Anasayfa Karar Bülteni AYM | Emine Işıklı ve Diğerleri | BN. 2020/10689

Karar Bülteni

AYM Emine Işıklı ve Diğerleri BN. 2020/10689

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/10689
Karar Tarihi 04.11.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Uyuşmazlığın esasına girilmemesi karar hakkını ihlal eder.
  • Göreve iadelerde tazminat yasağı anayasaya aykırıdır.
  • Mahkemeler iddiaları bütünüyle ele alıp incelemelidir.
  • Esaslı iddiaların karşılanmaması adil yargılanmayı zedeler.

Bu karar, olağanüstü hâl (OHAL) dönemi kanun hükmünde kararnameleri (KHK) ile kamu görevinden ihraç edilip daha sonra OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu veya yargı mercileri tarafından görevlerine iade edilen kişilerin hukuki statüleri açısından kritik bir öneme sahiptir. Yüksek Mahkeme, haksız yere ihraç edilen ve bilahare aklanarak göreve dönen kamu görevlilerinin açtıkları tazminat davalarında, idare mahkemelerinin uyuşmazlığın esasına girmeksizin peşinen ret kararı vermesinin hukuki sonuçlarını net bir çerçevede çizmektedir. Mahkemelerin, iptal edilmiş yasa hükümlerine veya salt şeklî ve yasal engellere dayanarak bireylerin maddi ve manevi tazminat taleplerini esastan incelemekten kaçınması, adil yargılanma hakkının temel bir bileşeni olan karar hakkının açık bir ihlali olarak tescillenmiştir.

Emsal niteliği taşıyan bu karar, idari yargı uygulamasında köklü bir değişikliği zorunlu kılmaktadır. Kararın uygulamadaki en büyük etkisi, haksız ihraç nedeniyle uğranılan psikolojik ve ekonomik yıkımların telafisi yolunu fiilen açmış olmasıdır. Anayasa Mahkemesi, 7075 sayılı Kanun'da yer alan tazminat yasağının daha önce iptal edilmiş olmasını temel alarak, idare mahkemelerine her bir davacının kendi özel durumunu, maruz kaldığı sürecin ağırlığını ve somut olayın hukuki ve fiilî şartlarını titizlikle inceleme yükümlülüğü getirmiştir. Bundan böyle idare mahkemeleri, göreve iade edilenlerin tazminat davalarını otomatik olarak usulden reddedemeyecek, idarenin kusurunu ve zararın varlığını esastan inceleyerek adil ve tatmin edici bir yargısal sonuca ulaşmak zorunda kalacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, kamu görevlisi olarak çalışmaktayken olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe konulan 672 ve 679 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameler ile meslekten ihraç edilmişlerdir. Daha sonra Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu ve idari yargı kararları neticesinde haklarındaki ihraç kararları kaldırılarak kamu görevlerine iade edilmişlerdir. Eski görevlerine dönen başvurucular, haksız yere meslekten ayrı kaldıkları süreçte yaşadıkları psikolojik yıkım, sosyal dışlanma ve ekonomik zorluklar nedeniyle idareye başvurarak manevi zararlarının tazmin edilmesini talep etmişlerdir. Taleplerinin reddedilmesi üzerine idare mahkemelerinde manevi tazminat davası açmışlardır. Ancak idare mahkemeleri, o dönem yürürlükte olan ve göreve iade edilenlerin hiçbir şekilde tazminat talep edemeyeceğini öngören yasa hükmüne dayanarak, olayların esasına girmeden ve kişilerin ne ölçüde zarar gördüğünü incelemeden davaları doğrudan reddetmiştir. Başvurucular, mahkemelerin bu katı tutumuyla iddialarını incelememesi ve davaları esassız bırakması nedeniyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının temel bir bileşeni olan "karar hakkı" kavramı üzerinde durmuştur. Demokratik bir toplumda vazgeçilmez bir hak niteliğindeki adil yargılanma hakkının güvencelerinden olan karar hakkı; uyuşmazlığın bir mahkeme önüne getirilebilmesini, dava konusu edilen uyuşmazlığa ilişkin esaslı iddia ve savunmaların yargı merciince bütünüyle incelenerek değerlendirilmesini ve bağlayıcı bir karara bağlanmasını gerektirir. Karar hakkı, bireylerin yargılama sonucunda sadece şeklî anlamda bir matbu karar elde etmelerini değil, uyuşmazlığa ilişkin esaslı taleplerinin adil bir yaklaşımla maddi bir sonuca bağlanmasını güvence altına alır. Eğer yargı mercii, davanın açılmasındaki asıl amacı gerçekleştirmeye elverişli bir esasa girme işlemi yapmıyorsa, dava açmanın hukuki bir anlamı kalmamaktadır.

Uyuşmazlığın hukuki zemininde yer alan ve davaların reddine gerekçe gösterilen temel kural, 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 10. maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde yer alan "Bu kişiler, kamu görevinden çıkarılmalarından dolayı herhangi bir tazminat talebinde bulunamaz." ibaresidir. Anayasa Mahkemesi, daha önce vermiş olduğu iptal kararıyla (E.2018/137, K.2022/86) bu kuralı anayasaya aykırı bularak iptal etmiştir. İptal kararında, haksız uygulanan tedbir işlemi nedeniyle kişilerin uğrayabileceği maddi ve manevi zararları giderme fırsatının ortadan kaldırılmasının, devletin bireylere etkili bir hukuk yolu ve giderim mekanizması sağlama pozitif yükümlülüğüyle bağdaşmadığı açıkça vurgulanmıştır. Bu kuralın varlığı, bireylerin hak arama özgürlüğünü ve mahkemeye erişim hakkını işlevsiz kılan bir unsur olarak kabul edilmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda başvurucular, haksız ve hukuka aykırı olduğu sonradan anlaşılan ihraç işlemleri nedeniyle kamu görevinden uzak kaldıkları zorlu süreçte yaşadıkları manevi zararların devlet tarafından tazmin edilmesi talebiyle idare mahkemelerinde hukuki yollara başvurmuşlardır. İdare mahkemeleri ise, uyuşmazlığın esasına yönelik en ufak bir delil değerlendirmesi veya zarar araştırması yapmaksızın, sadece 7075 sayılı Kanun'da yer alan ve göreve iade edilenlerin tazminat talep edemeyeceğini öngören kurala dayanarak davaları şeklî bir biçimde reddetmiştir.

Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin ret kararlarına dayanak yaptığı ilgili kanun hükmünün, etkili başvuru hakkına aykırı olduğu gerekçesiyle daha önce yüksek mahkemece iptal edildiğini özellikle hatırlatmıştır. OHAL Komisyonu veya idari yargı kararıyla haksızlığı tescillenerek kamu görevine iade edilen kişilerin, haklarında uygulanan ağır tedbir süreci nedeniyle maddi ve manevi yönden zarara uğramaları son derece muhtemeldir. İptal edilen söz konusu yasa kuralının uygulanması suretiyle bu kişilerin haksız işlemden dolayı uğradıkları zararları mahkeme önünde tartışma ve giderme fırsatının ellerinden alınması anayasal hakların özüne dokunmaktadır.

Yargısal fonksiyonun temel işlevi ve varlık sebebi, uyuşmazlığın içinde yer alan maddi ve hukuki sorunların tarafsız bir mahkemece bütünüyle ele alınması, tartışılması ve adalete uygun bir şekilde karara bağlanmasıdır. Derece mahkemelerinin, başvuruculara özgü hukuki ve fiilî koşulları değerlendirmeksizin, peşin bir yasal engele sığınarak davaları esastan incelemeden reddetmesi, bireylerin hak arama gayesini tamamen işlevsiz hâle getirmiştir. İdare mahkemeleri, uyuşmazlığın esasını çözüme kavuşturma asli görevini yerine getirmemiş; dolayısıyla başvurucuların şikâyet konusu ettiği manevi zarar iddialarına ilişkin olarak gerçek manada adil bir karar verilmemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, idare mahkemelerince uyuşmazlığın esasına girilmeden tazminat taleplerinin doğrudan reddedilmesi nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının ihlal edildiğine ve kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemelere gönderilmesine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: