Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2025/2642 E. 2025/3432 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
|---|---|
| Esas No | 2025/2642 |
| Karar No | 2025/3432 |
| Karar Tarihi | 16.04.2025 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kayıt dışı fazla çalışma kıyasla hesaplanamaz.
- Fazla çalışmayı ispat yükü her zaman işçidedir.
- Sözleşmedeki iki yüz yetmiş saat sınırı gözetilmelidir.
- Ara dinlenme süreleri çalışma süresinden kesinlikle mahsup edilmelidir.
Bu karar, iş hukukunda fazla çalışma ücretlerinin ispatı ve hesaplanması usulleri bakımından oldukça kritik bir öneme sahiptir. Yargıtay, işyeri kayıtlarının, bilgisayar loglarının veya e-posta dökümlerinin bulunmadığı dönemler için, kayıt bulunan dönemlerdeki çalışma düzeninin emsal alınarak kıyas yoluyla fazla çalışma hesabı yapılamayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. İşçinin fazla çalışma yaptığını ispat yükünün kural olarak kendisinde olduğu hatırlatılarak, belirsiz dönemlerin varsayımlara dayalı şekilde ücretlendirilmesinin önüne geçilmiştir.
Emsal niteliğindeki bu karar, özellikle sözleşmelerinde yıllık iki yüz yetmiş saatlik fazla çalışmanın ücrete dâhil olduğuna dair hüküm bulunan banka çalışanları ile personelleri yakından ilgilendirmektedir. Günlük çalışma süresinden yasal ara dinlenme sürelerinin düşülmesi neticesinde haftalık kırk beş saati aşan kısmın tespitinde, sözleşmedeki iki yüz yetmiş saatlik yani haftalık 5,2 saatlik istisnanın kesinlikle mahsup edilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Uygulamada sıkça rastlanan, belgesiz dönemlerin belgeli dönemlere oranlanması veya benzetilmesi şeklindeki hatalı bilirkişi hesaplamalarına karşı işverenler lehine güçlü bir hukuki koruma kalkanı oluşturulmuş, somut delil olmaksızın farazi hesaplamalarla hüküm kurulamayacağı kesin bir içtihat altına alınmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bir bankada bireysel kitle bankacılığı satış yöneticisi olarak görev yapan davacı işçi, işyerinde kendisine psikolojik taciz (mobbing) uygulandığını, yoğun bir tempoda sürekli fazla mesai yapmasına ve hafta tatillerinde çalışmasına rağmen bu çalışmalarının karşılığının kendisine ödenmediğini ve bordrolara yansıtılmadığını ileri sürerek iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini belirtmiştir. Davacı, ödenmeyen kıdem tazminatı ile fazla çalışma ve hafta tatili ücretlerinin bankadan tahsilini talep ederek dava açmıştır.
Davalı banka ise davacının işten kendi isteğiyle istifa ederek ayrıldığını, fazla çalışma yapıldığında sistem üzerinden onaylanarak ücretlerinin ödendiğini, ayrıca taraflar arasındaki iş sözleşmesinde yıllık iki yüz yetmiş saatlik fazla çalışmanın ücrete dâhil olduğuna dair bağlayıcı bir hüküm bulunduğunu savunmuştur. Uyuşmazlık, davacının ödenmemiş fazla mesaisi olup olmadığı, bu mesailerin hangi yöntemle ispatlanacağı ve banka ile imzalanan sözleşmedeki iki yüz yetmiş saatlik kuralın olaya uygulanıp uygulanmayacağı noktalarında toplanmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
İş hukukunda fazla çalışma olgusu, 4857 sayılı İş Kanunu m.41 çerçevesinde düzenlenmiş olup, haftalık kırk beş saati aşan çalışmalar fazla çalışma olarak kabul edilmektedir. Fazla çalışma iddiasının ispatı, kural olarak bunu iddia eden işçiye aittir. İşçi, fiilen fazla çalışma yaptığını işyeri kayıtları, giriş-çıkış belgeleri, bilgisayar veya e-posta logları gibi yazılı belgelerle ya da bunların bulunmadığı durumlarda tanık beyanlarıyla ispatlamakla yükümlüdür.
4857 sayılı İş Kanunu m.68 uyarınca, günlük çalışma süresine göre işçiye verilmesi gereken yasal ara dinlenme süreleri çalışma süresinden sayılmaz. Bu nedenle, fiili fazla çalışma saati hesaplanırken işçinin işyerinde geçirdiği toplam süreden zorunlu ara dinlenme sürelerinin mutlak surette mahsup edilmesi gerekmektedir.
Yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca, taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesinde yıllık iki yüz yetmiş saate kadar olan fazla çalışmaların aylık ücrete dâhil olduğuna ilişkin bir hüküm bulunuyorsa ve işçiye ödenen ücret asgari ücretin belirgin bir şekilde üzerindeyse, bu sözleşme hükmü geçerli kabul edilir. Yıllık iki yüz yetmiş saatlik sınır, haftalık bazda yaklaşık 5,2 saate tekabül etmektedir. Dolayısıyla, işçinin haftalık kırk beş saati aşan çalışmasının ilk 5,2 saatlik kısmı ücrete dâhil kabul edilmeli, fazla çalışma ücreti yalnızca bu süreyi aşan istisnai çalışmalar için hesaplanmalıdır.
Ayrıca doktrin ve Yargıtay uygulamalarına göre, fazla çalışma alacağının hesaplanmasında kayıt bulunmayan dönemler için, kayıt bulunan dönemlerdeki verilere kıyasla veya oranlama yapılarak varsayımsal bir hesaplama yapılamaz. Her bir çalışma döneminin kendi şartları ve delilleri çerçevesinde müstakil olarak ispat edilmesi zorunludur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda hazırlanan bilirkişi raporuna dayanılarak karar verilmiştir. Ancak incelenen raporda, davacı işçinin fazla çalışma ücreti hesabında kayıt bulunmayan dönemler yönünden, kayıt bulunan dönemler ile kıyas yapılarak sonuca gidildiği görülmüştür. Yüksek Mahkeme, fazla çalışma yaptığını ispat yükünün davacı işçide olduğunu vurgulayarak, e-posta, bilgisayar logları veya somut giriş-çıkış kayıtlarının bulunmadığı belirsiz dönemler için, salt kayıtlı dönemlere kıyaslama yapılarak varsayımsal bir şekilde fazla mesai hesabı yapılmasının hukuka aykırı olduğunu tespit etmiştir. Kıyas yöntemine dayalı bilirkişi raporunun ikinci seçeneği doğrultusunda hüküm kurulması hatalı bulunmuştur.
Somut olayda, bilirkişi raporunun birinci seçeneğinde, kayıt bulunmayan dönemler için davacının 08:45-20:00 saatleri arasında mesai yaptığı ve bu süreden 1 saatlik ara dinlenmenin düşülmesiyle haftalık 6,15 saat fazla çalıştığı belirlenmiştir. Ancak Yargıtay denetiminde, bu çalışma saatleri dikkate alındığında düşülmesi gereken yasal ara dinlenme süresinin 1 saat değil, 1,5 saat olması gerektiği saptanmıştır. Dahası, taraflar arasındaki iş sözleşmesinde yer alan ve yıllık iki yüz yetmiş saatlik (haftalık 5,2 saat) fazla çalışmanın ücrete dâhil olduğuna ilişkin geçerli kuralın bilirkişi tarafından hesaba katılmadığı anlaşılmıştır.
Doğru ara dinlenme süresi olan 1,5 saat düşüldüğünde elde edilen haftalık çalışma süresinden, sözleşme gereği ücrete dâhil olan haftalık 5,2 saatlik sürenin mahsup edilmesi sonucunda, davacının haftalık kırk beş saati aşan herhangi bir fazla çalışmasının bulunmadığı açıkça ortaya konulmuştur. Bu doğrultuda, dosyaya sunulan kayıtlara göre yalnızca kayıt bulunan ve ispatlanan dönem için iki yüz yetmiş saatlik mahsup işlemi yapıldıktan sonra kalan brüt 1.866,53 TL tutarındaki fazla çalışma ücretinin hüküm altına alınması gerektiği vurgulanmıştır. Kayıt bulunmayan dönemler farazi kıyaslamalarla hesaplamaya dâhil edilemez.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, fazla çalışma ücretinin kayıt bulunmayan dönemler için kıyaslama yoluyla hesaplanamayacağı ve sözleşmedeki iki yüz yetmiş saatlik kural ile yasal ara dinlenme sürelerinin doğru mahsup edilmesi gerektiği yönünde kararı bozmuştur.