelemeleri yaptırması yasal bir zorunluluktur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun kolluk ifadesinde kötü muameleye uğradığını açıkça beyan etmesine ve vücudundaki yaralanmaları belgeleyen adli muayene raporu bulunmasına rağmen, savcılığın resen harekete geçmeyip ancak şikâyet üzerine soruşturma başlatmasını ciddi bir usul eksikliği olarak değerlendirmiştir. Soruşturma sürecinde savcılığın, maddi gerçeği aydınlatmak için başvurucunun gösterdiği tanıkları ve iddiaların doğrudan muhatabı olan şüpheli kolluk görevlilerini dinlemediği tespit edilmiştir.
Savcılık, başvurucunun yüzündeki ve boynundaki yaralanmaların, polislerin iddia ettiği gibi "kendisini aracın camına ve orta direğine vurması" neticesinde oluşup oluşamayacağı konusunda herhangi bir adli tıp uzmanından rapor alma yoluna gitmemiştir. Bunun yerine, doğruluğu teyit edilmeyen kolluk tutanakları doğrudan karara esas alınmıştır. Ayrıca, başvurucunun iddia edilen direnme eylemine karşı polislerin kullandığı gücün orantılı olup olmadığı yönünde hiçbir hukuki veya fiili değerlendirme yapılmadığı da görülmüştür.
Anayasa Mahkemesi, yetkili adli makamların olayın koşullarını aydınlatacak temel adımları atmaktan imtina ettiğini ve sadece şüpheli polislerin hazırladığı evrak üzerinden hüküm kurduğunu vurgulamıştır. Soruşturmanın bu denli yüzeysel ve eksik yürütülmesi, Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği etkili soruşturma standartlarını karşılamamaktadır. Dolayısıyla, devletin kendi kontrolü altındaki bir şahsın yaralanmasına dair inandırıcı bir açıklama sunma yükümlülüğünün usul boyutuyla ihlal edildiği ortadadır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.