Karar Bülteni
AYM 2020/12353 BN.
Anayasa Mahkemesi | Şükrü Kocabaş | 2020/12353 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/12353 |
| Karar Tarihi | 18.07.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Akademik ödevler bilim özgürlüğü kapsamında korunur.
- İşverene sadakat borcu ifade özgürlüğünü kaldırmaz.
- İş sözleşmesinin feshinde son çare ilkesi gözetilmelidir.
- Temel hak kullanımında feshin zorunluluğu ispat edilmelidir.
Bu karar, işçi ve işveren arasındaki sadakat yükümlülüğü ile işçinin ifade ve bilim özgürlüğü arasındaki hassas dengeyi hukuken yeniden boyutlandırması açısından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, iş sözleşmesi çerçevesinde çalışan bireylerin temel haklarının iş ilişkisi içinde de korunması gerektiğini net bir biçimde vurgulamıştır. Özellikle akademik özgürlüklerin bir uzantısı olarak kabul edilen doktora ödevi gibi çalışmaların, işverenin salt meslek sırrı iddiasıyla ve doğrudan işten çıkarma yaptırımıyla cezalandırılmasının demokratik toplum düzeni açısından kabul edilemez olduğu belirtilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar, iş mahkemelerinin ve bölge adliye mahkemelerinin fesih uyuşmazlıklarında sadece şekli belgelere veya genel taahhütnamelere dayanarak karar vermesinin önüne geçecektir. İşverenin fesih hakkını kullanırken, işçinin davranışının işyeri düzenini gerçekten bozup bozmadığını ve feshin son çare olup olmadığını somut delillerle kanıtlaması gerektiği bir içtihat prensibi olarak pekiştirilmiştir.
Uygulamadaki önemi bakımından, yargı mercilerinin işverenin çıkarları ile işçinin anayasal hakları arasında adil bir denge kurmak ve kararlarını ilgili, yeterli gerekçelerle desteklemek zorunda oldukları bir kez daha tescillenmiştir. Bu karar, iş hukukunda feshin geçerli nedene dayandırılabilmesi için temel hakların kullanılmasının ölçülülük ve son çare prensibi çerçevesinde detaylıca incelenmesini zorunlu kılmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Özel bir şirkette bakım mühendisi olarak çalışan ve aynı zamanda makine mühendisliği bölümünde doktora eğitimine devam eden başvurucu, hazırladığı bir doktora ödevinde işverene ait meslek sırlarını ortaya attığı iddiasıyla haklı nedene dayanılarak işten çıkarılmıştır. Başvurucu, ödevde yer alan bilgilerin teknolojik bir sır barındırmadığını, herkesin erişebileceği genel akademik veriler olduğunu ve feshin dayanağı olan gizlilik taahhütnamesinin ödevin teslim edilmesinden sonra imzalatıldığını belirterek işe iade davası açmıştır. İlk derece mahkemesi feshin geçersiz olduğuna ve başvurucunun işe iadesine karar vermiştir. Ancak istinaf aşamasında bölge adliye mahkemesi, başvurucunun imzaladığı bilgi güvenliği taahhütnamesini gerekçe göstererek güven ilişkisinin zedelendiğine hükmetmiş ve işe iade davasını kesin olarak reddetmiştir. Uyuşmazlık, akademik bir ödevin işten çıkarma için geçerli bir sebep oluşturup oluşturmayacağı noktasında toplanmaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa'nın 26. maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü ve 27. maddesinde koruma altına alınan bilim ve sanat özgürlüğü, bireylerin akademik çalışmalarını da yakından ilgilendirmekte ve güvence altına almaktadır. Demokratik bir toplumda devlet, bireylerin bu haklarını üçüncü kişilerin ve işverenlerin haksız müdahalelerine karşı korumakla pozitif bir yükümlülük altındadır.
İş sözleşmesinin feshi süreçleri ise 4857 sayılı İş Kanunu m. 18 ve 4857 sayılı İş Kanunu m. 25 hükümleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II-e bendi, işverenin güvenini kötüye kullanmak veya meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan işçi davranışlarının işverene haklı fesih imkânı vereceğini düzenlemektedir. Ancak bu tür durumlarda, işçinin eyleminin işyerindeki üretim ve iş ilişkisi sürecine gerçekten olumsuz bir etkisi olup olmadığı etraflıca araştırılmalıdır.
Yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda, iş sözleşmesinin feshinin en ağır yaptırım olması sebebiyle "feshin son çare olması (ultima ratio)" ilkesi titizlikle dikkate alınmalıdır. İşçinin ifade veya bilim özgürlüğü gibi anayasal haklarını kullanması nedeniyle işten çıkarılması, ancak iş ilişkisinin sürdürülmesini imkânsız kılacak zorlayıcı ve somut nedenlerin varlığı hâlinde hukuka uygun kabul edilebilir. Yargı mercileri, işverenin sadakat ve sır saklama beklentisi ile işçinin ifade özgürlüğü arasında adil bir denge kurmak ve ulaştıkları sonuçları hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde, ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklamak zorundadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan incelemede, başvurucunun doktora ödevi nedeniyle işten çıkarılmasının ifade ve bilim özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirlenmiştir. İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda, ödevde yer alan bilgilerin akademik literatürde kolaylıkla bulunabilen, teknolojik sır niteliği taşımayan genel geçer uygulamalar olduğu tespit edilmiştir. Üstelik işyerinde çalışan stajyerlerin dahi daha önce benzer verileri kendi ödevlerinde kullandığı ortaya konulmuştur. Buna rağmen istinaf mahkemesi, başvurucunun imzaladığı taahhütnameyi soyut bir biçimde temel alarak, eylemin işverenle güven ilişkisini zedelediği gerekçesiyle feshin geçerli nedene dayandığına hükmetmiştir.
Oysa istinaf kararında, başvurucunun söz konusu taahhütnamenin hangi somut hükmüne ne şekilde aykırı davrandığı ve işverenin işletmesel menfaatinin somut olarak nasıl zarar gördüğü açıklanmamıştır. Ayrıca başvurucu, ödev teslim tarihinin taahhütnamenin imzalandığı tarihten önce olduğunu açıkça ispatlamış olmasına rağmen, bu kritik savunma istinaf mahkemesince incelenmemiş ve gerekçelendirilmemiştir.
Anayasa Mahkemesi, aleniyet kazandığı dahi ispatlanamayan bir doktora ödevi yüzünden başvurucunun en ağır yaptırım olan işten çıkarma ile karşılaşmasını son derece ölçüsüz bulmuştur. İş sözleşmesinin sonlandırılmasında feshin son çare olması ilkesinin değerlendirilmediği, daha hafif disiplin cezaları veya uyarı gibi giderim yolları izlenmeksizin doğrudan feshe gidilmesinin kaçınılmaz olduğunun kanıtlanamadığı tespit edilmiştir. Mahkemelerin, işverenin menfaatleri ile başvurucunun akademik ve ifade özgürlüğü arasında adil bir denge kuramadığı anlaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmayan bu müdahale nedeniyle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.