Anasayfa Karar Bülteni AYM | Yılmaz Şenol | BN. 2021/17870

Karar Bülteni

AYM Yılmaz Şenol BN. 2021/17870

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/17870
Karar Tarihi 15.05.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Terör mağdurlarının zararları sosyal risk kapsamındadır.
  • Özel zararın olağan sayılması bariz takdir hatasıdır.
  • Bariz takdir hatası yargılamanın hakkaniyetini zedeler.
  • Evini zorunlu terk etmek olağan dışı bir zarardır.

Bu karar, terör olayları ve sokağa çıkma yasakları nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan vatandaşların uğradıkları manevi zararların idare hukuku prensipleri çerçevesinde nasıl tazmin edilmesi gerektiğine dair son derece önemli bir hukuki zemin inşa etmektedir. Anayasa Mahkemesi, terörle mücadele sırasında vatandaşların katlandığı olağan dışı külfetlerin basit bir idari işlem sonucu sayılarak tazminatsız bırakılamayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. Yargı mercilerinin, sosyal risk ilkesini uygularken mağdurların yaşadığı ağır stresi ve evlerini kaybetmelerini sıradan bir olaymış gibi değerlendirmeleri, adil yargılanma hakkı kapsamında bariz takdir hatası olarak nitelendirilmiştir.

Emsal etkisi bakımından bu karar, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşanan terör olayları sırasında zarar gören binlerce vatandaşın açmış olduğu veya açacağı tam yargı davaları için bağlayıcı bir nitelik taşımaktadır. İdare mahkemelerinin, benzer dosyalarda sosyal risk ilkesini dar yorumlayarak davaları reddetme eğiliminin önüne geçilmesi hedeflenmiştir. Anayasa Mahkemesi, vatandaşın idarenin terörle mücadelesi esnasında katlanmak zorunda kaldığı özel ve olağan dışı zararların sosyal hukuk devleti ilkesi gereğince tüm topluma paylaştırılması gerektiğini vurgulayarak, idari yargı pratiğinde köklü bir içtihat değişikliğine işaret etmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Yılmaz Şenol, Diyarbakır'ın Sur ilçesinde yaşamaktayken bölgede meydana gelen yoğun terör olayları (hendek olayları) ve akabinde ilan edilen sokağa çıkma yasağı nedeniyle evini geçici süreliğine terk etmek zorunda kalmıştır. Bu süreçte güvenlik güçlerinin talimatıyla evinin yıkılması ve eşyalarının kullanılamaz hâle gelmesi üzerine ağır bir manevi yıkım yaşadığını belirterek İçişleri Bakanlığına 15.000 TL manevi tazminat ödenmesi talebiyle başvurmuştur. İdarenin talebi reddetmesi üzerine tam yargı davası açan başvurucu, idare mahkemesinin uğranılan zararın özel ve olağan dışı bir nitelik taşımadığı gerekçesiyle davayı reddetmesiyle karşılaşmıştır. İstinaf başvurusunun da reddedilmesi üzerine başvurucu, idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğunu ve zararlarının tazmin edilmemesinin eşitlik ilkesi ile hakkaniyete uygun yargılanma hakkına aykırı olduğunu ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığın çözümünde Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ve alt unsuru olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının sınırlarını çizmiştir. Bireysel başvurularda, kural olarak derece mahkemelerinin delil değerlendirmesi ve hukuk kurallarını yorumlaması denetlenmemektedir. Ancak mahkemelerin takdir ve değerlendirmelerinin Anayasa'nın 2. maddesi kapsamındaki hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkeleriyle çeliştiği, açık bir keyfîlik veya bariz takdir hatası barındırdığı istisnai durumlarda Anayasa Mahkemesinin müdahale yetkisi doğmaktadır.

İdare hukukunda kabul edilen yerleşik içtihatlara göre, devletin sosyal risk ilkesinden kaynaklı sorumluluğunun doğabilmesi için; zararın terör eylemleri veya terörle mücadele faaliyetleri kapsamında gerçekleşmesi, zarar görenin bu olayların ortaya çıkmasında hiçbir katkısının bulunmaması ve uğranılan zararın özel ile olağan dışı olması koşullarının bir arada bulunması gerekmektedir. İdarenin herhangi bir hizmet kusuru bulunmasa dahi, devletin anayasal ödevleri kapsamında vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlamak için aldığı tedbirler sonucunda ortaya çıkan yükün tek bir bireye bırakılmaması, zararın tüm topluma paylaştırılması sosyal hukuk devletinin asli gereğidir. Yargı mercilerinin, bu açık kurallara rağmen hukuku mantık dışı bir çıkarımla yorumlayıp uygulaması, usule ilişkin güvenceleri anlamsız kılan bir hakkaniyet ihlali sebebi olarak kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken başvurucunun uğradığı zararın terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler sonucunda ortaya çıktığını ve olayda başvurucunun hiçbir katkısının veya kusurunun bulunmadığını saptamıştır. Mahkeme, idare mahkemesinin zararı değerlendirirken kullandığı "zararın özel ve olağan dışı olmadığı" yönündeki yaklaşımını adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan bariz bir takdir hatası olarak nitelendirilmiştir.

Devletin bölgede yaşayanların can ve mal güvenliğini sağlamak için aldığı tedbirler manevi zararları azaltan etmenler olarak değerlendirilebilirse de, evini terk etmek zorunda kalan, evinin ve eşyalarının yıkılmasına katlanan bir vatandaşın yaşadığı yoğun stres, kaygı ve ıstırabın toplumun diğer bireyleriyle aynı ölçüde olduğu söylenemez. Anayasa Mahkemesi, idare mahkemesinin başvurucunun zararını olağan bir durummuş gibi gösteren bu yorumunun açık bir keyfîlik barındırdığını tespit etmiştir. Bu hatalı yorum, başvurucuyu Anayasa ile güvence altına alınmış manevi tazminat hakkından tamamen mahrum bırakmış ve yargılamanın hakkaniyetini temelden zedelemiştir. Yargı makamlarının, maddi olayın tespitinde ve hukukun uygulanmasında savunma yapmayı anlamsız kılacak çıkarımlara dayanarak karar vermesi adil yargılanma hakkının güvencelerine aykırıdır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: