Anasayfa Karar Bülteni AYM | 2021/14136 BN.

Karar Bülteni

AYM 2021/14136 BN.

Anayasa Mahkemesi | Seher Dok Aksoy | 2021/14136 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/14136
Karar Tarihi 18.07.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Tıbbi ihmal davalarında yargısal özen zorunludur.
  • Derece mahkemeleri tazminat reddini gerekçelendirmelidir.
  • Gerekçesiz ret kararları pozitif yükümlülükleri zedeler.
  • Bilirkişi raporundaki zararlar makul gerekçeyle karşılanmalıdır.

Bu karar, tıbbi uygulama hataları (malpraktis) iddiasıyla açılan tazminat davalarında derece mahkemelerinin yerine getirmesi gereken anayasal özen ve gerekçelendirme yükümlülüğünün sınırlarını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkı kapsamında, yalnızca tıbbi operasyonun doğruluğunun değil, bu operasyon neticesinde doğan zararların giderimi için yürütülen yargısal sürecin de hassas bir denetime tabi olduğunu vurgulamıştır.

Somut olayda bilirkişi raporuyla açıkça tespit edilen maddi zararların mahkeme tarafından hiçbir gerekçe gösterilmeden bütünüyle reddedilmesi, adil yargılanma standartlarını zedeleyen temel bir eksiklik olarak nitelendirilmiş ve bireylere sunulan hukuki korumanın etkinliğini ortadan kaldırdığı tescil edilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi bakımından bu karar, sağlık hukukundan doğan uyuşmazlıklarda mahkemelerin bilirkişi raporlarındaki bilimsel ve teknik tespitleri dışlarken mutlak surette tatmin edici, ilgili ve yeterli gerekçeler sunmak zorunda olduğunu teyit etmektedir. Tazminat kalemlerinden birinin sebepsiz yere göz ardı edilmesi, salt usuli bir karar alma hatası olmaktan çıkarak, devletin kişilerin vücut bütünlüğünü koruma pozitif yükümlülüğünün doğrudan ihlaline dönüşmektedir.

Uygulamadaki önemi ise tarafların ve mahkemelerin hesap raporlarındaki her bir tazminat kaleminin yargı kararlarındaki akıbetini dikkatle takip etmelerini zorunlu kılmasıdır. Karar, taleplerin keyfî şekilde reddedilmesinin veya hüküm kurarken unutulmasının basit bir kanun yolu incelemesi eksikliği olmadığını, anayasal bir hak ihlali boyutu taşıdığını göstererek bu tür yargılamalarda çok yüksek bir özen standardı yaratmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, kulağındaki şikâyetler nedeniyle başvurduğu özel bir hastanede acil teşhisiyle ameliyata alınmıştır. Bu operasyonun ardından baş dönmesi, yüz felci, göz kapağının kapanmaması ve görme bozukluğu gibi çok ciddi komplikasyonlar yaşayan başvurucu, sinir zedelenmesi tanısıyla başka bir hastanede ikinci kez ameliyat olmak zorunda kalmıştır. Başvurucu, ilk ameliyatı gerçekleştiren doktorun ve ilgili hastanenin gerekli özeni göstermediği, komplikasyon yönetiminde geç kalındığı ve kalıcı hasar meydana geldiği iddiasıyla maddi ve manevi tazminat davası açmıştır.

Yargılama sırasında alınan bilirkişi raporlarında, hastanın ameliyat sonrasında takip edilmediği tespit edilmiş; ayrıca maluliyet kaynaklı iş gücü kaybının yanı sıra tedavi giderleri de açıkça hesaplanmıştır. Ancak davaya bakan mahkeme, bilirkişi raporunda hesaplanan maddi tazminatın iş gücü kaybına ilişkin kısmını kabul ederken, tedavi giderleri kalemini hiçbir gerekçe göstermeksizin reddetmiştir. Başvurucu, bu haksız ve gerekçesiz ret kararı ile hükmedilen faiz türü nedeniyle zararlarının eksik giderildiğini öne sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı, temel olarak Anayasa m.17 kapsamında yer alan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile Anayasa m.56'da düzenlenen sağlık hakkı çerçevesinde ele almıştır.

Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığının bütünlüğü, devletin yalnızca keyfî müdahalelerden kaçınmasını (negatif yükümlülük) değil, aynı zamanda kişilerin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlayacak tedbirleri almasını (pozitif yükümlülük) gerektirir. Devlet, sağlık alanında yürüttüğü faaliyetlerde, ister kamu ister özel sağlık kuruluşu olsun, hastaların sağlığını koruyacak yüksek mesleki standartları güvence altına almak zorundadır.

Maddi ve manevi varlığın korunması hakkının usul boyutu, tıbbi ihmal iddialarıyla açılan tazminat davalarında adli ve idari yargı mercilerinin makul derecede dikkatli ve özenli bir inceleme yapmasını zorunlu kılar. Mahkemelerin bu yükümlülüğü, uyuşmazlığın Anayasa m.17'nin gerektirdiği derinlikte bir araştırmaya tabi tutulmasını ve tarafların ileri sürdüğü iddialara ilişkin olarak ulaşılan sonuçların ilgili ve yeterli gerekçelerle desteklenmesini şart koşmaktadır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, olaylara ilişkin delillerin, tıbbi bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi öncelikle derece mahkemelerinin ödevidir. Anayasa Mahkemesinin görevi tıbbi bilirkişi raporlarının teknik doğruluğunu incelemek değildir. Ancak mahkemelerin, bilirkişi tarafından tespit edilen hususlara veya tarafların esaslı iddialarına yanıt verirken keyfîlikten uzak, hukuki belirliliği sağlayan tatminkar gerekçeler oluşturup oluşturmadığı anayasal denetimin temel konusudur. Geçerli bir maddi tazminat talebinin, dosyada aksini gösteren bir delil olmaksızın veya herhangi bir hukuki ve yasal dayanaktan yoksun şekilde, tamamen sessiz kalınarak reddedilmesi, devletin koruyucu ve giderici adil mekanizmalar sağlama şeklindeki pozitif yükümlülüklerinin ihlali sonucunu doğurmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda öncelikle başvurucunun mülkiyet hakkı bağlamında ileri sürdüğü ticari faiz yerine yasal faiz uygulanması şikâyetini değerlendirmiştir. Başvurucunun talebine ilişkin uygulanacak faiz türü bakımından, kesin bir kanun hükmü veya başarılı olma ihtimalini gösteren yerleşik bir içtihatla desteklenen somut bir meşru beklentisi bulunmadığı tespit edilmiş ve bu iddia konu bakımından yetkisizlik sebebiyle kabul edilmemiştir.

Esas inceleme konusu yapılan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı yönünden ise, derece mahkemelerinin yargılama sırasındaki özen ve gerekçelendirme yükümlülükleri ayrıntılı olarak incelenmiştir. Dosya kapsamındaki hesap bilirkişisi raporunda, başvurucunun ıslah dilekçesiyle de açıkça talep ettiği 17.828,66 TL tutarında bir tedavi gideri ve ilaveten 71.730,81 TL maluliyet ve iş gücü kaybı tazminatı net bir şekilde hesaplanmıştır. İlk derece mahkemesi, iş gücü kaybına yönelik maddi tazminat talebini kabul ederek davalıların kusurlu olduğuna hükmetmiş, ancak aynı bilirkişi raporunda tespit edilen ve hesaplanan tedavi giderlerine ilişkin tazminat talebini reddetmiştir. Karar incelendiğinde, mahkemenin bu ret kararı için hiçbir ilgili veya yeterli gerekçe ortaya koymadığı görülmüştür.

Anayasa Mahkemesi, bilirkişi tarafından varlığı ve miktarı bilimsel verilerle ortaya konulan, ödenmemesine dair herhangi bir karşı tespit de içermeyen bir tazminat kaleminin, derece mahkemesince bütünüyle gerekçesiz şekilde reddedilmesini anayasal güvencelerin zedelenmesi olarak değerlendirmiştir. İlgili uyuşmazlığın temyiz ve karar düzeltme incelemelerinden geçtiği Yargıtay dairesi kararlarında da başvurucunun bu duruma yönelik haklı itirazlarının karşılanmadığı saptanmıştır. Mahkemelerin, hatalı tıbbi müdahale sebebiyle vücut bütünlüğünün zedelenmesinden doğan somut bir maddi zarar kalemi hakkında sessiz kalarak bu zararı gidermemesi, devletin sağlık hizmetlerinden doğan mağduriyeti telafi etmeye yönelik pozitif usul yükümlülüklerini yerine getirmediğini açıkça göstermektedir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, yeterli gerekçe sunulmaması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama talepli başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: