Anasayfa/ Karar Bülteni/ YARGITAY | 9. HD | 2025/3431 E. | 2025/5386 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2025/3431 E. 2025/5386 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2025/3431
Karar No 2025/5386
Karar Tarihi 25.06.2025
Dava Türü Alacak Davası
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Üst düzey yönetici fazla mesai isteyemez.
  • Son tutanakta belirtilmeyen alacak dava şartını sağlamaz.
  • Faiz başlangıcı arabuluculuk son tutanak tarihidir.
  • Arabuluculuk giderleri haklılık oranına göre paylaştırılır.
  • Toplu iş sözleşmesiyle işçinin ücreti düşürülemez.

Bu karar, iş hukukunda sıkça karşılaşılan şantiye şefi gibi üst düzey yöneticilerin fazla mesai talepleri ile arabuluculuk dava şartının katı sınırları konularında kritik belirlemeler içermektedir. Yargıtay, mesaisini kendi belirleyen ve işyerinde kendisine talimat veren daha üst bir amiri bulunmayan yöneticilerin fazla çalışma ücreti talep edemeyeceği kuralını bir kez daha vurgulamıştır. İnşaat mühendisi olarak şantiye şefliği yapan işçinin kendi çalışma düzenini tayin edebilmesi, bu davada fazla mesai iddiasını geçersiz kılmıştır.

Öte yandan karar, zorunlu arabuluculuk sürecine ilişkin çok önemli usul kurallarına da işaret etmektedir. Arabuluculuk son tutanağında açıkça müzakere edildiği belirtilmeyen alacak kalemleri (örneğin ikramiye) yönünden dava şartının gerçekleşmediği kesin olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, arabuluculuk son tutanak tarihinden sonra muaccel hâle gelen alacaklar için de dava şartının sağlanmadığı netleştirilmiştir. Bu emsal yaklaşım, meslektaşlarımızın arabuluculuk tutanaklarını hazırlarken uyuşmazlık konularını hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde tek tek yazmaları gerektiğini göstermektedir. Arabuluculuk son tutanak tarihinin, temerrüt faizinin başlangıç anı olarak kabul edilmesi de alacakların hesaplanmasında dikkate alınacak hayati bir içtihattır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

İnşaat mühendisi olarak davalı şirketlere ait projelerde şantiye şefi ve genel koordinatör yardımcısı pozisyonlarında çalışan davacı işçi, iş sözleşmesinin haksız ve bildirimsiz olarak tek taraflı feshedildiğini ileri sürmüştür. Davacı, görev süresi boyunca eşit davranma ilkesine aykırı hareket edildiğini ve kendisine mobbing uygulandığını iddia ederek; kıdem ve ihbar tazminatı, manevi tazminat, ödenmeyen bakiye ücret, prim, yıllık izin, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin tahsilini talep etmiştir. Davalı şirketler ise davacının işe devamsızlık yaptığını veya kendi isteğiyle istifa ederek başka bir işe girdiğini, şantiye şefi olarak çalışma saatlerini kendisinin belirlediğini ve bu sebeple fazla çalışma alacağı talep edemeyeceğini, herhangi bir psikolojik baskı uygulanmadığını ve tüm ödemelerinin yapıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin ve Yargıtay’ın uyuşmazlığı çözerken dayandığı hukuki temeller birkaç ana eksende toplanmaktadır. İlk olarak, çalışma saatlerini kendi belirleyen üst düzey yöneticilerle ilgili yerleşik içtihat prensipleri uygulanmıştır. Bu prensibe göre, işyerinde yüksek ücret alarak görev yapan ve kendisine fazla çalışma yapması yönünde açık talimat veren daha üst bir amiri bulunmayan yöneticiler, görevin gereği gibi yerine getirilmesi noktasında kendi mesailerini tayin ettikleri için fazla çalışma ücretine hak kazanamazlar.

İkinci olarak, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m.3 gereğince, işçilik alacakları için arabulucuya başvurulması zorunlu bir dava şartıdır. Yargıtay uygulamasına göre, 02.06.2018 tarihinden sonraki uyuşmazlıklarda arabuluculuk son tutanağında hangi alacak kalemlerinin müzakere edildiğinin açık ve net bir şekilde yazılması gerekmektedir. Son tutanakta yer almayan veya tutanak tarihinden sonra muaccel olan bir alacak kalemi için dava şartı yerine getirilmiş sayılmaz.

Üçüncü olarak, yargılama giderlerinin paylaştırılması bağlamında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.326 ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/A uyarınca, arabuluculuk giderinin bir yargılama gideri olduğu ve davanın kısmen kabulü hâlinde tarafların haklılık oranına göre paylaştırılması gerektiği kuralı vurgulanmıştır. Temerrüt ve faiz başlangıcı açısından ise, dava tarihinden önce arabuluculuk vasıtasıyla talep edilen alacaklar bakımından, işverenin açıkça arabuluculuk son tutanak tarihi itibarıyla temerrüde düştüğü kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, dosya kapsamındaki delilleri değerlendirerek somut uyuşmazlığa dair önemli uygulama hatalarını tespit etmiştir. İlk olarak, davacı işçinin 2020 yılı Ocak ayından önce inşaat mühendisi sıfatıyla şantiye şefi olarak çalıştığı dönem bakımından çalışma düzenini kendisinin belirlediği ve işi sevk idare eden en üst düzey kişi olduğu saptanmıştır. Bu sebeple, söz konusu dönem için davacının fazla çalışma ücreti talebinin tümden reddedilmesi gerekirken kabul edilmesi hatalı bulunmuştur.

İkinci olarak, dosyada yer alan arabuluculuk son tutanakları incelendiğinde, müzakere edilen ve anlaşılamayan konular arasında "ikramiye alacağı" kaleminin hiç bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu nedenle, ikramiye alacağı yönünden arabuluculuk dava şartının yerine getirilmediği gözetilerek doğrudan usulden ret kararı verilmesi gerekirken esastan karar verilmesi kanuna aykırı bulunmuştur. Aynı şekilde, arabuluculuk son tutanak tarihinden sonra muaccel hâle gelen alacak kalemleri için de yeniden bir başvuru olmadığından dava şartı yokluğu sebebiyle usulden ret kararı verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

Üçüncü tespit, arabuluculuk giderinin tahsiline ilişkindir. Davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olmasına rağmen, kanun gereği bir yargılama gideri olan arabuluculuk ücretinin tarafların haklılık oranına göre paylaştırılması yerine tamamının davalı şirketlere yükletilmesi isabetsiz bulunmuştur.

Son olarak, faiz başlangıç tarihine yönelik incelemede; arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine düzenlenen son tutanak tarihi itibarıyla işverenin usulen temerrüde düştüğü ve dava konusu alacaklara bu tarihten itibaren faiz işletilmesi gerektiği belirlenmiştir. İlk derece mahkemesinin faizi doğrudan dava ve ıslah tarihlerinden başlatması hukuka aykırı görülmüştür.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, belirtilen usul ve esas hataları nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: