Karar Bülteni
AYM Esra Erinç ve Lütfiye Aslı Erinç BN. 2021/60087
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/60087 |
| Karar Tarihi | 15.01.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İfade özgürlüğü ile itibar hakkı dengelenmelidir.
- Gazetecilerin eleştiri sınırı sıradan vatandaştan daha geniştir.
- Olgusal temeli olan haberlere tazminat verilmesi ölçüsüzdür.
- Mahkeme kararları ilgili ve yeterli gerekçe içermelidir.
Bu karar, gazetecilik faaliyetleri kapsamında yapılan haberlerin ve yayımlanan eleştirilerin, basın özgürlüğü ve ifade hürriyeti sınırları içinde nasıl değerlendirilmesi gerektiği hususunda kritik bir öneme sahiptir. Karar, gazetecilerin birbirlerine ve kamuya mal olmuş kişilere yönelik eleştirilerinde, şeref ve itibarın korunması hakkı ile ifade özgürlüğü arasında kurulması gereken adil dengeyi detaylı bir şekilde ortaya koymaktadır. Mahkeme, haberin dayandığı olgusal temellerin varlığı hâlinde, salt eleştirel veya rahatsız edici bir üslup kullanılmasının tek başına manevi tazminat sorumluluğu doğurmayacağını son derece net bir biçimde vurgulamıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça güçlüdür. Zira bu karar, derece mahkemelerinin haber metinlerini değerlendirirken sadece kullanılan kelimelerin lafzına değil, aynı zamanda haberin bağlamına, eleştirilen kişinin toplumsal konumuna ve mesleğine de dikkat etmeleri gerektiğini zorunlu kılmaktadır. Gazetecilerin veya kamuoyunda tanınan kişilerin şeref ve itibarlarını koruma taleplerinin, ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumdaki vazgeçilmez işlevini zedeleyecek boyuta ulaşmaması gerektiği prensibi bir kez daha güçlü bir şekilde pekiştirilmiştir. Uygulamada bu karar, basın mensuplarına yönelik açılan hakaret ve manevi tazminat davalarında yerel mahkemelerin çok daha titiz, olayın geçtiği bağlamı gözeten ve ayrıntılı bir gerekçeli dengeleme testi yapmalarını mecburi tutan temel bir rehber işlevi görecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, ulusal çapta yayın yapan Cumhuriyet gazetesinin yöneticisi ve tanınmış bir gazeteci olan, vefat etmiş başvurucunun mirasçıları ile bir başka gazeteci arasında yaşanan manevi tazminat davasına dayanmaktadır. Sosyal medya platformlarında Suriye'deki iç savaş, mülteci krizleri ve mezhepsel çatışmalar üzerine popüler bir şarkıcı ve bir akademisyen tarafından çeşitli tartışmalı paylaşımlar yapılmıştır. İlgili akademisyenin çalıştığı üniversite tarafından açığa alınması üzerine davacı konumunda bulunan gazeteci, bu durumu eleştiren ve akademisyene bir nevi destek veren sosyal medya paylaşımlarında bulunmuştur.
Bunun üzerine başvurucu gazeteci, davacının söz konusu paylaşımlarını ele alarak, davacının "Alevileri katledin" diyen akademisyene sahip çıktığını belirten bir gazete haberi yayımlamıştır. Davacı gazeteci, bu haber metninde yer alan ifadelerin görünür gerçeğe aykırı olduğunu, iftira niteliği taşıdığını ve kendisini haksız yere hedef gösterdiğini belirterek kişilik haklarına ağır bir saldırı yapıldığı iddiasıyla 50.000 TL talepli manevi tazminat davası açmıştır. İlk derece mahkemesinin başvurucu aleyhine 5.000 TL tutarında manevi tazminata hükmetmesi ve bu kararın istinaf aşamasında da onanarak kesinleşmesi üzerine, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunulmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, eldeki uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle ifade özgürlüğü ve şeref ve itibarın korunması hakkı çerçevesinde çok yönlü incelemelerde bulunmuştur. Uyuşmazlığın temel hukuki dayanağını Anayasa'nın ifade özgürlüğünü güvence altına alan 26. maddesi ile kişilik haklarına yönelik haksız bir saldırı durumunda manevi tazminat talep edilebilmesini düzenleyen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.58 hükümleri oluşturmaktadır.
Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, ifade özgürlüğüne yönelik yapılan müdahalelerin zorunlu bir ihtiyacı karşılaması, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve her şeyden önemlisi orantılı olması şarttır. Çatışan haklar arasında dengeleme yapılırken; söz konusu ifadelerin kim tarafından dile getirildiği, hedef alınan kişinin kimliği ve toplumdaki ünlülük düzeyi, ifadelerin genel kamu yararına ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, kamuyu bilgilendirme değeri ve olgusal bir temeli olup olmadığı gibi yerleşik içtihat prensipleri mutlaka dikkate alınmalıdır. Gazetecilerin, siyasetçilerin ve kamuya mal olmuş kişilerin, sıradan vatandaşlara kıyasla eleştirilere karşı çok daha geniş bir tahammül sınırına sahip olması gerektiği vazgeçilmez bir temel ilkedir.
Ayrıca, olayda kullanılan söylemlerin kanıtlanabilir maddi bir vakıanın açıklanması mı yoksa bir değer yargısı mı olduğu hususunun özenle ayrılması zorunludur. Zira maddi vakıaların ispatlanması hukuken beklenebilirken, değer yargılarının doğruluğunun ispatı beklenemez. Derece mahkemelerinin, ifade özgürlüğü ile kişilik hakları arasındaki bu hassas dengeyi kurarken söz konusu ifadelerin kullanıldığı bağlamı bütünüyle değerlendirmesi ve ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir sosyal ihtiyacı karşıladığını kararlarında ilgili ve yeterli gerekçe ile açıkça ortaya koyması gerekmektedir. İfade özgürlüğü üzerinde otosansür veya caydırıcı etki yaratacak haksız manevi tazminat yaptırımlarından kaçınılması, demokratik bir toplumun en temel kurallarından biri olarak kabul edilmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayın özelliklerini incelerken uyuşmazlığın taraflarının her ikisinin de gazeteci olduğunu ve dava konusu edilen haberin, bizzat davacının kendi sosyal medya paylaşımları üzerine kurgulandığını belirlemiştir. Mahkemece yapılan tespitte, davacının sosyal medya üzerinden akademisyenin açığa alınmasını eleştiren açık paylaşımlarının bulunduğu, dolayısıyla başvurucu tarafından yapılan haberin tamamen hayal ürünü olmadığı ve tartışmasız bir olgusal temelinin bulunduğu vurgulanmıştır. Başvurucu gazetecinin, davacının yazdığı tweetini doğrudan alıntılayarak ve bu bağlam üzerinden bir eleştirel haber metni oluşturarak kamuoyunu güncel bir mesele hakkında bilgilendirmeyi amaçladığı kabul edilmiştir.
Derece mahkemeleri, davacının yaptığı söz konusu paylaşımın akademisyene ve onun şiddet içeren söylemlerine doğrudan sahip çıkma amacı taşımadığını, bilakis toplumu ayrıştırıcı tüm akademisyenlere eşit işlem yapılması gerektiğine yönelik genel bir kamu eleştirisi olduğunu belirterek başvurucunun haberde görünür gerçeği saptırdığını değerlendirmiş ve aleyhine tazminata hükmetmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin bu dar yaklaşımında, ifadelerin söylendiği bağlamı ve davacının toplumsal ile mesleki konumunu yeterince irdelemediğini açıkça tespit etmiştir. Gazeteci kimliğine sahip olan davacının, sarf edilen polemikli sözlere ve basında çıkan eleştirilere karşı normal, sıradan bir vatandaşa göre çok daha fazla hoşgörü göstermesi beklenmektedir. Dahası davacı, kendi imkânları ve mesleki platformu gereği, kendisine yöneltilen eleştirilere ve hedef gösterici haberlere yine basın veya sosyal medya aracılığıyla aynı yollarla cevap verebilecek güce ve araçlara doğrudan sahiptir.
Derece mahkemelerinin, başvurucunun haberde kullandığı dil ve üslubun sübjektif ve salt rahatsız edici olması nedeniyle doğrudan manevi tazminat sorumluluğu doğuracağına karar vermesi, ifade özgürlüğü ile itibar hakkı arasındaki dengenin hiçbir şekilde gözetilmediğini göstermektedir. İlk derece ve istinaf mahkemelerinin gerekçeli kararlarında, ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı nasıl ve neden karşıladığı ilgili ve yeterli bir şekilde açıklanamamıştır. Mahkemelerin olgusal temeli somut olarak bulunan bir haber metnini ve kullanıldığı bağlamı detaylı bir dengeleme testine tabi tutmadan, tek taraflı bir değerlendirme ile tazminata hükmetmesinin anayasal güvenceleri ihlal ettiği saptanmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucuların ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılmasına, ayrıca başvuruculara net 34.000 TL manevi tazminat ödenmesi yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.