Karar Bülteni
AYM Ergül Karbadağ BN. 2021/13476
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi / Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/13476 |
| Karar Tarihi | 15.01.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Tıbbi müdahalelerde aydınlatılmış rıza alınması zorunludur.
- Rıza alınmaması tıbbi girişimi hukuka aykırı kılar.
- Sahte onam belgesi ağır bir hizmet kusurudur.
- Tazminat miktarı ihlalin ağırlığıyla orantılı olmalıdır.
- Düşük tazminat pozitif yükümlülüklerin ihlali sayılır.
Bu karar, tıbbi müdahaleler öncesinde hastanın aydınlatılmış rızasının usulüne uygun şekilde alınmasının hayati önemini ve bu rızanın eksikliğinin doğuracağı hukuki sonuçları net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, operasyon sırasında gelişen tıbbi bir komplikasyonun varlığının tek başına hekimi ve sağlık kuruluşunu hukuki sorumluluktan kurtarmayacağını, hastanın olası tüm riskler hakkında önceden bilgilendirilmesinin zorunlu olduğunu vurgulamıştır. Özellikle onam formundaki imzanın hastaya ait olmaması gibi vahim durumlarda, tıbbi girişimin bütünüyle hukuka aykırı hâle geleceği ve bunun ağır bir hizmet kusuru teşkil edeceği karara bağlanmıştır. Ayrıca, tespit edilen ihlal karşısında hükmedilecek manevi tazminatın sembolik düzeyde kalmaması gerektiği, zararın ağırlığı ile orantılı ve tatmin edici bir onarım sağlamasının devletin pozitif yükümlülüklerinin bir gereği olduğu saptanmıştır.
Emsal etkisi bakımından bu karar, malpraktis ve tıbbi ihmal iddialarına dayalı tazminat davalarında mahkemelerin tazminat miktarlarını belirlerken izlemeleri gereken yönteme güçlü bir ışık tutmaktadır. Hastanın rızasının geçerli şekilde alınmamış olması durumunda, salt tıbbi işlemde hekim hatası bulunmamasına dayanılarak sembolik tazminatlara hükmedilmesinin hak ihlali yaratacağı tescillenmiştir. Bu güçlü içtihat, sağlık kurumlarının onam süreçlerini daha şeffaf ve hukuka uygun hâle getirmelerini mecburi kılacak; yerel mahkemelerin ise sahte veya eksik onam durumlarında mağdurun yaşadığı fiziksel ve ruhsal ıstırabı gerçekçi bir şekilde karşılayacak tazminat bedelleri takdir etmesine emsal teşkil edecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, hamileliğinin yedinci haftasında kürtaj olmak amacıyla özel bir tıp merkezine başvurmuştur. İşlem sırasında başvurucunun rahmi ve bağırsağı delinmiş, bunun üzerine başka bir hastaneye sevk edilerek acil ameliyata alınmıştır. Gelişen bu durum nedeniyle birden fazla ağır ameliyat geçiren ve uzun süre hastanede yatarak tedavi görmek zorunda kalan başvurucu, işlemi gerçekleştiren hekim ve ilgili hastane aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Yargılama sürecinde alınan raporlarda tıbbi bir hata olmadığı, durumun bir komplikasyon olduğu belirtilse de başvurucudan alınan "Aydınlatılmış Yazılı Onam Belgesi"ndeki imzanın sahte olduğu ceza mahkemesi kararıyla kanıtlanmıştır. İlk derece mahkemesi, rıza alınmamasını kusur sayarak 4.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Başvurucu ise yaşadığı ağır tıbbi mağduriyet karşısında bu tutarın son derece düşük ve yetersiz olduğunu, manevi zararlarının giderilmediğini iddia ederek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamında koruma altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına dayanmıştır. Bu anayasal kural, devletin bireylerin fiziksel ve ruhsal bütünlüğüne yönelik haksız müdahaleleri önleme ve sağlık hizmetlerinin güvenli bir şekilde sunulmasını sağlama yönündeki pozitif yükümlülüklerini içermektedir.
Tıbbi müdahalelerin hukuka uygunluğu, istisnai acil durumlar ve yasal zorunluluklar haricinde, hastanın tam ve doğru bir şekilde bilgilendirilmesine ve ardından özgür iradesiyle rıza göstermesine bağlıdır. Hastalara, uygulanacak tedavi yöntemi, bu yöntemin olası yan etkileri, riskleri, muhtemel komplikasyonları ve alternatif tedavi seçenekleri hakkında anlayabilecekleri bir dilde ve karar verebilecekleri uygun bir zaman aralığında bilgi verilmesi zorunludur. Aydınlatılmış rıza yükümlülüğünün yerine getirildiğini ispat külfeti, her zaman müdahaleyi gerçekleştiren hekime ve sağlık kuruluşuna aittir.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, hastanın geçerli bir rızası olmadan yapılan her türlü tıbbi girişim, kural olarak hukuka aykırıdır ve bireyin vücut bütünlüğüne yapılmış haksız bir müdahale niteliği taşır. Bir tıbbi işlem sırasında ortaya çıkan zararın tıbbi bilimsel verilere göre "komplikasyon" olarak nitelendirilmesi, hekimi ve hastaneyi doğrudan sorumluluktan kurtarmaz. Eğer hasta, bu komplikasyon riski hakkında önceden uyarılmamış ve açık rızası alınmamışsa, hekimin ve sağlık kurumunun hukuki sorumluluğu devam eder.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvuru dosyasını incelediğinde derece mahkemesinin bilirkişi raporlarına dayanarak tıbbi müdahalede teknik bir hekim hatası bulunmadığı ve meydana gelen rahim ile bağırsak delinmesinin bir komplikasyon olduğu yönündeki tespitlerinde herhangi bir keyfîlik bulunmadığını saptamıştır. Ancak yargılama sürecinde ortaya çıkan en kritik husus, başvurucunun bu riskler hakkında bilgilendirilmediği ve dosyaya sunulan aydınlatılmış onam belgesi altındaki imzanın sahte olduğunun ceza mahkemesi kararıyla kesinleşmiş olmasıdır.
Mahkeme, hastanın özgür iradesine dayanan geçerli bir rızası olmadan gerçekleştirilen tıbbi müdahalenin hukuka aykırı olduğunu ve sağlık personelinin aydınlatma yükümlülüğünü ağır şekilde ihlal ettiğini vurgulamıştır. İlk derece mahkemesi de bu eksikliği bir hizmet kusuru olarak kabul etmiş ve başvurucu lehine 4.000 TL manevi tazminata hükmetmiştir. Ne var ki Anayasa Mahkemesi, belirlenen bu tazminat miktarının başvurucunun yaşadığı mağduriyetle ölçülü olup olmadığını titizlikle değerlendirmiştir. Başvurucunun kürtaj işlemi sırasında iç organlarının delinmesi nedeniyle acil olarak farklı bir merkeze sevk edildiği, burada hayati risk taşıyan birden fazla ameliyat geçirdiği, bir yıla yakın bir süre hastanede yatarak tedavi görmek zorunda kaldığı ve ağır fiziksel ile ruhsal etkileri olan tıbbi süreçlere maruz kaldığı dikkate alınmıştır.
Tüm bu ağır tıbbi sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda, yerel mahkeme tarafından hükmedilen 4.000 TL tutarındaki manevi tazminatın son derece yetersiz kaldığı ve başvurucunun uğradığı manevi zararı gidermekten çok uzak olduğu tespiti yapılmıştır. Tazminatın bu derece düşük belirlenmesi, devletin bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma konusundaki pozitif yükümlülüklerinin açık bir ihlali olarak değerlendirilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.