Karar Bülteni
YARGITAY 10. HD 2024/1894 E. 2024/12685 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 10. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2024/1894 |
| Karar No | 2024/12685 |
| Karar Tarihi | 10.12.2024 |
| Dava Türü | Maddi ve Manevi Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Tüm hastalıklar meslek hastalığı yönünden incelenmelidir.
- Sağlık kurulu kararlarına karşı itiraz süresi verilmelidir.
- Çelişkili sağlık raporları Adli Tıp Kurumunca giderilmelidir.
- Meslek hastalığı tespiti davası bekletici mesele yapılmalıdır.
Bu karar, işçinin çalışma koşullarından kaynaklandığını iddia ettiği birden fazla rahatsızlığının bulunması hâlinde, mahkemelerin uyuşmazlığı çözerken yalnızca bir tek ana rahatsızlığa odaklanarak diğer hastalıkları göz ardı edemeyeceğini hukuken net bir şekilde ortaya koymaktadır. Yargıtay, işçinin iddia ettiği boyun fıtığı gibi ikincil görünen fiziksel rahatsızlıkların da meslek hastalığı olup olmadığının usulünce ve titizlikle araştırılması gerektiğini vurgulamıştır. Ayrıca, sağlık kurulu raporlarına itiraz aşamalarında taraflara usulüne uygun şekilde kesin süre verilmesinin, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkının temel bir gereği olduğu teyit edilmiştir.
Karar, Kurum Sağlık Kurulu ve Yüksek Sağlık Kurulu kararlarına karşı mahkemeler nezdinde yapılacak itirazların süresi ve izlenecek prosedür konusunda önemli bir yol haritası çizmektedir. Raporlar arasında çelişki bulunması durumunda, uyuşmazlığın doğrudan Adli Tıp Kurumu İkinci Üst Kurulundan alınacak nihai rapor ile giderilmesinin zorunlu olduğu bir kez daha yerleşik içtihat hâline getirilmiştir. Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça belirleyicidir. Özellikle görev tanımı dışında ağır fiziksel işler yaptırılması ve buna eşlik eden mobbing iddialarının bulunduğu meslek hastalığı dosyalarında, yerel mahkemelerin eksik inceleme ile karar veremeyeceğini açıkça göstermektedir. İş kazası ve meslek hastalığına dayalı maddi ve manevi tazminat süreçlerinde usul ekonomisi bahanesiyle atlanan itiraz sürelerinin ve eksik Adli Tıp incelemelerinin Yargıtay denetiminden geçemeyeceği bu bültene konu kararla kesinleşmiştir. İş mahkemelerinin, uyuşmazlık hâlinde ayrı bir meslek hastalığı tespit davası açılması için süre vererek bu durumu mutlaka bekletici mesele yapması gerektiği prensibi güvence altına alınmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, mağaza personeli olarak çalıştığı davalı şirkete karşı meslek hastalığı iddiasına dayanan maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Davacı, işyerindeki asıl görevi dışında kalan ağır kolileri taşıma, indirme ve kaldırma gibi fiziksel olarak son derece zorlayıcı işleri yapmak zorunda bırakıldığını belirtmiştir. İşten çıkarılma korkusu ve işveren baskısı (mobbing) altında sürekli olarak kendi fiziksel kapasitesinin üzerinde çalıştığını iddia etmiştir.
Davacı işçi, bu ağır ve düzensiz çalışma koşulları sonucunda boyun fıtığı, boyun düzleşmesi, kolda ve ellerde his kaybı ile MS (Multipl Skleroz) hastalığı başlangıcı şüphesi gibi çoklu teşhisler aldığını belirtmiştir. Meydana gelen bu ciddi sağlık sorunlarının meslek hastalığı niteliğinde olduğunu ileri süren davacı, sağlığının bozulmasından tamamen işvereni sorumlu tutarak uğradığı zararın giderilmesini talep etmiştir. İşveren tarafı ise iddiaları reddederek davanın reddini istemiş; ilk derece mahkemesi hastalık ile yapılan iş arasında illiyet bağı kuramayarak davayı tümden reddetmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı incelerken başvurduğu temel usul kurallarının başında, yargılama süreleri ve itiraz usullerini düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.90 ve devamı hükümleri gelmektedir. Bu emredici kurallara göre hâkim, kanunda açıkça belirtilen istisnai durumlar dışında kanuni süreleri artıramaz veya eksiltemez. Hâkim tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verirse, süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklamalı ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını tutanağa geçirerek taraflara ihtaren bildirmelidir. Bilirkişi raporlarına itirazı düzenleyen 6100 sayılı Kanun m.281 hükmü ise, taraflara raporun tebliğinden itibaren rapordaki eksikliklerin giderilmesi veya belirsizliklerin açıklanması için iki haftalık itiraz süresi öngörmektedir.
Öte yandan, iş kazası ve meslek hastalığının hukuki tespitine ilişkin temel yasal dayanaklar 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m.18 ve 5510 sayılı Kanun m.19 hükümleridir. Bu yasal düzenlemeler, iş göremezliğe uğrayan sigortalıya Kurumca yetkilendirilen sağlık kurulları raporlarına istinaden verilecek geçici ödenekleri ve bağlanacak sürekli iş göremezlik gelirini düzenlemektedir. Kurum sağlık kurulları tarafından verilen kararlara itiraz usulü ise 5510 sayılı Kanun m.95 çerçevesinde yürütülmektedir.
Yerleşik Yargıtay içtihatlarına ve 28.06.1976 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararına göre, Yüksek Sağlık Kurulu tarafından verilen meslek hastalığı kararları Sosyal Güvenlik Kurumunu bağlayıcı nitelikte olsa da diğer ilgililer yönünden kesin bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu nedenle bir uyuşmazlık veya itiraz durumunda konunun Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu aracılığıyla incelenmesi zorunludur. Eğer alınan bu rapor ile Kurul kararı arasında iş göremezlik oranına yönelik bir görüş ayrılığı ya da çelişki bulunursa, dosyanın Adli Tıp Kurumu 2. Üst Kuruluna gönderilerek bilimsel çelişkinin mutlak surette giderilmesi, Türk iş ve sosyal güvenlik hukukunda meslek hastalığı tespitinin değiştirilemez temel prensibidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay incelemesi neticesinde, ilk derece mahkemesinin yargılama ve karar verme sürecinde her iki tarafı da etkileyen ciddi usul ve esas hataları yaptığı tespit edilmiştir. Somut olayda, Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Kurulu ve sonrasında itiraz üzerine karar veren Yüksek Sağlık Kurulu, yalnızca MS (Multipl Skleroz) hastalığı üzerinden dar bir değerlendirme yaparak davacının rahatsızlığının mesleki olmadığına karar vermiştir. Oysa davacı işçi, dava dilekçesinde MS hastalığı şüphesinin yanı sıra; ağır koliler taşıma ve zorlayıcı çalışma koşulları sebebiyle boyun fıtığı, boyun düzleşmesi, kolda ve ellerde his kaybı gibi ciddi başka ortopedik ve nörolojik rahatsızlıklar da yaşadığını açıkça ileri sürmüştür. Mahkemenin, davacının iddia ettiği bu diğer fiziksel hastalıkları hiçbir şekilde tıbbi incelemeye tabi tutmadan ve meslek hastalığı yönünden değerlendirmeden, eksik incelemeyle doğrudan davanın reddine karar vermesi hukuka aykırı bulunmuştur.
Ayrıca usul hukuku yönünden yapılan detaylı incelemede, ilk derece mahkemesinin Yüksek Sağlık Kurulu kararını taraflara tebliğ ettiği, ancak rapora karşı beyanda bulunmaları için taraflara kanuna uygun bir kesin süre tayin etmediği anlaşılmıştır. Kurum Sağlık Kurulu ve Yüksek Sağlık Kurulu kararlarının usul hukuku anlamında teknik bir bilirkişi raporu niteliğinde olmaması sebebiyle, bu kararların doğrudan HMK m.281'deki iki haftalık hak düşürücü itiraz süresine tabi tutulamayacağı gözetilmemiştir. Mahkemenin tebligattan hemen sonraki ilk celsede hızlıca ret kararı vermesi, davacının hukuki dinlenilme hakkını derinden zedelemiştir.
Yargıtay, mahkemenin yeniden yapması gereken işlemleri ve atması gereken doğru adımları sırasıyla kararında göstermiştir: Öncelikle dava dilekçesinde anılan MS dışındaki diğer hastalıkların (boyun fıtığı vb.) meslek hastalığı olup olmadığı yönünde Kurum Sağlık Kurulundan yeni bir rapor alınması gerekmektedir. Prosedür gereği itiraz hâlinde dosya Adli Tıp Kurumu Üçüncü İhtisas Dairesine gönderilmeli ve önceki raporlarla bilimsel bir çelişki doğarsa dosya eksiksiz olarak Adli Tıp Kurumu İkinci Üst Kuruluna iletilerek kesin bir rapor alınmalıdır. Alınacak bu nihai raporda meslek hastalığı tespit edilmesi durumunda ise, davacı işçiye Kuruma ve işverene karşı bağımsız bir "meslek hastalığı ve sürekli iş göremezlik oranı tespit davası" açması için uygun bir kesin süre verilmeli ve sonradan açılacak bu tespit davası, eldeki maddi ve manevi tazminat davası için mutlak surette bekletici mesele yapılmalıdır.
Sonuç olarak Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, mahkemenin eksik inceleme ve araştırma ile davanın reddine yönelik sonuca gitmesinin hatalı olduğu yönünde karar vererek ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.