Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Özdemir Altun Kararı 2021/32234 B.

Anayasa Mahkemesi Özdemir Altun Kararı 2021/32234 B.

Bu karar, terör eylemleri neticesinde meydana gelen can kayıpları ve yaralanmalarda devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün sınırlarını çizmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamu makamlarının somut, yakın ve öngörülebilir bir tehdit olmadığı sürece her türlü terör saldırısını önleme gibi mutlak bir yükümlülüğü bulunmadığını vurgulamaktadır. Karar, idarenin aldığı genel güvenlik önlemlerinin ve olay sonrası acil sağlık hizmeti müdahalesinin makul düzeyde olması hâlinde idari bir hizmet kusurundan söz edilemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.
search
6 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2021/32234
Karar Tarihi 04.11.2025
Taraf Özdemir Altun
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Terör saldırılarında devletin kusursuz sorumluluğu geniş yorumlanamaz.
  • gavel Öngörülemeyen saldırılarda yaşam hakkının maddi boyutu ihlal edilmez.
  • gavel Güvenlik önlemlerinin takdiri idari ve yargısal makamlara aittir.
  • gavel Sosyal risk ilkesi kapsamında tazminat ödenmesi yeterli giderimdir.
  • gavel Somut ve yakın tehlike yoksa koruma yükümlülüğü sınırlıdır.

Bu karar, terör eylemleri neticesinde meydana gelen can kayıpları ve yaralanmalarda devletin yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün sınırlarını çizmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, kamu makamlarının somut, yakın ve öngörülebilir bir tehdit olmadığı sürece her türlü terör saldırısını önleme gibi mutlak bir yükümlülüğü bulunmadığını vurgulamaktadır. Karar, idarenin aldığı genel güvenlik önlemlerinin ve olay sonrası acil sağlık hizmeti müdahalesinin makul düzeyde olması hâlinde idari bir hizmet kusurundan söz edilemeyeceğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.

Benzer davalar açısından bu kararın en belirgin emsal etkisi, terör eylemleri sebebiyle açılan tam yargı davalarında sosyal risk ilkesinin uygulanma pratiğine getirdiği destektir. Yüksek Mahkeme, olayda idarenin doğrudan bir hizmet kusuru kanıtlanamasa dahi mağdurların sosyal risk ilkesi çerçevesinde tazminatla giderim sağlanmasının etkili bir başvuru yolu olduğunu teyit etmiştir. Uygulamada idare mahkemelerinin terör saldırıları sonrası güvenlik açığı iddialarını değerlendirirken, istihbaratın somut bir kişiye, yere veya zamana işaret edip etmediğini detaylıca irdelemesi gerektiği bir kez daha pekiştirilmiştir. Bu durum, idarenin kusur sorumluluğunun ancak çok net güvenlik zafiyetlerinde doğabileceğini göstermektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde düzenlenen barış mitingine katılmak üzere alanda bulunduğu sırada meydana gelen canlı bomba saldırısında yaralanmıştır. Başvurucu, DEAŞ terör örgütünün saldırı yapabileceğine dair istihbarat bilgileri bulunmasına rağmen idarenin gerekli tedbirleri almakta ihmali olduğunu iddia etmiştir. Bu sebeple idarenin hizmet kusuru bulunduğunu öne sürerek İçişleri Bakanlığı ve Ankara Valiliğine karşı manevi tazminat talebiyle tam yargı davası açmıştır. İdare mahkemesi, idarenin doğrudan bir hizmet kusuru bulunmadığına ancak terör eylemi nedeniyle sosyal risk ilkesi gereği başvurucuya 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Başvurucu, hükmedilen tazminatın yaşadığı mağduriyet karşısında çok düşük olduğunu, güvenlik ve acil sağlık müdahalesi sırasındaki zafiyetlerin göz ardı edildiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı karara bağlarken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamında güvence altına alınan yaşam hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülükleri temel almıştır. Devletin, yetki alanındaki bireylerin yaşamlarını kamu görevlileri, diğer bireyler veya üçüncü kişilerin eylemlerinden doğabilecek risklere karşı koruma ödevi bulunmaktadır. Bu yükümlülük, özellikle terör olayları gibi önceden tam olarak öngörülemeyen durumlarda idarenin alması gereken önlemlerin makullüğü çerçevesinde değerlendirilir.

Olayın çözümlenmesinde dayanılan bir diğer temel hukuki düzenleme ise idarenin tazminat sorumluluğunun sınırlarını çizen 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun'dur. Bu kanun ve yerleşik yargı içtihatları gereği, terör olayları sonucunda ortaya çıkan zararlarda idarenin açık bir hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluğu kanıtlanamasa dahi, devletin sosyal risk ilkesi uyarınca vatandaşların uğradığı zararları adil bir ölçüde tazmin etmesi esastır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, yaşam hakkının maddi boyutu ihlal edilmiş sayılabilmesi için kamu makamlarının, kişilerin yaşamına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunu bilmesi veya bilmesi gerektiği hâlde makul önlemleri almamış olması şarttır. İnsan davranışlarının öngörülemezliği ve kamu kaynaklarının sınırları göz önüne alındığında, devletin her türlü saldırıyı önleme gibi mutlak ve aşırı bir yükümlülük altında olduğu kabul edilemez. Usul boyutu açısından ise olayın aydınlatılması ve sorumluların tespiti için idari ve adli yargıda makul bir özenle hukuki süreçlerin yürütülmesi, zararların giderilmesi için etkili başvuru yollarının açık tutulması gerekmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda kamu makamlarının mitinge katılanların yaşamlarına yönelik belirli, somut ve yakın bir terör saldırısı tehdidi bulunduğunu bildiklerine dair bir delil olmadığını tespit etmiştir. İdarenin olay günü iki binden fazla personel görevlendirdiği, alana bariyerler kurduğu, arama noktaları oluşturduğu ve patlayıcı madde araması yaptığı dikkate alındığında makul güvenlik önlemlerinin alındığı anlaşılmıştır. Patlamanın miting alanından ziyade toplanma bölgesinde ve etkinlik başlamadan önce gerçekleşmesi, saldırının önlenmesindeki doğasında var olan zorlukları ortaya koymaktadır.

Ayrıca, saldırı sonrasında acil sağlık ve kurtarma hizmetlerinin hızla olay yerine sevk edildiği, ilk 65 dakika içinde olay yerinde hiçbir yaralının kalmadığı ve sağlık hizmetlerinin sunumunda iletişim kopukluğu veya gecikme yaşanmadığı belirlenmiştir. Başvurucunun, güvenlik güçlerinin yaralılara gaz bombası sıkarak müdahaleyi geciktirdiği yönündeki iddiaları da somut bir bulguyla desteklenememiştir. Bu veriler ışığında, yaşam hakkının maddi boyutu kapsamında devletin koruma yükümlülüğünü ihlal ettiğinden söz edilemez.

Yaşam hakkının usul boyutu bağlamında yapılan değerlendirmede ise, idare mahkemelerinde yürütülen tam yargı davasında olayın tüm koşullarının incelendiği, idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı yönündeki tespitin nesnel verilere dayandığı görülmüştür. Yargı süreci neticesinde başvurucu lehine sosyal risk ilkesi uyarınca tazminata hükmedilmesi, devletin mağduriyeti giderme çabasının bir göstergesidir ve etkili başvuru yolunun uygun şekilde işletildiğini kanıtlamaktadır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Terör saldırısında yaralanırsam devlet her halükarda suçlu mudur? expand_more
Hayır, her durumda devletin doğrudan kusurlu (hizmet kusuru) olduğu kabul edilmez. Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, kamu makamlarının belirli, somut ve yakın bir terör tehdidi bulunduğunu bilmesine rağmen makul güvenlik önlemlerini almadığı ispatlanmadıkça idarenin kusurundan söz edilemez. Devletin her türlü insan davranışını öngörüp tüm saldırıları mutlak surette önleme gibi aşırı bir yükümlülüğü bulunmamaktadır.
Olayda devletin bir ihmali yoksa bile tazminat alma hakkım var mı? expand_more
Evet, böyle durumlarda tazminat alma hakkınız bulunmaktadır. Meydana gelen olayda güvenlik açığı veya idarenin doğrudan bir kusuru kanıtlanamasa dahi, mahkemeler "sosyal risk ilkesi" uyarınca mağdurlara tazminat ödenmesini sağlamaktadır. Anayasa Mahkemesi de 5233 sayılı Kanun ve yerleşik içtihatlar çerçevesinde, devletin bu ilke doğrultusunda zararları adil bir ölçüde karşılamasını etkili bir hukuki giderim yolu olarak kabul etmektedir.
Patlama sonrası ambulans geç kaldıysa devletin sorumluluğu doğar mı? expand_more
Eğer acil sağlık ve kurtarma hizmetlerinin sunumunda iletişim kopukluğu, organizasyon eksikliği veya bariz bir gecikme yaşanmışsa devletin sorumluluğu doğabilir ve yaşam hakkı ihlali gündeme gelebilir. Ancak emsal kararlarda da belirtildiği üzere, idarenin kusurlu sayılabilmesi için bu tür zafiyetlerin (örneğin müdahaleyi kasten ya da ihmalle geciktiren eylemlerin) somut delillerle kanıtlanması şarttır. Makul sürede acil müdahalenin yapıldığı durumlarda idare sorumlu tutulmaz.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir