Anasayfa Karar Bülteni AYM | Ekrem Bayraktar | BN. 2022/103758

Karar Bülteni

AYM Ekrem Bayraktar BN. 2022/103758

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi / Birinci Bölüm
Başvuru No 2022/103758
Karar Tarihi 14.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Çocuğun iadesinde üstün yarar ilkesi gözetilmelidir.
  • Lahey Sözleşmesi istisnaları somut delillerle değerlendirilmelidir.
  • Çocuğun psikolojik ve fiziksel tehlike riski önceliklidir.
  • Karar sürecinde idrak çağındaki çocuğun görüşü önemlidir.

Bu karar, uluslararası çocuk kaçırma vakalarında ve iade taleplerinde çocuğun üstün yararının nasıl yorumlanması gerektiği konusunda son derece kritik bir hukuki çerçeve sunmaktadır. Anayasa Mahkemesi, çocuğun mutat meskenine iade edilmemesi yönündeki derece mahkemesi kararlarının, uluslararası sözleşmelerin istisnai hükümlerine dayandırılarak titizlikle gerekçelendirilmesi hâlinde aile hayatına saygı hakkının ihlali anlamına gelmeyeceğini açıkça ortaya koymuştur. Karar, ebeveynlerin çocuklarıyla kişisel ilişki kurma hakkının bulunduğunu kabul etmekle birlikte, çocuğun yüksek fiziksel veya psikolojik risk altına gireceği durumlarda mutat meskene iade prosedürünün katı ve şekli bir şekilde uygulanamayacağını teyit etmektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi açısından bu karar, Lahey Sözleşmesi hükümlerinin uygulanmasında Türk mahkemelerine güçlü bir rehberlik edecek niteliktedir. Özellikle idrak çağındaki çocukların kendi gelecekleri hakkındaki beyanlarının, yalnızca bir usul işlemi olarak değil, davanın esasına doğrudan etki eden temel bir unsur olarak ele alınması gerektiği pekiştirilmiştir. Çocuğun iadesinin onu katlanılmaz bir duruma sokacağı veya ciddi bir tehlikeye maruz bırakacağına dair kuvvetli şüphelerin ve olguların (örneğin istismar iddiaları veya ebeveynin yasa dışı faaliyetleri) bulunduğu durumlarda, derece mahkemelerinin iade talebini reddetme yönündeki geniş takdir yetkisi anayasal güvence altına alınmıştır. Bu durum, aile mahkemelerinin benzer uyuşmazlıklarda şekli bir iade işlemi yerine, tarafların durumunu ve çocuğun mevcut ile gelecekteki güvenliğini merkeze alan derinlemesine bir inceleme yapmalarını tartışmasız biçimde zorunlu kılmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu olan baba, Almanya vatandaşı olan eski eşiyle Almanya'da mahkeme kararıyla boşanmıştır. Başvurucunun iddiasına göre, Almanya makamlarınca velayeti kendisine verilen müşterek çocuk, Türkiye'ye tatil amacıyla geldikleri sırada annesi tarafından babasının bilgisi ve rızası dışında kaçırılmış ve Almanya'ya dönmesi engellenerek Türkiye'de alıkonulmuştur.

Bu gelişme üzerine başvurucu baba, müşterek çocuğun mutat meskeni olan Almanya'ya derhâl iade edilmesi amacıyla Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşme (Lahey Sözleşmesi) hükümleri kapsamında Türkiye'deki yetkili merkezî makam olan Adalet Bakanlığına başvuruda bulunmuştur. Bakanlığın bildirimiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından çocuğun mutat meskenine iadesi talebiyle aile mahkemesinde dava açılmıştır. Uyuşmazlığın temeli, annenin iadeye karşı çıkması, idrak çağındaki çocuğun Türkiye'de kalmak istemesi ve babanın tehlikeli yaşam tarzı ile çocuğa yönelik psikolojik/fiziksel şiddet tutumlarına dair iddialar nedeniyle çocuğun Almanya'ya iadesinin reddedilip reddedilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken temel olarak Anayasa m.20 kapsamında güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı ve Anayasa m.41 çerçevesinde ailenin korunması ile çocuk hakları hükümlerini dikkate almıştır. Ebeveyn ile çocuk arasındaki aile yaşamının tesisinde ve sürdürülmesinde gözetilmesi gereken en temel kural, her koşulda çocuğun üstün yararıdır. Bu ilke, mahkemeler, idari makamlar ve yasama organı tarafından çocukları ilgilendiren bütün hukuki kararlarda mutlak surette öncelikli olarak ele alınmalıdır.

Uluslararası hukuk bağlamında uyuşmazlığın merkezinde Türkiye'nin de taraf olduğu Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşme (Lahey Sözleşmesi) bulunmaktadır. Anılan sözleşme, kural olarak yasa dışı biçimde kaçırılan veya alıkonulan çocuğun ivedi şekilde mutat meskenine iadesini emretmektedir. Ancak Lahey Sözleşmesi m.13 bu mutlak iade kuralına hayati istisnalar getirmektedir. İlgili madde uyarınca, çocuğun iade edilmesinin onu fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz bırakacağı ya da başka bir şekilde müsamaha edilemeyecek (katlanılmaz) bir duruma düşüreceğine dair ciddi bir risk bulunması hâlinde, yargı makamlarına iade talebini reddetme yetkisi tanınmıştır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, idrak çağına gelmiş ve kendi görüşlerini açıklama olgunluğuna erişmiş bir çocuğun mutat meskene iadeye karşı çıkması durumunda, mahkemelerin bu görüşe gereken önemi ve ağırlığı vermesi zorunludur. Ayrıca, anneye bağımlılık çağında olan veya alıştığı güvenli çevreden koparılmasının psikolojik bir yıkıma yol açacağı durumlarda çocukların üstün yararı, derhâl iade prosedürüne üstün tutulabilmektedir. Devletin pozitif yükümlülükleri, ebeveynlerin kişisel ilişki kurma hakları ile çocuğun menfaatleri arasında adil bir denge kurulmasını ve çocuğun yüksek güvenliğini temin edecek usuli güvencelerin titizlikle işletilmesini gerektirmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

İlk derece mahkemesi aşamasında alınan uzman heyeti sosyal inceleme raporunda, çocuğun Almanya'ya babasına teslim edilmesinin gelişimi açısından yararlı olacağı kanaatine varılmış ve mahkemece çocuğun Almanya'ya iadesine karar verilmiştir. Ancak istinaf aşamasında Bölge Adliye Mahkemesi, uyuşmazlığa çok daha kapsamlı bir bakış açısı getirmiştir. İdrak çağında olan müşterek çocuğun Türkiye'de annesi ile yaşamak istediğini ve babasına hiçbir şekilde dönmek istemediğini beyan etmesi yargılamanın seyrini değiştirmiştir. Müşterek çocuğun, babasının kendisine yönelik fiziksel ve sözel şiddet uyguladığı, ayrıca cinsel istismara dönük eylemlerde bulunduğu yönündeki vahim iddiaları yargılama sürecine yansımıştır. Bunun yanı sıra babanın yaşadığı Almanya'da uyuşturucu ticareti ve fuhuş yaptırma iddialarıyla anılan yasa dışı bir oluşumun liderliğini yaptığına dair kuvvetli şüpheler tespit edilmiştir.

Yargıtay'ın ceza dosyalarının bekletici mesele yapılarak incelenmesi gerektiğine yönelik bozma ilamı sonrası dosyayı yeniden ele alan Bölge Adliye Mahkemesi, baba hakkında açılan cinsel istismar ve tehdit davalarında delil yetersizliğinden beraat kararı verilmiş ve bu kararın henüz kesinleşmemiş olmasını tek başına yeterli bir aklanma sebebi saymamıştır. Mahkeme, sadece beraat kararına odaklanmamış; çocuğun mahkeme huzurundaki istikrarlı ve net beyanlarını, fiziksel ve psikolojik şiddet iddialarını, çocuğun olgunluk çağını ve babanın Almanya'daki şaibeli ve tehlikeli yaşantısını bir bütün olarak ele almıştır. Bu kapsamlı tespitler ışığında, çocuğun mutat meskenine dönmesi hâlinde Lahey Sözleşmesi m.13 kapsamında fiziki veya psikolojik bir tehlikeye maruz kalacağı ve katlanılmaz bir duruma düşeceği yönünde çok ciddi bir risk olduğu kanaatine hukuka uygun bir şekilde varılmıştır.

Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin karar alma sürecinde çocuğun üstün yararının neleri gerektirdiğine dair derinlemesine bir maddi ve hukuki inceleme yaptığını, her iki ebeveynin de iddialarını titizlikle değerlendirdiğini ve Lahey Sözleşmesi'nde öngörülen istisnai durumların somut olayda gerçekleştiğini ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koyduğunu tespit etmiştir. Yargılama sürecinde başvurucu babaya tüm iddia ve savunmalarını sunma, delillerini ileri sürme ve kanun yollarına başvurma imkânı etkin bir şekilde eksiksiz olarak tanınmıştır. Çatışan menfaatler arasında mahkemelerce kurulan dengede, çocuğun yüksek menfaati ve güvenliği hukuka uygun olarak her türlü hakkın üstünde tutulmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: