Anasayfa/ Karar Bülteni/ Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Vujovıć ve Lıpa D.O.O. - Karadağ Kararı 43050/22 B.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Vujovıć ve Lıpa D.O.O. - Karadağ Kararı 43050/22 B.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak **Sözleşme'nin 6. maddesinde** güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile **1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde** yer alan mülkiyetin korunması ilkelerine dayanmıştır.
search

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Vujovıć ve Lıpa D.O.O. - Karadağ Kararı 43050/22 B.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 43050/22
Karar Tarihi 27.11.2025
Taraflar Vujovıć ve Lıpa D.O.O. - Karadağ
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
Öne Çıkan Hükümler
Üst mahkeme kararlarına uyulmaması adil yargılanmayı ihlal eder.
Keyfi yargı kararları mülkiyet hakkını derinden zedeler.
Makul süre ihlali mülkiyet hakkı kaybına yol açabilir.
Etkili yargısal koruma sağlamak devletin pozitif yükümlülüğüdür.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen bu karar, derece mahkemelerinin anayasa mahkemesi kararlarına direnmesinin ve hukuku keyfi bir şekilde yorumlamasının adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkı üzerindeki yıkıcı etkilerini gözler önüne sermektedir. Somut olayda İstinaf Mahkemesinin, Karadağ Anayasa Mahkemesinin bağlayıcı kararlarına ısrarla uymaması ve hukuka aykırı iflas sürecini devam ettirmesi, yalnızca usuli bir ihlal olarak kalmamış, aynı zamanda başvurucu şirketin devasa malvarlığının haksız yere satılmasına neden olarak telafisi güç zararlar doğurmuştur. Karar, iç hukukta en üst yargı merciinin kararlarına alt derece mahkemelerince saygı gösterilmesinin, hukukun üstünlüğü ilkesinin temel bir gereği olduğunu kesin bir dille teyit etmektedir.

Benzer davalar ve genel hukuk uygulaması açısından bu kararın emsal etkisi oldukça güçlüdür. AİHM, yargılamanın aşırı uzun sürmesinin ve taraflara etkili bir yargısal forum sunulmamasının, devletin mülkiyet hakkının korunmasına yönelik pozitif yükümlülüklerini doğrudan ihlal ettiğini açıkça ortaya koymuştur. Bu yönüyle karar, iflas ve icra gibi kişilerin malvarlığı üzerinde doğrudan ve ağır sonuçlar doğuran yargısal süreçlerde, mahkemelerin ivedilikle ve üst mahkeme içtihatlarına sadık kalarak hareket etmeleri gerektiği konusunda tüm taraf devletlere yönelik bağlayıcı bir standart belirlemektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular Milorad Vujović ve kurucusu olduğu Lipa D.O.O. Şirketi, şirket aleyhine başlatılan haksız bir iflas süreci nedeniyle Karadağ devletine karşı dava açmıştır. Olaylar, teminatlı bir alacaklının Aralık 2013'te şirket hakkında iflas talebinde bulunmasıyla başlamıştır. Başvurucular, ilgili kanuna göre teminatlı bir alacaklının iflas talep etme hakkı olmadığını savunarak bu karara itiraz etmişlerdir.

Karadağ İstinaf Mahkemesi, Anayasa Mahkemesinin "teminatlı alacaklının iflas isteyemeyeceğine" yönelik dört kez verdiği ihlal ve bozma kararlarına ısrarla uymamış ve iflas sürecini hukuksuz bir biçimde devam ettirmiştir. Yıllar süren bu direnç aşamasında, başvurucu şirketin 3,3 milyon avro değerindeki malvarlığı iflas yoluyla satılarak elinden çıkmıştır. Başvurucular, derece mahkemesinin keyfi kararları ve yargılamanın makul olmayan bir şekilde uzaması nedeniyle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia ederek AİHM'e başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Sözleşme'nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde yer alan mülkiyetin korunması ilkelerine dayanmıştır.

Adil yargılanma hakkı kapsamında, mahkemelerin kararlarını yeterli ve makul bir şekilde gerekçelendirmeleri esastır. AİHM, kural olarak dördüncü derece mahkemesi gibi hareket etmese de, ulusal mahkeme kararlarının açıkça keyfi veya mantıksız olduğu durumlarda Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrası uyarınca müdahale etmektedir. Üst mahkemelerin, özellikle de anayasa mahkemelerinin bağlayıcı ve kesin kararlarına alt derece mahkemelerince direnilmesi ve uyulmaması, yargılamanın adilliğini ortadan kaldıran ve hukuki öngörülebilirliği zedeleyen ağır bir ihlal olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca, bir davanın makul sürede bitirilmemesi de bu madde kapsamında başlı başına bir ihlal sebebidir.

Mülkiyet hakkı bağlamında, 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi, devletlere yalnızca mülkiyete haksız müdahaleden kaçınma (negatif yükümlülük) değil, aynı zamanda mülkiyet hakkının korunması için gerekli usuli güvenceleri ve etkili yargı yollarını sağlama (pozitif yükümlülük) ödevini de yükler. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda dahi devlet, tarafların mülkiyet haklarına yönelik müdahalelere karşı etkili bir şekilde itiraz edebilecekleri adil ve hızlı işleyen bir yargısal mekanizma sunmak zorundadır. Yargılamanın makul süreyi aşması ve mahkemelerin hukuku keyfi yorumlaması sonucu mülkiyetin kaybına yol açılması, kişi üzerine aşırı ve orantısız bir yük yüklenmesi anlamına gelir. Bu durum, mülkiyetten barışçıl istifade hakkı ile genel kamu yararı arasında kurulması gereken adil dengeyi başvuran aleyhine bozar.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

AİHM, somut olayda Karadağ İstinaf Mahkemesinin tutumunu ve iflas sürecinin gelişimini titizlikle incelemiştir. Karadağ Anayasa Mahkemesinin dört kez İstinaf Mahkemesinin kararlarını bozduğu, ilgili yasa uyarınca teminatlı bir alacaklının iflas talep edemeyeceğini açıkça belirttiği ve İstinaf Mahkemesinin tutumunu keyfi bulduğu görülmüştür. Buna rağmen İstinaf Mahkemesinin, Anayasa Mahkemesinin bağlayıcı kararlarına uymakta direndiği ve ancak davanın beşinci kez incelenmesinde bu kararı uyguladığı tespit edilmiştir. AİHM, Anayasa Mahkemesinin kapsamlı analizinden ayrılmayı gerektirecek bir neden bulmamış ve İstinaf Mahkemesinin yinelenen yetersiz ve keyfi kararları nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Yargılamanın süresi açısından, AİHM, iç hukuk makamlarına atfedilebilecek sürenin altı yıl, iki ay ve yirmi bir gün olduğunu ve bu süreçte üç yargı kademesinde on beş karar verildiğini belirlemiştir. Söz konusu uyuşmazlığın niteliği ve geçen zaman dikkate alındığında, bu sürenin aşırı olduğu ve makul süre şartını karşılamadığı kanaatine varılmıştır.

Mülkiyet hakkı yönünden yapılan incelemede ise, devletin mülkiyet hakkını koruyacak etkili bir yargısal forum sunma yükümlülüğü hatırlatılmıştır. İstinaf Mahkemesinin yasal gerekliliklere ve Anayasa Mahkemesi kararlarına ısrarla uymaması nedeniyle sürecin uzadığı, bu gecikme esnasında başvurucu şirketin 3,3 milyon avroyu aşan malvarlığının iflas yoluyla satıldığı saptanmıştır. AİHM, bu aşırı gecikmenin ve usuli etkinsizliğin, başvurucular üzerine orantısız ve aşırı bir bireysel yük yüklediğini, dolayısıyla mülkiyet haklarına yapılan müdahaleye karşı iddialarını sunmak için makul ve etkili bir imkândan açıkça mahrum bırakıldıklarını vurgulamıştır.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi 2. Bölümü, adil yargılanma hakkının ve mülkiyetten barışçıl istifade hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruculara manevi tazminat ile yargılama giderlerinin ödenmesini kabul etmiştir.

Alt mahkeme Anayasa Mahkemesi'nin kararına uymazsa ne olur? expand_more
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına göre, alt derece mahkemelerinin Anayasa Mahkemesi gibi üst mahkemelerin kesin ve bağlayıcı kararlarına uymamakta direnmesi adil yargılanma hakkının açık bir ihlalidir. Yargı kararlarının bu şekilde keyfi yorumlanması ve kararlara uyulmaması hukuki öngörülebilirliği ortadan kaldırır. Somut olayda da İstinaf Mahkemesinin dört kez Anayasa Mahkemesi'nin ihlal kararlarına direnerek hukuka aykırı süreci devam ettirmesi, Sözleşme'nin 6. maddesi kapsamında adil yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirilmiştir.
Haksız iflas davasında mallarım satıldı, hakkımı nasıl ararım? expand_more
Haksız iflas taleplerine karşı devlet, kişilerin mülkiyet haklarını koruyacak etkili ve hızlı işleyen bir yargısal mekanizma sunmakla yükümlüdür. AİHM, yasal olarak hakkı bulunmayan teminatlı bir alacaklının başlattığı iflas sürecini durdurmayan ve bu süreçte 3,3 milyon avro değerindeki şirket malvarlığının satılmasına sebep olan yerel mahkeme uygulamalarını, mülkiyet hakkının ihlali saymıştır. Bu tür keyfi uygulamalar ve usuli etkinsizlikler neticesinde uğranan zararlar için uluslararası güvencelere dayanarak devletten manevi tazminat ve yargılama gideri talep etme hakkınız bulunmaktadır.
Davam çok uzadı ve maddi zarara uğradım, tazminat alabilir miyim? expand_more
Evet, bir davanın makul sürede bitirilmemesi ve bu gecikmenin doğrudan mülkiyet kaybına yol açması durumunda devletin sorumluluğuna gidilebilir. AİHM, incelenen davada sürecin altı yılı aşkın sürmesini ve on beş farklı karar verilmesini uyuşmazlığın niteliğine göre aşırı uzun bulmuştur. İflas ve icra gibi malvarlığı üzerinde doğrudan sonuç doğuran yargılamalarda mahkemelerin hızlı hareket etmemesi ve sürecin sürüncemede bırakılması, vatandaşın üzerine aşırı bir yük yükleyerek adil dengeyi bozar. Bu ihlalin tespiti halinde devlet aleyhine tazminata hükmedilmektedir.
İki kişinin davasında devlet benim mülkümü korumak zorunda mı? expand_more
Kesinlikle zorundadır. AİHM'e göre, özel kişiler arasındaki hukuki uyuşmazlıklarda dahi devletin mülkiyet hakkını korumaya yönelik pozitif yükümlülükleri mevcuttur. Devlet, sadece mülkiyetinize haksız müdahale etmekten kaçınmakla kalmamalı, aynı zamanda diğer kişilerin müdahalelerine karşı malvarlığınızı güvence altına alacak, üst mahkeme içtihatlarına sadık kalarak hızlı karar üreten adil bir hukuk sistemi sunmalıdır. Aksi takdirde, mülkiyetin kaybına neden olan yargısal hatalardan devlet doğrudan sorumlu tutulur.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir