Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2024/2735 E. 2024/6995 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2024/2735 |
| Karar No | 2024/6995 |
| Karar Tarihi | 17.04.2024 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- İşçinin istifa dilekçesindeki iradesinin fesada uğratılması incelenmelidir.
- Şarta bağlı istifa kural olarak geçerli değildir.
- Yurtdışında uzun süreli çalışmalarda çifte vergilendirme anlaşmalarına bakılmalıdır.
- Tavzih yoluyla taraflara yüklenen borçlar kesinlikle değiştirilemez.
Bu karar, iş hukukunda en çok tartışılan konulardan biri olan "istifa iradesinin geçerliliği" ve işçinin kendi el yazısıyla verdiği istifa dilekçelerinin arkasında yatan gerçek iradenin nasıl yorumlanması gerektiği hususunda hukuken son derece kritik bir anlama sahiptir. Yargıtay, işçinin el yazısıyla yazılmış bir istifa dilekçesi bulunsa dahi, bu durumun mutlak bir istifa olarak kabul edilemeyeceğini; işverenin baskısı, mobbing veya haklarının derhal ödeneceği vaadiyle alınan dilekçelerin irade fesadı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini net bir şekilde ortaya koymuştur. Mahkemelerin sadece evraka bakarak değil, işyerindeki psikolojik durumu ve tanık beyanlarını da dikkate alarak gerçek iradeyi araştırması gerektiği vurgulanmıştır.
Kararın benzer davalardaki emsal etkisi, özellikle uluslararası inşaat ve taahhüt projelerinde yurtdışında çalışan işçilerin alacaklarının vergilendirilmesi noktasında kendisini göstermektedir. Yargıtay, uluslararası çifte vergilendirmeyi önleme anlaşmalarının iç hukuka etkisini netleştirerek, yurtdışında 183 günden fazla süreyle ifa edilen hizmetlerden doğan ihbar tazminatı gibi gelirlerden Türkiye'de gelir vergisi kesintisi yapılamayacağını hüküm altına almıştır. Bu durum, yurtdışı projelerinde çalışan binlerce işçinin alacak hesaplamaları açısından doğrudan bağlayıcı ve uygulama yönünü değiştirecek öneme sahip bir içtihattır. Ayrıca, usul hukuku bakımından mahkemelerin tavzih (düzeltme) kurumu ile tarafların hak ve yükümlülüklerini değiştiremeyeceği bir kez daha kesin bir dille hatırlatılmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalı şirketin yurt dışındaki (Etiyopya) demiryolu projesinde sinyal ve telekom formeni olarak çalışmaktayken iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız bir şekilde feshedildiğini ileri sürerek dava açmıştır. İşçi, bu haksız fesih nedeniyle ödenmediğini iddia ettiği kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
Davalı işveren ise davacı işçinin kendi el yazısı ile bir istifa dilekçesi hazırlayarak şahsi gerekçelerle işten ayrıldığını, dolayısıyla işverenin herhangi bir fesih işleminin bulunmadığını savunmuştur. Ayrıca davalı taraf, işçinin tüm haklarının bordrolar üzerinden kendisine ödendiğini ve işçinin işvereni ibra ettiğini belirterek davanın reddini istemiştir. Uyuşmazlık; iş sözleşmesinin gerçekte kimin tarafından sona erdirildiği, istifa dilekçesinin işçinin özgür iradesini yansıtıp yansıtmadığı, fazla çalışma alacakları ile vergi kesintilerinin nasıl hesaplanması gerektiği noktalarında toplanmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığı incelerken 4857 sayılı İş Kanunu ile usul hukukunun temel prensiplerini ve uluslararası anlaşma hükümlerini esas almıştır. İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim süresi tanımaksızın iş sözleşmesini feshetmesi genel kural olarak istifa şeklinde değerlendirilir. Ancak, işyerindeki psikolojik baskı, mobbing veya işverenin yasal haklarını ödeme vaadiyle işçiyi dilekçe vermeye zorlaması durumunda gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu tür irade fesadı hâllerinde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir. Şarta bağlı olarak verilen istifa dilekçeleri ise iş hukukunda geçerli sayılmamaktadır.
Fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil günlerinde çalışıldığının ispat yükü işçiye aittir. Yazılı işyeri kayıtlarının bulunmadığı durumlarda bu çalışmaların tanık beyanlarıyla ispatlanması mümkündür. Ancak tanık beyanlarına dayalı olarak hesaplanan alacaklardan, kişinin hastalık veya mazeret gibi sebeplerle çalışamayacağı günler göz önüne alınarak uygun bir oranda hakkaniyet indirimi yapılması yerleşik içtihat gereğidir.
Usul hukuku bağlamında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 305 uyarınca, mahkemelerce verilen hükümlerin fıkrasında taraflara tanınan haklar ve yüklenen borçlar, "tavzih" (kararın açıklanması veya maddi hataların düzeltilmesi) yoluyla kesinlikle sınırlandırılamaz veya genişletilemez.
Vergilendirme boyutunda ise, somut olaya doğrudan etki eden "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Etiyopya Federal Demokratik Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gelir Üzerinden Alınan Vergilerde Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması" kuralları uygulanmıştır. Bu uluslararası kurala göre; bir işçinin diğer ülkede ifa ettiği hizmet dolayısıyla elde ettiği gelirin yalnızca Türkiye'de vergilendirilebilmesi için, kişinin o ülkede 12 aylık dönemde toplam 183 günü aşmamak üzere kalması şarttır. 183 günden uzun süreli çalışmalarda Türkiye'de vergi kesintisi yapılması hukuka aykırıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda, davacı işçinin kendi el yazısı ile hazırladığı ve "şahsi gerekçelerimle tamamıyla kendi istek ve rızamla herhangi bir baskı olmadan işten ayrılmak istiyorum" ifadelerini içeren bir istifa dilekçesi dosyaya sunulmuştur. Ancak davacı, bu istifanın geçerli olmadığını savunmuş ve davacı tanıkları, proje müdürünün işçiler üzerinde aşırı baskı kurduğu, çalışma şartlarının ağırlaştırıldığı, davacının statüsünün düşürülmesi sebebiyle tazminatlarını alarak işten ayrılmak istediği yönünde beyanlarda bulunmuştur. Alt derece mahkemeleri, davacının istifa dilekçesine karşı bizzat beyanını alıp irade fesadı (baskı, mobbing) iddialarını tüm delillerle birlikte derinlemesine tartışmadan eksik inceleme ile kıdem ve ihbar tazminatına hükmetmiştir.
Bunun yanı sıra, hesaplanan alacaklardan yapılan hakkaniyet indirimi oranında maddi bir hataya düşülmüştür. İlk derece mahkemesi fazla çalışma alacaklarından %30 oranında indirim yapmışken, Bölge Adliye Mahkemesi bu oranı gerekçesinde %35 olarak belirtmiş ve dosya kapsamına aykırı bir değerlendirme yapmıştır.
Ayrıca, Bölge Adliye Mahkemesi, tashih (düzeltme) talebi üzerine verdiği ek kararla, taraflar aleyhine vekâlet ücretinde değişiklik yapmıştır. Yargıtay, bu durumun tavzih yoluyla hükmün değiştirilemeyeceği şeklindeki emredici usul kuralına açıkça aykırı olduğunu tespit etmiştir.
Son olarak vergi kesintisine ilişkin yapılan incelemede; davacı işçinin Etiyopya'da 183 günden çok daha uzun bir süre kaldığı ve çalıştığı anlaşılmıştır. Çifte Vergilendirmeyi Önleme Anlaşması'nın açık hükümleri gereğince, bu kadar uzun süre yurtdışında ifa edilen çalışmalardan elde edilen gelirlerin Türkiye'de vergilendirilmesi hukuken mümkün değildir. Buna rağmen davacının ihbar tazminatı alacağından %15 oranında gelir vergisi kesintisi yapılarak sonuca gidilmesi büyük bir hukuki hata olarak değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, istifa iradesinin eksik araştırılması, usule aykırı tavzih kararı verilmesi ve uluslararası çifte vergilendirme kurallarına uyulmayarak haksız vergi kesintisi yapılması nedenleriyle kararı bozmuştur.