Anasayfa Karar Bülteni AYM | Mehmet Albayrak | BN. 2021/50253

Karar Bülteni

AYM Mehmet Albayrak BN. 2021/50253

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/50253
Karar Tarihi 18.07.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Sanığın aleyhine tanıkları sorgulama hakkı esastır.
  • Tanığın duruşmada dinlenmemesi geçerli nedene dayanmalıdır.
  • Belirleyici delil olan tanık beyanı denetlenmelidir.
  • Sorgulanmayan tanık beyanı telafi edici güvence gerektirir.
  • Dengeleyici güvence olmadan mahkûmiyet adil yargılanmayı zedeler.

Bu karar hukuken, adil yargılanma hakkının temel taşlarından biri olan çelişmeli yargılama ve tanık sorgulama hakkının ceza yargılamasındaki mutlak önemini bir kez daha teyit etmektedir. Anayasa Mahkemesi, sanığın aleyhine ifade veren ve beyanları mahkûmiyet hükmüne belirleyici ölçüde temel oluşturan bir tanığın, mahkeme huzurunda veya teknolojik vasıtalarla doğrudan sorgulanamamasının savunma hakkını telafisi güç şekilde kısıtladığını ortaya koymuştur. Yalnızca kâğıt üzerinde okunan ifadelerin, mahkeme heyetine tanığın güvenilirliğini gözlemleme şansı sunmadığı ve sanığa soru sorma imkânı verilmeden hüküm kurulamayacağı netleştirilmiştir.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi büyüktür. Yerel mahkemelerin, "yargılamaya yenilik katmayacağı" gibi soyut ve basmakalıp gerekçelerle kilit tanıkların bizzat dinlenmesi yönündeki talepleri reddetme pratiğinin önüne geçilmektedir. Mahkemeler bundan böyle, tanığın bizzat mahkemeye getirilemediği durumlarda dahi, SEGBİS gibi araçları kullanarak savunma tarafına soru sorma imkânı tanımak ve eğer bu da mümkün olmuyorsa, eksikliği telafi edecek çok güçlü, bağımsız karşı dengeleyici mekanizmalar (başka kesin fiziki deliller vb.) sunmak zorundadır. Aksi takdirde verilen kararların adil yargılanma hakkı ihlaline yol açacağı kesinleşmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Mehmet Albayrak, Burdur Ağır Ceza Mahkemesinde kasten öldürme suçlamasıyla yargılanmış ve haksız tahrik altında işlediği gerekçesiyle on yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Olay, maktul ile başvurucu arasında çıkan bir husumet neticesinde arbede yaşanması ve maktulün kendi tüfeğiyle vurularak hayatını kaybetmesi hikayesine dayanmaktadır.

Yargılama safhasında, olayın görgü tanığı olduğu belirtilen M.O., mahkeme huzurunda değil, talimat mahkemesi aracılığıyla başka bir şehirde dinlenmiştir. Başvurucu ve avukatı, aleyhe verilen bu ifadelere karşı çıkmış ve tanığın bizzat mahkemede dinlenmesini, kendisine soru sorma imkânı tanınmasını talep etmiştir. Ancak yerel mahkeme, bu talebi yargılamaya yenilik katmayacağı gerekçesiyle reddetmiştir. Başvurucu, aleyhindeki en belirleyici delil olan bu tanığı doğrudan sorgulayamadığı için savunma hakkının kısıtlandığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkına ve bu hakkın ayrılmaz bir parçası olan tanık sorgulama hakkına dayanmıştır. Ceza yargılamasında maddi gerçeğin hakkaniyete uygun bir şekilde ortaya çıkarılabilmesi için sanığın aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya çektirme hakkı temel bir kuraldır. Bu kapsamda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümleri uyarınca sanığın iddia makamının tanıklarıyla yüzleşebilmesi ve beyanlarının doğruluğunu sınama imkânına sahip olması elzemdir.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, bir mahkûmiyet kararı tek veya belirleyici ölçüde sanığın yargılama aşamasında sorgulama imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmışsa ve bu durumu telafi edecek dengeleyici güvenceler sağlanmamışsa, adil yargılanma hakkı zedelenmiş kabul edilir. Yüksek Mahkeme bu tür durumlarda üç aşamalı bir test uygulamaktadır:

İlk olarak, tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli ve haklı bir hukuki nedeni olmalıdır. İkinci olarak, sanığın sorgulama imkânı bulamadığı bu tanığın beyanının, mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı saptanmalıdır. Üçüncü aşamada ise, eğer bu beyan belirleyici bir delilse, savunma tarafının maruz kaldığı bu dezavantajlı durumu telafi etmek amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvencelerin sağlanıp sağlanmadığı incelenmelidir.

Bu telafi edici güvenceler arasında, tanığın Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) vasıtasıyla dinlenmesi veya sorgulanmamış tanık beyanını destekleyen başka güçlü doğrulayıcı delillerin bulunması yer alır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken ilk derece mahkemesinin kilit tanık M.O.'yu duruşmada bizzat dinlemek yerine istinabe (talimat) yoluyla dinlediğini tespit etmiştir. Mahkeme, tanığın yargı çevresi dışında olmasını istinabe için yeterli bir sebep saymış, ancak tanığın neden duruşmaya getirilmesinin zor olduğu hususunda hukuken geçerli bir neden ortaya koymamıştır. Üstelik tanığın SEGBİS gibi teknolojik imkânlar kullanılarak sanığın ve müdafiinin huzurunda, onlara soru sorma imkânı verecek şekilde dinlenmesi için hiçbir makul çaba gösterilmemiştir.

İkinci aşama olarak mahkûmiyet kararının gerekçesi değerlendirildiğinde, yerel mahkemenin kararını belirleyici ölçüde bu tanığın talimat mahkemesinde verdiği ifadelere dayandırdığı görülmüştür. Olay anında yaşanan arbede, tüfeğin kullanılış biçimi ve maktulün yaralanma süreci, doğrudan bu tanığın anlatımları üzerinden şekillendirilmiş ve sanığın aksine savunmaları reddedilmiştir. Dolayısıyla, başvurucunun sorgulama imkânı bulamadığı tanık beyanı, mahkûmiyet kararında açıkça belirleyici delil konumundadır.

Son olarak, Anayasa Mahkemesi savunma tarafına bu dezavantajlı durumu telafi edecek güvencelerin sağlanıp sağlanmadığını irdelemiştir. Başvurucu taraf, tanık beyanlarına itiraz etmiş ve tanığın bizzat mahkemede dinlenmesini açıkça talep etmiştir. Mahkeme ise bu talebi yalnızca "yargılamaya yenilik katmayacağı" şeklindeki genel ve soyut bir gerekçeyle reddetmiştir. Başvurucu, tanığı çapraz sorguya çekemediği için onun beyanlarının güvenilirliğini test edememiş, mahkeme heyeti de tanığın sorular karşısında vereceği tepkileri bizzat gözlemleme fırsatından mahrum bırakılmıştır. Tanığın talimatla alınan ifadesinin duruşmada sadece okunmuş olması, savunma hakkının kısıtlanmasını telafi edecek yeterli bir güvence olarak kabul edilmemiştir.

Tüm bu eksiklikler birlikte değerlendirildiğinde, beyanları mahkûmiyete temel teşkil eden tanığı sorgulama imkânı tanınmaması ve bu eksikliği telafi edecek karşı dengeleyici mekanizmaların işletilmemesi nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin ciddi şekilde zedelendiği anlaşılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: