Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Elif Öztürk Kararı 2021/22380 B.

Anayasa Mahkemesi Elif Öztürk Kararı 2021/22380 B.

Bu karar, tıbbi müdahaleler neticesinde ortaya çıkan bedensel zararlara ilişkin açılan tazminat davalarında aydınlatılmış onamın yasal ve anayasal önemini, ayrıca yargı makamlarının bu konudaki proaktif denetim yükümlülüğünü hukuken somutlaştırmaktadır. Anayasa Mahkemesi, sağlık personelinin tıbbi bir kusuru veya hatası (malpraktis) bulunmadığı tespit edilen ve salt tıbbi bir komplikasyon olarak nitelendirilen talihsiz olaylarda dahi, söz konusu spesifik komplikasyon riski hakkında hastanın önceden yeterince bilgilendirilip bilgilendirilmediğinin mahkemelerce titizlikle incelenmesi gerektiğini çok net bir biçimde vurgulamaktadır. Yalnızca tıbbi kusurun yokluğuna dayanarak davanın otomatik olarak reddedilmesi ve davacının aydınlatılmış onam eksikliği iddialarının kararda tamamen cevapsız bırakılması, temel hakların korunması noktasında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülüğün ihlali anlamına gelmektedir.
search

Anayasa Mahkemesi
Elif Öztürk Kararı 2021/22380 B.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2021/22380
Karar Tarihi 14.05.2025
Taraf Elif Öztürk
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
Tıbbi müdahale öncesi aydınlatılmış onam alınması zorunludur.
Rızanın somut olaya uygun bilgilendirmeye dayanması gerekir.
Bilgilendirme yükümlülüğünün ispatı hekime ve hastaneye aittir.
Komplikasyon riski hastaya önceden anlaşılır şekilde açıklanmalıdır.

Bu karar, tıbbi müdahaleler neticesinde ortaya çıkan bedensel zararlara ilişkin açılan tazminat davalarında aydınlatılmış onamın yasal ve anayasal önemini, ayrıca yargı makamlarının bu konudaki proaktif denetim yükümlülüğünü hukuken somutlaştırmaktadır. Anayasa Mahkemesi, sağlık personelinin tıbbi bir kusuru veya hatası (malpraktis) bulunmadığı tespit edilen ve salt tıbbi bir komplikasyon olarak nitelendirilen talihsiz olaylarda dahi, söz konusu spesifik komplikasyon riski hakkında hastanın önceden yeterince bilgilendirilip bilgilendirilmediğinin mahkemelerce titizlikle incelenmesi gerektiğini çok net bir biçimde vurgulamaktadır. Yalnızca tıbbi kusurun yokluğuna dayanarak davanın otomatik olarak reddedilmesi ve davacının aydınlatılmış onam eksikliği iddialarının kararda tamamen cevapsız bırakılması, temel hakların korunması noktasında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülüğün ihlali anlamına gelmektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, sağlık kuruluşları ve hekimlerin uygulamadaki aydınlatma yükümlülüklerine dair ispat yükünün ne denli kritik olduğunu yargı camiasına bir kez daha kanıtlamaktadır. Mahkemeler, salt bilirkişi heyetlerinden alınan "doktor kusuru yoktur, olay bir komplikasyondur" şeklindeki yüzeysel tespitlerle yetinmemeli, hastanın uygulanacak cerrahi işleme ilişkin geçerli, bilinçli ve somut olaya tam uygun bir rızasının olup olmadığını dosya kapsamında bizzat denetlemelidir. Uygulamada sıkça rastlanan matbu ve genel geçer rıza formlarının ötesinde, hastanın geçireceği operasyonun barındırdığı muhtemel riskler konusunda şeffafça aydınlatıldığının ispatlanması zorunluluğu bu kararla birlikte içtihatlarda daha da pekişmiş durumdadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, boyun ve memesindeki şişlik şikâyetiyle özel bir hastaneye başvurmuş ve kendisine tüberküloz ön tanısıyla sağ servikal lenf bezinden biyopsi işlemi yapılmıştır. Başvurucu, bu ameliyat sırasında doktorun hatalı müdahalesi sonucunda omuz bölgesindeki sinirlerinin yanlışlıkla kesildiğini, sağ kolunda ciddi işlevsel kayıplar oluştuğunu ve kuaförlük mesleğini bırakmak zorunda kaldığını belirterek ilgili hastane ile ameliyatı gerçekleştiren doktor aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmıştır.

Yargılama sürecinde alınan Adli Tıp Kurumu ve uzman bilirkişi heyeti raporlarında, meydana gelen sinir hasarının hekime atfedilebilecek bir tıbbi kusur veya ihmal olmadığı, her türlü özene rağmen oluşabilen bir komplikasyon olduğu belirtilmiştir. Başvurucu ise dosyaya sunulan tıbbi raporların yetersiz olduğunu ve tıbbi cerrahi işlem öncesinde kendisine söz konusu risklerle ilgili aydınlatılmış onam verilmediğini ileri sürmüştür. Yerel mahkemenin tıbbi kusur bulunmadığını tespit eden bilirkişi raporlarına dayanarak davanın reddine karar vermesi ve bu kararın istinaf ile temyiz aşamalarından geçerek kesinleşmesi üzerine başvurucu, maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen başvuruyu Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi hakkı çerçevesinde incelemiştir. Anayasa'nın bu temel maddesi, bireylerin vücut bütünlüğüne yönelik idare veya üçüncü şahıslar tarafından yapılabilecek keyfî müdahaleleri önlemeyi ve devletin tıbbi müdahaleler bağlamında bireylerin beden bütünlüğünü etkili bir şekilde korumasını zorunlu kılmaktadır. Devletin üzerinde bulunan bu pozitif yükümlülük, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.56 ile düzenlenen sağlık hakkı kapsamında kamu veya özel ayırt edilmeksizin sağlık hizmetlerinin güvenli ve özenli bir şekilde yürütülmesini de doğrudan içerir.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, sağlık personeli mesleğini icra ederken hastanın yaşamı ve vücut bütünlüğüne yönelik riskleri önlemek, önlenemiyorsa asgariye indirmek için tıp biliminin gerektirdiği tüm imkânları kullanmak ve gereken özeni göstermekle yükümlüdür. Olası bir zararın tazmini amacıyla hukuki yollara başvurulduğunda idari ve adli yargı makamları, bu özen yükümlülüğünün yerine getirilip getirilmediğini derinlemesine ve son derece özenli bir biçimde incelemelidir.

Doktrin ve yerleşik yargısal içtihatlarda kabul edildiği üzere, tıbbi müdahaleler kural olarak ancak hastanın yeterli düzeyde bilgilendirilmesi ve yasal rızasının alınmasıyla hukuka uygun hâle gelmektedir. Hukuka uygun aydınlatılmış onamın geçerliliği, hastaya uygulanacak tıbbi işlemin faydaları, muhtemel sakıncaları, ciddi komplikasyonları, alternatif tedavi yöntemleri ve tedavinin reddedilmesi hâlinde doğabilecek sonuçlar hakkında somut olaya uygun bir aydınlatma yapılmasına bağlıdır. Hukuken geçerli aydınlatılmış onamın varlığını ve hastanın detaylıca bilgilendirildiğini ispat yükü ise işlemi gerçekleştiren hekim ve tedavi hizmetini sunan ilgili hastaneye aittir. Hastanın sadece sözlü veya yetersiz bir belgeyle rıza göstermesi müdahaleyi kendiliğinden hukuka uygun kılmaz; rızanın mutlaka aydınlatılmış ve serbest iradeye dayanması yargı mercilerince temel bir güvence olarak aranır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen somut uyuşmazlığı incelerken öncelikle ilk derece mahkemesinin ret kararını ve dosyaya tanzim edilerek sunulan detaylı bilirkişi raporlarını ele almıştır. Yerel mahkeme tarafından hükme doğrudan esas alınan Adli Tıp Kurumu ve farklı uzmanlıklara sahip üniversite bilirkişi heyeti raporlarında, başvurucunun sağ omzunda meydana gelen kalıcı sinir hasarının herhangi bir tıbbi ihmal, dikkatsizlik veya kusurdan kaynaklanmadığı, bu tür bölgesel biyopsi işlemlerinin doğası gereği her türlü özene rağmen ortaya çıkabilecek nadir ancak olası bir tıbbi komplikasyon olduğu tespiti yapılmıştır. Anayasa Mahkemesi, yargı makamlarının ilgili hekime tıbbi kusur atfedilemeyeceği yönündeki bu nesnel ve bilimsel verilere dayanarak verdiği uyuşmazlığı reddetme kararında bariz bir takdir hatası veya adaleti zedeleyen bir keyfîlik bulmamıştır.

Ancak Yüksek Mahkeme esasa ilişkin asıl anayasal incelemesini, başvurucunun yargılama sürecinin en başından itibaren ısrarla ve tutarlılıkla dile getirdiği "aydınlatılmış onam alınmadığı" iddiası üzerine yoğunlaştırmıştır. Başvurucu, gerçekleştirilen cerrahi biyopsi işleminin sinir zedelenmesi, kalıcı his kaybı veya uzuvlarda işlevsel düşüklük gibi çok ciddi riskleri barındırdığı konusunda operasyon öncesinde kesinlikle bilgilendirilmediğini ve olası risklere ilişkin yasal rızasının usulüne uygun şekilde alınmadığını iddia etmiştir. Derece mahkemeleri, dosyaya sunulan bazı bilirkişi raporlarında başvurucunun biyopsi işlemi hakkında usulen bilgilendirildiği yönünde son derece kısa ifadelere yer verilmiş olmasına rağmen, bu kritik argümanı gerekçeli kararlarında hiçbir şekilde derinlemesine tartışmamış ve hastanın aydınlatılmasına yönelik hukuki itirazları karşılayacak bir değerlendirme yapmamıştır.

Anayasa Mahkemesi, bir hastanın öngörülebilir nitelikteki tıbbi komplikasyonlar ve bariz riskler hakkında tıbbi işlem öncesinde yeterince aydınlatılmadığı yönündeki güçlü iddiasının, davanın esasına ve yargılamanın nihai sonucuna doğrudan etki edebilecek kadar hayati bir argüman olduğunun altını çizmiştir. Yargılama makamlarının, başvurucunun bizzat söz konusu sinir zedelenmesi komplikasyonu riskine karşı şahsen bilgilendirilip bilgilendirilmediğine ve aydınlatılmış onam belgesinin gerçekten usulüne uygun, hukuken geçerli bir şekilde düzenlenip düzenlenmediğine dair hiçbir fiili araştırma yapmaması, Anayasa'nın temel haklar için gerektirdiği derinlik ve özen standartlarına taban tabana zıt bulunmuştur. Derece mahkemelerinin iddiaları cevapsız bırakan bu eksik yaklaşımı nedeniyle devletin kişinin vücut bütünlüğünü korumaya yönelik pozitif yükümlülüklerinin hakkıyla yerine getirilmediği kanaatine ulaşılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Ameliyatta doktorun hatası yoksa bile dava açabilir miyim? expand_more
Evet, açabilirsiniz. Anayasa Mahkemesi'nin emsal kararına göre, meydana gelen zarar tıbbi bir kusur (malpraktis) olmasa ve sadece bir komplikasyon olarak nitelendirilse bile hukuki süreç başlatma hakkınız bulunmaktadır. Mahkemelerin salt doktor kusuru olmadığına dayanarak davayı otomatik olarak reddetmesi, devletin temel hakları koruma noktasındaki pozitif yükümlülüğünün ihlali anlamına gelir. Bu tür uyuşmazlıklarda mahkemeler, olası komplikasyon riski hakkında hastanın önceden yeterince bilgilendirilip bilgilendirilmediğini incelemek zorundadır.
Ameliyatın riskleri bana açıkça anlatılmadı, haklarım nelerdir? expand_more
Tıbbi müdahaleler kural olarak ancak hastanın yeterli düzeyde bilgilendirilmesi ve yasal rızasının alınmasıyla hukuka uygun hâle gelir. Eğer size uygulanacak işlemin barındırdığı muhtemel sakıncalar ve ciddi komplikasyonlar hakkında ameliyat öncesinde şeffafça aydınlatılmadığınızı iddia ediyorsanız, bedensel zararlarınız için maddi ve manevi tazminat davası açabilirsiniz. Anayasa Mahkemesi, aydınlatılmış onam alınmadığı yönündeki iddiaların, uyuşmazlığın sonucuna doğrudan etki edecek kadar hayati olduğunu ve derece mahkemelerince bizzat denetlenmesi gerektiğini açıkça belirtmektedir.
Bana riskleri anlatmadan imzalattıkları rıza formu geçerli mi? expand_more
Hayır, geçerli kabul edilmez. Hastanelerde uygulamada sıkça rastlanan matbu (hazır basılı) ve genel geçer ifadeler içeren rıza formları tek başına yeterli değildir. İmzalanan belgenin hukuken geçerli olabilmesi için, size uygulanacak tıbbi işlemin spesifik faydaları, ciddi komplikasyonları, alternatif tedavi yöntemleri ve tedaviyi reddetmeniz durumunda doğabilecek sonuçlar hakkında somut olaya uygun bir bilgilendirme yapılması şarttır. Sadece şeklen veya yetersiz bir belgeye imza atmış olmanız, söz konusu tıbbi müdahaleyi kendiliğinden hukuka uygun kılmaz.
Ameliyat öncesi risklerin bana anlatıldığını kim ispatlayacak? expand_more
Hukuken geçerli bir aydınlatılmış onamın varlığını ve size olası riskler hakkında detaylı bilgi verildiğini ispat etme yükümlülüğü size değil; işlemi gerçekleştiren hekime ve tedavi hizmetini sunan ilgili hastaneye aittir. Hekim ve hastane, yargılama sürecinde sizi ameliyatın taşıdığı muhtemel riskler konusunda şeffafça aydınlattıklarını ve yasal rızanızı usulüne uygun şekilde aldıklarını kanıtlamak zorundadır. Eğer bu aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği ispatlanamazsa, müdahale hukuka aykırı kabul edilebilir.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir