Anasayfa Karar Bülteni AYM | Yahya Palamut | BN. 2021/1854

Karar Bülteni

AYM Yahya Palamut BN. 2021/1854

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/1854
Karar Tarihi 24.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tıbbi müdahale öncesi aydınlatılmış onam şarttır.
  • Yargı mercileri esaslı iddiaları gerekçelendirmekle yükümlüdür.
  • Kusur incelemesinde derinlik ve özen gereklidir.
  • Maddi ve manevi varlığa müdahale titizlikle incelenmelidir.

Bu karar, sağlık hizmetlerinin sunumu sırasında tıbbi ihmal ve aydınlatılmış onam ihlali iddialarında, idari ve yargısal makamların olayları hangi derinlikte incelemesi gerektiğine dair temel anayasal sınırları çizmektedir. Kişilerin maddi ve manevi varlığının korunması hakkı, yalnızca idarenin tıbbi süreçlerdeki eylemsel ihmallerini değil, aynı zamanda müdahale öncesinde hastanın doğabilecek riskler hakkında yeterince bilgilendirilip rızasının alınmasını da güvence altına almaktadır. Derece mahkemelerinin, hastanın aydınlatılmış onam belgesine ilişkin itirazlarını görmezden gelmesi veya yetersiz gerekçelerle geçiştirmesi, açık bir hak ihlali doğurmaktadır.

Kararın emsal etkisi, özellikle tıbbi malpraktis davalarında bilirkişi raporlarının denetimi ve hastanın aydınlatılması yükümlülüğünün yargı makamlarınca nasıl ele alınması gerektiği noktasında belirginleşmektedir. Anayasa Mahkemesi, bilirkişi raporlarında yer alan eksik değerlendirmelerin mahkemelerce muhakkak giderilmesi ve rıza yokluğuna dair somut iddiaların kararlarda mutlaka karşılanması gerektiğini vurgulamıştır. Uygulamada bu karar, sağlık hukuku ihtilaflarını çözen mahkemelere, tarafların kanun yolu imkânını etkili kullanabilmeleri için kararlarını somut, bilimsel ve ayrıntılı gerekçelere dayandırmaları yönünde ciddi bir anayasal yükümlülük yüklemektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, 2005 yılında kasık ağrısı ve kitle şikayetiyle başvurduğu bir devlet hastanesinde fıtık ameliyatı geçirmiştir. Ağrılarının devam etmesi üzerine 2010 yılında bir asker hastanesinde yeniden ameliyat olmuş, bu ikinci ameliyatı gerçekleştiren doktor tarafından ilk müdahalenin hatalı yapıldığı ve sinir sıkışmasına neden olduğu kendisine ifade edilmiştir.

Bu beyan üzerine başvurucu, yanlış ameliyat sonucu yürüme yetisini kısmen kaybettiği, çevresiyle iletişim kuramaz hale geldiği ve iş hayatının sekteye uğradığı gerekçesiyle idareye karşı maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. Yargılama sürecinde alınan Adli Tıp Kurumu raporunda doktorların kusuru bulunmadığı belirtilmiş ve dava reddedilmiştir. Başvurucu, ilk ameliyatında olası komplikasyonlar hakkında aydınlatılmadığını, rızasının alınmadığını ve bilirkişi raporunun eksik olduğunu iddia ederek konuyu Anayasa Mahkemesine taşımıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı temel olarak Anayasa m.17'de düzenlenen maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ekseninde değerlendirmektedir. Bu hak uyarınca devletin, sadece bireylerin vücut bütünlüğüne keyfî olarak müdahale etmeme negatif yükümlülüğü değil; aynı zamanda Anayasa m.56 kapsamında tıbbi müdahaleler neticesinde kişilerin varlığını etkili bir şekilde koruma pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında açılacak tazminat davalarında yargı mercilerinin makul derecede dikkatli ve özenli bir inceleme yapması anayasal bir şarttır. Yargı makamlarının, Anayasa m.17'nin gerektirdiği derinlikte bir inceleme yürütmesi, sistemin benzer hak ihlallerinin engellenmesinde sahip olduğu rolün zarar görmemesi için hayati bir öneme sahiptir. Mahkeme gerekçeleri, tarafların kanun yollarına etkin başvuru hakkını koruyacak açıklıkta olmalı ve ulaşılan sonuçlar bilimsel, nesnel verilere dayandırılmalıdır.

Tıp hukuku doktrini ve yerleşik içtihatlar uyarınca, istisnai durumlar dışında hiçbir tıbbi müdahale, hastanın aydınlatılmış rızası olmaksızın gerçekleştirilemez. Hastanın tedaviye özgür iradesiyle karar verebilmesi için müdahalenin içeriği, muhtemel sonuçları ve komplikasyon riskleri hakkında önceden mutlaka bilgilendirilmiş olması zorunludur. Aydınlatma ile müdahale arasında hastanın durumu etraflıca düşünebilmesine olanak tanıyacak uygun bir zaman dilimi bırakılmalıdır. Gerekli bilgilendirme ve rıza eksikliği, başlı başına kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlali anlamına gelmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ikinci ameliyatı gerçekleştiren doktorun beyanlarına dayanarak ilk ameliyatta ihmal bulunduğu yönündeki iddiasını detaylıca incelemiştir. Olayın gelişimine bakıldığında, 2005'teki ilk operasyondan beş yıl sonra ikinci ameliyatın yapıldığı, bu süreç içerisinde şikayetlere yönelik başka bir hastane başvurusunun bulunmadığı görülmektedir. Adli Tıp Kurumu raporunda da doktorlara atfedilebilecek bir kusur bulunmadığı, mevcut durumun tıbbi bir komplikasyon olabileceği belirtilmiştir.

Ancak Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığın salt teknik bir tıbbi uygulama hatasıyla sınırlı kalamayacağını tespit etmiştir. Başvurucu, yargılama aşamasında ve bireysel başvuru formunda ısrarla ameliyatın riskleri konusunda aydınlatılmadığını ve geçerli bir rızasının alınmadığını öne sürmüştür. Adli Tıp Kurumu raporunda 2014 tarihli bir doktor kanaatine atfen bilgilendirme ve rıza formunun imzalatıldığı belirtilmiş olsa da, raporun sonuç kısmında bu hususta hiçbir değerlendirme yapılmamıştır.

Bununla birlikte, yargısal makamlar tarafından da başvurucunun aydınlatılmış onam eksikliğine yönelik itirazları araştırılmamış, mahkemelerin gerekçeli kararlarında bu konuya ilişkin hiçbir hukuki tartışmaya yer verilmemiştir. Mahkemeler, başvurucunun vücut bütünlüğüne yönelik tıbbi müdahale öncesinde tıp kurallarına göre öngörülebilir nitelikteki komplikasyonlar ve riskler hakkında usulüne uygun şekilde aydınlatılıp aydınlatılmadığını açıklığa kavuşturmamıştır. İlgili ve yeterli bir gerekçe ortaya konulmaksızın davanın reddedilmesi, kamu makamlarının pozitif usul yükümlülüklerinin açık bir ihlali olarak değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, iddiaların karşılanmaması ve aydınlatılmış onam eksikliğine ilişkin gerekli araştırmaların yapılmaması nedenleriyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: