Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2025/2294 E. | 2025/4852 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2025/2294 E. 2025/4852 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2025/2294
Karar No 2025/4852
Karar Tarihi 26.05.2025
Dava Türü Alacak ve İptal
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Arabuluculuk tutanağının iptali davası ön sorundur.
  • İptal davası alacak davasından tefrik edilmelidir.
  • Arabuluculuk belgesinin iptali bekletici mesele yapılmalıdır.
  • Birleştirilen davaların kanun yolları farklı olabilir.

Bu karar hukuken, işçilik alacaklarının tahsili amacıyla açılan eda davaları ile bu alacaklara ilişkin düzenlenen ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali talebiyle açılan tespit davalarının usuli akıbeti hakkında son derece önemli bir çerçeve çizmektedir. Yüksek Mahkeme, işçinin iradesinin fesada uğradığı iddiasıyla açılan arabuluculuk tutanağının iptali davasının, asıl alacak davası ile aynı dilekçede mi yoksa bağımsız bir dava olarak mı açıldığının usuli sonuçlarını keskin bir biçimde ayırmıştır. Anlaşma belgesinin geçersizliği iddiası aynı davada ileri sürüldüğünde bu durum bir ön sorun olarak ele alınabilirken, sonradan ayrı bir dava olarak açılıp birleştirildiğinde usuli güvenceler zedelenebilmektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, mahkemelerin davaları birleştirme pratiğine doğrudan bir sınırlama getirmektedir. Ayrı açılmış iptal ve alacak davalarının sonradan birleştirilmesi, alacak davasındaki miktar itibarıyla kesinlik sınırları ile iptal davasındaki kanun yolu denetiminin birbirinden farklı olması sebebiyle temyiz incelemesini içinden çıkılmaz bir hale sokabilmektedir. Yargıtay, usul ekonomisi ve adil yargılanma hakkının temini adına, ayrı açılan iptal davasının asıl davadan tefrik edilerek yeni bir esasa kaydedilmesi ve alacak davası yönünden bekletici mesele yapılması gerektiğini içtihat etmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, uzun yıllar boyunca tır şoförü olarak görev yapan bir işçinin, eski işverenine karşı açtığı alacak davası ile bu davaya sonradan dâhil edilen arabuluculuk tutanağının iptali davasından kaynaklanmaktadır. İşçi, çalıştığı dönem boyunca ücretlerinin ödenmemesi, sigorta primlerinin düşük ücretten yatırılması ve işyerinde kendisine uygulanan psikolojik taciz (mobbing) gibi sebeplerle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini iddia etmiştir. İşten ayrılış süreci sırasında kendisine baskı yapıldığını ve haklarının ödeneceği vaadiyle içeriği okutulmadan bazı evrakların imzalatıldığını ileri sürmüştür.

Daha sonra, söz konusu süreçte imzalatılan ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali için işçi tarafından ayrı bir dava açılmış ve bu dava asıl alacak davasıyla mahkemece birleştirilmiştir. İşveren tarafı ise, arabuluculuk sürecinde anlaşılan konularda yeniden dava açılamayacağını, işçinin iddialarının asılsız olduğunu ve geriye dönük ödenmemiş herhangi bir alacağının bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir. Temel uyuşmazlık, bu iki davanın bir arada görülmesinin usulen ve hukuken mümkün olup olmadığıdır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde Mahkemenin dayandığı temel hukuki kurallar, usul hukuku prensipleri ve arabuluculuk mevzuatı ekseninde şekillenmektedir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m.18/5 hükmüne göre, arabuluculuk faaliyeti sonucunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında kural olarak taraflarca yeniden dava açılamaz. Ancak bu durum, anlaşma belgesinin hukuken geçerli olduğu varsayımına dayanır. Anlaşma belgesinin irade fesadı, sahtelik veya benzeri nedenlerle geçersiz olması durumunda, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tam olarak çözümlenmediği kabul edilir ve bu tutanağın iptali mahkemeden talep edilebilir.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, anlaşma belgesinin geçersizliği iddiası, alacak veya işe iade davası ile aynı dilekçede ileri sürüldüğünde, mahkemece bu iddia bir ön sorun olarak incelenir ve çözüme kavuşturulur. Ancak, tutanağın iptaline ilişkin tamamen bağımsız ayrı bir dava açılıp sonradan asıl alacak davasıyla birleştirildiğinde durum usulen farklılaşmaktadır.

Bu noktada 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.167 uyarınca, davaların ayrılması (tefrik) müessesesi işletilmelidir. Kanun, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için aralarında hukuki veya fiili bağlantı bulunsa bile davaların ayrılmasına imkan tanımaktadır. Ayrıca, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.362 çerçevesinde miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar temyiz edilemez. Alacak davalarında bu kesinlik sınırı uygulanırken, tutanağın iptali gibi bir tespit davasında miktar veya mahiyet yönünden kesinlik söz konusu değildir. Bu farklılık, iki davanın usulen ayrı yürütülmesini ve birinin diğeri için bekletici mesele yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda, İlk Derece Mahkemesi tarafından davacının açtığı işçilik alacakları davası ile ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali davası, aralarında fiili ve hukuki bağlantı bulunduğu gerekçesiyle birleştirilerek görülmüştür. Yargılama neticesinde Mahkeme, işçinin net kıdem tazminatı ve diğer ödenmemiş işçilik alacaklarının toplam miktarını göz önüne aldığında, arabuluculuk belgesinde yer alan sadece 7.000,00 TL tutar dışındaki hiçbir haktan vazgeçildiğine dair ifadenin işçinin serbest iradesini yansıtmadığına kanaat getirmiştir. Bu bağlamda, iptal davası ve asıl alacak davası kısmen kabul edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi de işverenin istinaf başvurusunu yerinde bulmayarak esastan reddetmiştir.

Ancak Yargıtay incelemesinde, davanın esasına girilmeden önce çok kritik bir usul hukuku ihlali tespit edilmiştir. Yüksek Mahkeme, iptal davası ile alacak davasının ayrı ayrı açıldıktan sonra mahkemece birleştirilmesinin, kanun yolları denetimi ve kesinlik sınırları açısından ciddi usuli sakıncalar doğurduğunu belirlemiştir. Arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti davasında miktar yönünden bir kesinlik söz konusu değilken, alacak davaları miktar bakımından kesinlik sınırına tabidir.

Ayrı ayrı açılan ve birbirini etkileyebilecek nitelikte olan bu iki davanın birleştirilmesi, kararın bir kısmını temyiz edilemez hale getirirken, diğer kısmının temyiz incelemesini hukuken imkansız veya etkisiz kılma riski taşımaktadır. Yargıtay, bu usuli karmaşanın önüne geçmek amacıyla, birleştirilen arabuluculuk tutanağının iptali davasının asıl alacak davasından tefrik edilerek (ayrılarak) yeni bir esasa kaydedilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Ayrılan bu iptal davasının sonucunun, işçilik alacaklarının talep edildiği asıl dava yönünden mutlaka bekletici mesele yapılması gerektiği ve davanın birlikte görülmesinin usul ve kanuna açıkça aykırı olduğu vurgulanmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, ayrı açılan iptal ve alacak davalarının birleştirilerek görülmesini usul ve yasaya aykırı bularak kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: