Karar Bülteni
AYM Şems Yapı Denetim Ltd. Şti. BN. 2020/10141
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/10141 |
| Karar Tarihi | 15.05.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Hükmün denetlenmesini talep hakkı anayasal güvencedir.
- Yüksek idari para cezaları kanun yolu denetimine tabidir.
- Kanun yolu yasağı orantılılık ilkesine aykırı olamaz.
- Ağır mali yaptırımlarda itiraz hakkı kısıtlanamaz.
Bu karar, idari para cezalarına karşı yapılan itirazların reddedilmesi hâlinde, verilen mahkeme kararlarının kesin olduğuna dair kanun hükümlerinin temel hak ve özgürlükler bağlamında nasıl değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, yüksek meblağlara ulaşabilen ve kişilerin mali durumları üzerinde ağır bir baskı oluşturan idari yaptırımlara karşı kanun yolunun kapatılmasını, adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik ölçüsüz bir müdahale olarak nitelendirmiştir. Bu tespit, adalete erişim ve savunma hakkının kısıtlanamayacağı sınırları net bir şekilde çizmektedir.
Emsal niteliğindeki bu karar, yapı denetim mevzuatı gibi idari para cezalarının oldukça yüksek miktarlara ulaşabildiği alanlarda, salt usul ekonomisi ve yargılamanın hızlandırılması amacıyla hak arama hürriyetinin feda edilemeyeceğini göstermektedir. Uygulamada, ilk derece mahkemelerinin kanun yolunu açık göstererek verdiği kararların, bölge idare mahkemelerince kanundaki kesinlik sınırına dayanılarak incelenmeksizin reddedilmesi sıklıkla karşılaşılan bir hukuki sorundur. Anayasa Mahkemesi bu tespitiyle, idare mahkemesi kararlarının kesinliğini öngören kısıtlayıcı kanun hükümlerinin, kişilere aşırı külfet yüklediği durumlarda anayasal denetimden geçemeyeceğini ve iptal kararlarının bu tür uyuşmazlıklarda doğrudan bir yeniden yargılama sebebi olacağını net bir şekilde ortaya koyarak benzer hukuki mağduriyetlerin önüne geçmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Şems Yapı Denetim Ltd. Şti., İstanbul ilinde denetimini üstlendiği bir yapıda taşıyıcı sistemi etkileyecek nitelikteki projeye aykırılıkları süresinde ilgili idareye bildirmediği gerekçesiyle Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından yaklaşık elli dokuz bin lira idari para cezasına çarptırılmıştır. Şirket, haksız bulduğu bu yaptırıma karşı idare mahkemesinde iptal davası açmıştır. İlk derece mahkemesi, idarenin işlemini yerinde bularak itirazı reddetmiş ancak kararında istinaf yolunun açık olduğunu belirtmiştir.
Bunun üzerine şirket, kararı bir üst mahkeme olan bölge idare mahkemesine taşımıştır. Ancak istinaf mahkemesi, ilgili kanun maddesinde yer alan idari para cezalarına karşı verilen kararların kesin olduğuna dair hükmü gerekçe göstererek başvuruyu hiç incelemeden reddetmiştir. Başvurucu şirket, ilk derece mahkemesinin istinaf yolunu açık göstermesine rağmen üst mahkemenin dosyayı esastan incelememesi nedeniyle hakkını arayamadığını ve ödediği harçlarla birlikte ciddi bir maddi zarara uğradığını belirterek mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesi çerçevesinde değerlendirme yapmıştır. Bu madde, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğunu güvence altına almaktadır. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkı da bu anayasal güvencenin ayrılmaz ve temel bir parçasıdır.
Uyuşmazlığın temelinde yatan 4708 sayılı Yapı Denetimi Hakkında Kanun'un 8. maddesinin dördüncü fıkrası, idari para cezalarına karşı idare mahkemesine itiraz edilebileceğini, ancak bu itiraz üzerine verilen mahkeme kararlarının kesin olduğunu düzenlemektedir. Temel hak ve özgürlüklere yapılacak sınırlandırmaların Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen kanunilik, meşru amaç ve ölçülülük ölçütlerine uygun olması zorunludur.
Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, kanun koyucu usul ekonomisi, mahkemelerin iş yükünün azaltılması ve yargılamanın makul sürede tamamlanması gibi meşru amaçlarla kanun yollarına başvuruyu sınırlandırabilir. Ancak bu sınırlama, kişilere aşırı ve katlanılamaz bir külfet yüklememelidir. 4708 sayılı Kanun uyarınca verilen idari para cezaları, yapı yaklaşık maliyetine ve sözleşme bedeline göre nispi oranlarla belirlendiği için çok yüksek meblağlara ulaşabilmektedir. Yaptırımın kişileri mali yönden oldukça ağır bir ceza ile karşı karşıya bırakma potansiyeli taşıdığı durumlarda, bu yaptırımları konu alan kararların kanun yolu denetimine tabi kılınmaması, anayasal ölçülülük ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi daha önce norm denetimi yoluyla verdiği bir iptal kararında, yüksek miktarlı idari para cezalarına karşı kanun yolunu kapatan söz konusu kuralın orantısız bir sınırlama getirdiğine hükmederek iptaline karar vermiş ve bu karar mevcut yargılamalar için emsal teşkil etmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda, başvurucu şirkete uygulanan yaklaşık elli dokuz bin Türk Lirası tutarındaki idari para cezasına karşı yapılan itiraz, projeye aykırılıkların süresinde bildirilmediği gerekçesiyle ilk derece mahkemesince reddedilmiştir. İlk derece mahkemesi kararında istinaf kanun yolunun açık olduğunu belirtmesine rağmen, bölge idare mahkemesi olay tarihinde yürürlükte olan ilgili kanun hükmüne dayanarak, idari para cezalarına karşı idare mahkemelerince verilen kararların kesin olduğunu vurgulamış ve istinaf başvurusunu esasa girmeden, usulden incelenmeksizin reddetmiştir. Bu durum sonucunda başvurucunun uygulanan idari para cezasına karşı ileri sürdüğü hukuka aykırılık iddialarının daha üst bir yargı mercii tarafından denetlenmesi imkânı tamamen ortadan kalkmıştır.
Anayasa Mahkemesi, somut başvuruyu değerlendirirken, başvuru tarihinden sonra ilgili kısıtlayıcı kanun hükmünün iptal edildiğini özellikle göz önünde bulundurmuştur. İptal kararında da vurgulandığı üzere, yapı denetim hizmet sözleşmesi bedeli esas alınarak nispi oranlarla hesaplanan ve dolayısıyla oldukça yüksek meblağlara ulaşabilen idari para cezalarının kanun yolu denetimi dışında bırakılması, kişilerin adil yargılanma hakları üzerinde son derece ağır bir baskı oluşturmaktadır. Başvurucu şirkete uygulanan elli dokuz bin liralık cezanın miktarı ve niteliği dikkate alındığında, bu derecede ağır bir mali yaptırıma karşı üst mahkemeye başvuru hakkının yasal olarak kısıtlanması, usul ekonomisi ve yargılamanın hızlandırılması gibi meşru amaçlarla dahi haklı gösterilemez.
Yüksek mahkeme, kanun yolu başvurusunun reddedilmesi işleminin şeklî anlamda kanuni bir dayanağı bulunsa da, söz konusu kanun hükmünün başvuran üzerinde orantısız ve aşırı bir külfet yarattığını tespit etmiştir. Yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması amacı, kişilerin böylesine ağır mali yaptırımlara karşı kendilerini etkin bir şekilde savunma ve kararın denetlenmesini talep etme haklarını tümüyle ortadan kaldırmamalıdır. Meydana gelen bu müdahale ölçüsüz bulunarak adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birinin zedelendiği kesin kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.