Karar Bülteni
AYM 2022/25347 BN.
Anayasa Mahkemesi | Aziz Kalender | 2022/25347 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/25347 |
| Karar Tarihi | 15.10.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Esaslı iddialar kararda gerekçeyle karşılanmalıdır.
- Ardışık arama iddialarında teknik veriler incelenmelidir.
- Sanığın lehe argümanları mahkemece tartışılmalıdır.
- Gerekçesiz mahkûmiyet adil yargılanma hakkını zedeler.
Bu karar, ceza yargılamalarında sanıklar tarafından ileri sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olan esaslı iddia ve itirazların derece mahkemelerince mutlaka ayrıntılı ve doyurucu bir gerekçe ile karşılanması gerektiğini hukuken tescil etmektedir. Özellikle terör örgütü üyeliği suçlamaları kapsamında, mahkûmiyete tek veya belirleyici delil olarak dayanılan teknik verilerin (örneğin ardışık arama kayıtları) yargılama aşamasında eksiksiz bir biçimde irdelenmesi zorunluluğu Anayasa Mahkemesi tarafından bir kez daha vurgulanmıştır. Yargılama makamlarının, sanığın savunmasını destekleyebilecek mahiyetteki itirazları yanıtsız bırakarak yalnızca iddia makamının argümanlarına dayanması, şeklî adaletin ve usul güvencelerinin ihlali anlamına gelmektedir.
Uygulamadaki önemi ve benzer davalardaki emsal etkisi bakımından bu karar, telekomünikasyon yoluyla iletişimin tespiti (HTS) kayıtlarına ve ankesörlü hatlardan yapılan ardışık aramalara dayalı yargılamalar için kritik bir kılavuz niteliği taşımaktadır. Yüksek Mahkeme, ardışık aramaya ilişkin Yargıtay içtihatlarında belirlenen asgari araştırma yükümlülüklerinin (bilirkişi incelemesi, tanık dinlenmesi, hat analizleri vb.) yerine getirilmeden ve savunmanın aksi yöndeki mantıklı itirazları çürütülmeden verilen mahkûmiyet kararlarının Anayasa'ya aykırı olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Bu yönüyle karar, alt derece mahkemelerine, sanık savunmalarını ciddiyetle ele almaları ve sadece isnadı doğrulayan değil, şüpheyi sanık lehine giderebilecek tüm delilleri toplamaları yönünde güçlü bir içtihat prensibi sunmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Olay, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde subay olarak görev yapan başvurucu Aziz Kalender'in, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu iddiasıyla yargılanması ve cezalandırılması etrafında şekillenmektedir. Soruşturma, isimsiz bir ihbar e-postası ve sabit hatlardan yapılan ardışık aramaların tespit edilmesiyle başlamıştır. Mardin, Kahramanmaraş ve Şırnak illerindeki sabit hatlardan, örgütün sivil imamları tarafından "ardışık arama" yöntemiyle arandığı öne sürülen başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır. Başvurucu, arama kayıtlarının gerçeği yansıtmadığını, söz konusu aramaların görev yaptığı sınır bölgesindeki askerlerin aileleri tarafından bilgi almak maksadıyla yapılmış olabileceğini ve aleyhindeki tanık beyanlarının soyut olduğunu belirterek beraatini talep etmiştir. Ancak yerel mahkeme, başvurucunun bu savunmalarını yeterince araştırmadan ve tartışmadan 6 yıl 3 ay hapis cezası vermiştir. Başvurucu, esaslı itirazlarının kararda karşılanmaması sebebiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı temel olarak Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bunun ayrılmaz bir parçası olan gerekçeli karar hakkı çerçevesinde ele almıştır. Gerekçeli karar hakkı, Anayasa'nın 141. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu yargılamanın yetkili mercilerce denetlenebilmesini mümkün kılmayı amaçlamaktadır. Bu hak, yargılamada ileri sürülen her türlü iddiaya uzun uzadıya yanıt verilmesi gerektiği anlamına gelmese de, davanın sonucunu etkileyecek hayati noktaların aydınlatılmasını şart koşar.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurarak makul, yeterli ve mantıklı bir gerekçe içermesi zorunludur. İlk derece mahkemesince karşılanmayan iddia ve itirazların kanun yolu mercilerince de değerlendirilmemesi ve yanıtsız bırakılması, adil yargılanma güvencesini ihlal eder.
Ayrıca Yargıtayın yerleşik kararlarına göre, FETÖ/PDY'nin mahrem yapılanmasında ankesörlü veya sabit hatlardan yapılan ardışık aramaların tek veya belirleyici delil olarak kullanılabilmesi için belirli usuli güvencelerin sağlanması şarttır. Bu kapsamda, sanıkla birlikte ardışık arandığı tespit edilen kişiler hakkında soruşturma bulunup bulunmadığının araştırılması, bu kişilerin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında gerekirse duruşmada tanık olarak dinlenmesi gerekmektedir. Aynı şekilde, HTS kayıtları getirtilerek üzerinde kapsamlı bir bilirkişi incelemesi yaptırılması, gerçekleştirilen arama sayısı, periyodik olup olmadığı, arama saatleri, konuşma süreleri, şifreleme yöntemi kullanılıp kullanılmadığı gibi hususları gösteren analiz ve tespit raporlarının mahkemeye sunulması zorunludur. Mahkemeler, tüm bu teknik verileri ve sanıkların aksi yöndeki argümanlarını tarafsızca değerlendirmekle ve çelişmeli yargılama ilkesine uygun davranmakla yükümlüdür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda, yerel mahkeme tarafından başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilmesinde temel delil olarak kolluk birimlerince hazırlanan ardışık arama (HTS) raporları ve talimat mahkemesince dinlenen bir tanığın soyut beyanları esas alınmıştır. Ancak başvurucu, yargılamanın tüm aşamalarında söz konusu arama kayıtlarının teknik olarak "ardışık arama" kriterlerine uymadığını, kendisine isnat edilen aramaların aslında görev yaptığı sınır ve üs bölgesindeki askerlerin yakınları tarafından yol güvenliği ve askerler hakkında bilgi almak amacıyla yapıldığını ısrarla dile getirmiştir. Ayrıca, HTS kayıtlarının büyük bir kısmının sadece iddiadan ibaret olduğunu, gerçek baz ve sinyal verisi içermediğini ileri sürerek detaylı savunma yapmıştır.
Buna karşın yerel mahkeme, Yargıtay tarafından ilkesel olarak ortaya konulan ve adli makamlarca yapılması zorunlu görülen ayrıntılı araştırmaları eksik bırakmıştır. Başvurucunun doğrudan itiraz ettiği HTS analiz raporuna karşı bağımsız ve uzman bir bilirkişi incelemesi yaptırılmamış, sabit hatlardan başvurucu ile birlikte ardışık arandığı öne sürülen kişilerin tamamı duruşmada tanık sıfatıyla dinlenerek çelişme ve yüzleşme ilkesi sağlanmamıştır. Dahası, mahkemenin gerekçeli kararında, başvurucunun ısrarla vurguladığı "aramaların asker yakınları tarafından yapılmış olabileceği" şeklindeki mantıklı ve araştırılmaya muhtaç savunma argümanı, maddi delillerle ilişkilendirilerek tartışılmamış ve son derece soyut bir biçimde reddedilmiştir.
Başvurucunun, mahkûmiyet kararının temelini oluşturan ardışık arama delilinin doğruluğuna ve niteliğine yönelik esaslı itirazlarının, yargılamayı yapan mahkeme tarafından ayrı ve açık bir biçimde karşılanmaması, yargılamanın hakkaniyetini temelden zedelemiştir. Mahkemenin, davanın sonucunu değiştirebilme ihtimali bulunan ve doğrudan maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına hizmet edecek olan bu ciddi itirazları cevapsız bırakması, sanığın savunma hakkını kısıtlamış ve adil yargılanma güvencelerini işlevsiz kılmıştır. İddia ve itirazlara sessiz kalınarak tesis edilen mahkûmiyet hükmü, hukuki denetimi olanaksız kılan bir eksiklik barındırmaktadır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların mahkemece karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.