Anasayfa Karar Bülteni AYM | Sevgi Özdemir | BN. 2020/22228

Karar Bülteni

AYM Sevgi Özdemir BN. 2020/22228

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/22228
Karar Tarihi 18.07.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Belirleyici tanık beyanı duruşmada sorgulanmaya açık olmalıdır.
  • Sanığa tanığı sorgulama imkânı verilmemesi hak ihlalidir.
  • Gizli veya istinabe tanığı için dengeleyici güvence şarttır.
  • Tanık sorgulanamıyorsa aktif telafi edici usuller uygulanmalıdır.

Bu karar, ceza yargılamalarında sanığın aleyhine ifade veren tanıkları bizzat sorgulama hakkının, adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçası olduğunu kesin bir dille ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, sanığın duruşmada yüzleşemediği, sorular sorarak güvenilirliğini sınayamadığı bir tanığın beyanlarının tek veya belirleyici delil olarak hükme esas alınmasını hukuka aykırı bulmuştur. İstinabe yoluyla ifade veren bir tanığın beyanlarına itibar edilirken sanığa uzaktan bağlantı yöntemleriyle dahi olsa soru sorma imkânı tanınmaması, savunma hakkının ağır bir biçimde kısıtlanması anlamına gelmektedir.

Kararın emsal etkisi, özellikle ciddi suçlamalar içeren yargılamalarda sıklıkla karşılaşılan istinabe veya uzaktan tanık dinleme uygulamalarına yönelik mahkemelerin izlemesi gereken usuli güvenceleri standartlaştırmasıdır. Yerel mahkemeler, tanığı mahkemede hazır edemiyorsa bunun geçerli nedenlerini açıkça ortaya koymak zorundadır. Daha da önemlisi, sorgulanamayan tanığın beyanı hükümde belirleyici ise sanığın maruz kaldığı dezavantajı telafi edecek karşı dengeleyici güvencelerin yargılama makamlarınca mutlaka sağlanması gerektiği vurgulanmıştır. Bu karar, uygulamada sadece yazılı evrak okuma gibi yöntemlerin yeterli dengeleyici güvence sayılmayacağını, yargılamanın hakkaniyetini sağlamak için daha aktif telafi mekanizmalarının işletilmesinin mecburi olduğunu göstermesi bakımından büyük öneme sahiptir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

İstanbul Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapan başvurucu, Fetullahçı Terör Örgütü'ne üye olduğu şüphesiyle meslekten ihraç edilmiş ve hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasıyla ceza davası açılmıştır. İddia makamı, başvurucunun gizli bir haberleşme programı kullandığını ve örgüt toplantılarına katıldığını ileri sürmüştür. Yargılama sürecinde, başvurucu aleyhine beyanda bulunan bir tanığın ifadesi, başvurucunun hazır bulunmadığı başka bir ildeki mahkeme tarafından alınmıştır. Mahkeme, bu tanığı başvurucunun bulunduğu duruşmada dinlememiş ve doğrudan eski ifadesini okumakla yetinerek hapis cezasına hükmetmiştir. Başvurucu, aleyhine ifade veren kişiye duruşmada doğrudan soru soramadığını, yüzleşme imkânı bulamadığını ve bu kişinin söylediklerinin doğruluğunu mahkeme önünde tartışamadığını belirterek haksız yere cezalandırıldığını iddia etmiş ve Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan tanık sorgulama hakkına vurgu yapmıştır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkı bulunmaktadır. Yüksek Mahkeme içtihatlarına göre, sanığın tanıklara soru yöneltebilmesi ve onların beyanlarının doğruluğunu sınama imkânına sahip olması adil bir yargılamanın vazgeçilmez şartıdır.

Ceza yargılamasında, somut bir duruşma öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanmaktadır. İlk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin varlığına bakılır. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın, mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilir. Üçüncü aşamada ise, savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği tespit edilir.

5271 sayılı Kanun m. 180 uyarınca, tanık veya bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntemin uygulanarak ifade alınması gerektiği düzenlenmiştir. Eğer hüküm, sorgulanamayan tanık beyanına dayanıyorsa ve dengeleyici bir güvence mekanizması işletilmemişse, sanığın hakları Anayasa'nın güvenceleriyle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış kabul edilir. Mahkûmiyete giden yolda, sanığa olayı kendi açısından anlatma fırsatı verilmesi tek başına yeterli bir telafi edici güvence sayılmamaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda İlk Derece Mahkemesi, mahkûmiyet kararında başvurucu aleyhine beyanlarda bulunan bir tanığın istinabe yoluyla yani başka bir yerdeki mahkeme aracılığıyla alınan ifadelerine dayanmıştır. Mahkeme, tanığın duruşmaya getirilmesinin zor olup olmadığıyla ilgili herhangi bir değerlendirme yapmamış, yalnızca tanığın bulunduğu yerin yargı çevresi dışında olmasını istinabe yoluyla dinlenmesi için yeterli bir sebep olarak kabul etmiştir. Dolayısıyla tanığın duruşmada neden dinlenmediği hususunda kamu makamları geçerli ve haklı bir neden sunmamıştır.

Yargılama sürecinde sanığın kullandığı iddia edilen haberleşme programına dair detaylı teknik bilirkişi raporunun ve kesin tespit tutanaklarının dosyaya getirtilmemiş olması nedeniyle, istinabe yoluyla dinlenen tanığın beyanı mahkûmiyet kararında belirleyici delil konumuna gelmiştir. Mahkeme, tanığın yazılı beyanlarını duruşmada okumakla yetinmiş ve sanığa olayları kendi bakış açısına göre anlatma imkânı tanımış olsa da bu durum tek başına yeterli bir hukuki güvence olarak bulunmamıştır.

Başvurucu ve avukatı, tanığın ifadesinin alındığı sırada orada bulunmadıkları için tanığa doğrudan soru soramamış, çelişkili veya eksik hususları aydınlatma şansı elde edememiştir. Ayrıca, mahkemenin tanığı ses ve görüntülü iletişim yöntemleri aracılığıyla dahi dinlememesi, sanığın tanığın verdiği cevaplar ve mahkeme önündeki reaksiyonları hakkında kişisel bir izlenim edinmesini bütünüyle engellemiştir. Güvenilirliği ve doğruluğu test edilmemiş bir tanık beyanının hükme esas alınması, savunma tarafının karşılaştığı zorlukları telafi edecek yeterli karşı güvencelerin sağlanmadığını açıkça göstermektedir. Dengeleyici mekanizmaların eksikliği, yargılamanın bütününde hakkaniyeti zedelemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğine ve yeniden yargılama yapılması yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: