Anasayfa Karar Bülteni AYM | Mustafa Tarğıl | BN. 2022/82026

Karar Bülteni

AYM Mustafa Tarğıl BN. 2022/82026

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2022/82026
Karar Tarihi 04.11.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Mülkiyet hakkının korunması için etkili yollar sunulmalıdır.
  • Yargısal yolların yasal düzenlemeyle kapatılması hak ihlalidir.
  • Devlet alacakların tahsili için icra sistemi kurmalıdır.
  • Kanun değişiklikleri hukuki arama hürriyetini tamamen engelleyemez.

Bu karar, geçmişte yüksek kâr payı vaadiyle para toplayan holding mağdurlarının yürüttüğü hukuk mücadelesinde kritik bir dönüm noktası teşkil etmektedir. Yargılama devam ederken çıkarılan ve mağdurların dava açma hakkını ellerinden alan kanun hükmünün, anayasal güvence altındaki mülkiyet ve etkili başvuru haklarını doğrudan zedelediği Anayasa Mahkemesi tarafından net bir biçimde ortaya konulmuştur. Karar, devletin yalnızca kanun çıkarmakla yetinemeyeceğini, aynı zamanda vatandaşların mülkiyet haklarını koruyacak, alacaklarına kavuşmalarını sağlayacak elverişli hukuki mekanizmaları açık tutmakla yükümlü olduğunu çarpıcı bir dille göstermektedir. Ayrıca, yasama organının yargılamalara müdahale edecek nitelikteki düzenlemelerinin sınırları da net şekilde çizilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça büyüktür. Özellikle yurt dışında çalışan vatandaşlardan veya yurt içindeki yatırımcılardan para toplayan şirketlere karşı açılan menfi tespit ve alacak davalarının, sonradan çıkarılan yasalarla peşinen usulden reddedilmesi uygulamasına kesin olarak son verilmiştir. Bu güçlü içtihat, devam eden veya kanun yolu aşamasında takılıp kalan binlerce benzer dosya için yeniden yargılama yolunu sonuna kadar açmakta ve idarenin kanun yapma yetkisini, bireylerin hak arama hürriyetini ve adalete erişimini tamamen ortadan kaldıracak şekilde kullanamayacağı prensibini perçinlemektedir. Artık mahkemeler, sadece yasal şekil şartlarına sığınarak değil, taraflar arasındaki uyuşmazlığın esasına girerek adil bir yargılama yapmakla mükelleftir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, yüksek getiri sağlama ve talep edildiğinde geri ödenme garantisiyle B. Holding isimli şirkete bir miktar para yatırmıştır. Ancak şirket, başvurucunun parasını iade etmemiş ve usulsüz işlemlerle onu şirket ortağı gibi göstermiştir. Bunun üzerine başvurucu, aslında şirket ortağı olmadığının tespiti ve yatırdığı paranın ticari faiziyle birlikte kendisine iade edilmesi talebiyle Konya 2. Asliye Ticaret Mahkemesinde alacak davası açmıştır. Yargılama sürerken yürürlüğe giren yeni bir yasa maddesi gerekçe gösterilerek Bölge Adliye Mahkemesi, başvurucunun zorunlu olarak şirket ortağı sayıldığına ve yatırdığı parayı şirket sermayesi hükmünde olduğu için geri isteyemeyeceğine kanaat getirerek davayı usulden reddetmiştir. Başvurucu, bu yasal düzenlemenin alacağını tahsil etmesini haksız yere engellediğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığın çözümünde Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı ile 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkının birbirleriyle bağlantılı olarak birlikte değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmiştir. Devletin mülkiyet hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükleri, özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda yargı kararlarının istikrarlı bir biçimde uygulanması ve kişilerin meşru alacaklarının tahsili bakımından etkili ve işleyen bir icra sistemi kurmayı zorunlu kılmaktadır.

Başvuruya konu olaydaki asıl kriz, yargılama hukuken sürerken kabul edilen 7194 sayılı Kanun ile 3332 sayılı Sermaye Piyasasının Teşviki Hakkında Kanun'a eklenen geçici 4. maddedir. Bu düzenleme, halka arz olunmuş sayılan şirketlere yatırım yapan kişileri, kendi iradelerinden bağımsız olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında doğrudan pay sahibi (ortak) olarak kabul etmiştir. Sistematik olarak 6102 sayılı Kanun m.379 gereğince anonim şirketlerin kendi hisselerini edinemeyeceği ve 6102 sayılı Kanun m.480 uyarınca hissedarların sermaye olarak verdiklerini şirket tüzel kişiliğinden geri isteyemeyeceği kuralları işletilmiştir. Bu zincirleme kurallar nedeniyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.114 ve m.115 kapsamında dava şartı yokluğu sebebiyle bu tür iade davalarının usulden reddedileceği yasal olarak hüküm altına alınmıştır.

Ancak Anayasa Mahkemesi, norm denetimi kapsamında daha önce verdiği bir başka kararda anılan geçici 4. maddenin, şirketler ile tasarruf sahipleri arasındaki hassas menfaat dengesini ölçüsüz şekilde şirketler lehine bozduğunu doktrinsel olarak belirtmiştir. Tasarruf sahiplerinin alacaklarına ilişkin dava açma ve icra takibi başlatma yetkilerini tamamen ortadan kaldırdığını saptayarak bu hükmü Anayasa'ya aykırı bulmuş ve iptal etmiştir. Bu iptal kararı ve mevcut içtihat, devletin mülkiyet hakkının korunmasına yönelik sunduğu koruyucu mekanizmaların sonradan çıkarılan yasalarla geriye dönük olarak işlevsiz kılınamayacağına ilişkin sarsılmaz bir anayasal kuralı temsil etmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Başvurucu, şirket tarafından mağdur edildiği iddiasıyla parasının iadesi için yasal yollara başvurmuş ve alacağını tahsil etmek amacıyla elverişli hukuki mekanizmaları işletmeye başlamıştır. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan kurallara göre, bu tür iddiaların mahkemelerce esastan incelenmesi ve taraflar arasındaki gerçek hukuki ilişkinin tespit edilmesi hukuken mümkündür. Hatta benzer durumdaki birçok kişi, açtıkları davaları kazanarak haklılıklarını ispatlamış ve tahsilat sürecine geçmiştir.

Ancak yargılama aşamasında yürürlüğe giren yeni yasal düzenleme ile uyuşmazlığın esasına girilmesi mahkemelere adeta yasaklanmıştır. Yasa, başvurucunun iradesi ve yatırımın gerçek durumu incelenmeksizin onu doğrudan şirket ortağı olarak tanımlamış ve yatırdığı paranın şirket sermayesi sayılmasını emretmiştir. Yerel mahkemenin kararının ardından Bölge Adliye Mahkemesi, bu yasal düzenleme uyarınca dava şartı yokluğu gerekçesiyle başvurucunun iddialarını dahi incelemeden davayı usulden reddetmiştir. Bu ret kararıyla birlikte, başvurucunun şirket ortağı olmadığına ve alacaklı bulunduğuna yönelik iddialarını tartışabileceği ve hakkını arayabileceği hiçbir yargı yolu kalmamıştır.

Anayasa Mahkemesi, devletin pozitif yükümlülükleri gereği vatandaşlara alacaklarını elde edebilecekleri etkili bir başvuru yolu sunmak zorunda olduğunu vurgulamıştır. Yargılama sürecinde sonradan çıkarılan yasa ile başvurucunun iddialarını dile getirebileceği ve alacağını tahsil edebileceği tüm hukuk yollarının kapatılması, kişiye katlanılamaz ve aşırı bir külfet yüklemiştir. Başvurucunun mülkiyet hakkını koruyacak mekanizmalar yasa eliyle işlemez hâle getirilmiş ve bu vesileyle anayasal güvenceler ihlal edilmiştir. Bu sebeple yeniden yargılama yapılarak uyuşmazlığın esasına girilmesi bir zorunluluktur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: