Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Pınar Alkan Kararı 2021/32238 B.

Anayasa Mahkemesi Pınar Alkan Kararı 2021/32238 B.

Bu karar, kamu makamlarının terör eylemlerini önleme konusundaki pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını ve idari yargıda tazminat taleplerinin değerlendirilme kriterlerini ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, genel bir terör tehdidi veya istihbaratı bulunsa dahi, somut, öngörülebilir ve yakın bir tehlikenin varlığı ispatlanmadıkça meydana gelen her terör saldırısından idarenin hizmet kusuru kapsamında doğrudan sorumlu tutulamayacağını vurgulamıştır. İdarenin makul ve uygulanabilir güvenlik tedbirlerini alması, olay sonrası acil müdahaleyi gecikmeksizin gerçekleştirmesi yaşamı koruma yükümlülüğünün maddi boyutunun yerine getirildiğinin bir göstergesi olarak kabul edilmiştir.
search

Anayasa Mahkemesi
Pınar Alkan Kararı 2021/32238 B.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2021/32238
Karar Tarihi 15.04.2025
Taraf Pınar Alkan
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
Terör eylemlerinde sosyal risk ilkesi uygulanabilir.
Öngörülemeyen saldırılarda idarenin hizmet kusuru bulunmayabilir.
Devletin yaşamı koruma yükümlülüğü mutlak değildir.
Somut ve yakın tehdit yoksa ihlal oluşmaz.

Bu karar, kamu makamlarının terör eylemlerini önleme konusundaki pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını ve idari yargıda tazminat taleplerinin değerlendirilme kriterlerini ortaya koyması bakımından büyük önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, genel bir terör tehdidi veya istihbaratı bulunsa dahi, somut, öngörülebilir ve yakın bir tehlikenin varlığı ispatlanmadıkça meydana gelen her terör saldırısından idarenin hizmet kusuru kapsamında doğrudan sorumlu tutulamayacağını vurgulamıştır. İdarenin makul ve uygulanabilir güvenlik tedbirlerini alması, olay sonrası acil müdahaleyi gecikmeksizin gerçekleştirmesi yaşamı koruma yükümlülüğünün maddi boyutunun yerine getirildiğinin bir göstergesi olarak kabul edilmiştir.

Emsal etkisi ve uygulamadaki önemi değerlendirildiğinde, bu karar özellikle terör eylemleri neticesinde açılan tam yargı davalarında idarenin sorumluluğunun nasıl şekilleneceğini netleştirmektedir. Yargı mercilerinin, hizmet kusuru bulunmayan durumlarda dahi vatandaşların mağduriyetini gidermek amacıyla sosyal risk ilkesini işleterek tazminata hükmetmesi, devletin yaşam hakkına ilişkin usul yükümlülüklerini yerine getirdiği şeklinde yorumlanmıştır. Karar, idarenin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk ve sosyal risk boyutlarıyla nasıl dengeleneceği konusunda derece mahkemelerine ve hukukçulara açık bir rehberlik sunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Pınar Alkan, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde düzenlenmesi planlanan barış ve demokrasi konulu mitinge katılmak için Antalya'dan gelmiş ve toplanma alanında meydana gelen canlı bomba saldırısı sonucunda vücuduna isabet eden bilye taneleriyle yaralanmıştır. Başvurucu, olay öncesinde canlı bomba eylemi yapılabileceğine dair istihbarat bulunmasına rağmen idarenin gerekli güvenlik önlemlerini almadığını, olay sonrasında ise güvenlik güçlerinin gaz bombası kullanarak acil sağlık hizmetlerinin ulaşmasını engellediğini iddia etmiştir. Bu iddialarla İçişleri Bakanlığı ve Ankara Valiliğine karşı idari yargıda manevi tazminat davası açmıştır. İdare mahkemesi, olayda idarenin hizmet kusuru bulunmadığına ancak sosyal risk ilkesi gereğince başvurucuya bir miktar manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Başvurucu, ödenen tazminat miktarının yetersiz olduğunu ve devletin koruma yükümlülüğünü ihlal ettiğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı ve devletin pozitif yükümlülükleri üzerinde durmuştur. Yaşam hakkı kapsamında devlet, yetki alanındaki bireylerin yaşamlarını her türlü riske karşı korumakla yükümlüdür. Bu koruma ödevi, gerçek ve yakın bir tehlikenin varlığının bilindiği veya bilinmesi gerektiği durumlarda, idarenin kendi yetkileri çerçevesinde makul ölçülerde önleyici tedbirler almasını gerektirir. Devletin bu pozitif yükümlülüğü, kamu makamlarının hukuka aykırı eylemlerini engellemenin yanı sıra, üçüncü kişilerin şiddet eylemlerine karşı da koruyucu tedbirlerin alınmasını içerir.

Somut uyuşmazlığın çözümünde dikkate alınan bir diğer temel dayanak ise 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun hükümleridir. Bu kanun, terör eylemleri nedeniyle zarara uğrayan kişilerin maddi ve manevi kayıplarının idare tarafından karşılanmasını düzenler. İdare hukukunun yerleşik prensiplerinden olan idarenin sorumluluğu ilkesi gereğince, kamu hizmetinin işleyişindeki nesnel bir aksaklık "hizmet kusuru" olarak kabul edilir. Ancak, idarenin doğrudan bir kusurunun bulunmadığı durumlarda, toplumun genelini hedef alan saldırıların yükünün sadece mağdurların üzerinde bırakılmaması amacıyla "sosyal risk ilkesi" devreye girer.

Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, yetkili makamlardan yaşamla ilgili her türlü potansiyel tehdidin gerçekleşmesini önlemek için her koşulda mutlak tedbirler alması beklenemez. İnsan davranışlarının öngörülemezliği ve kamu kaynaklarının durumu dikkate alındığında, koruma yükümlülüğünün idare üzerinde aşırı bir yük oluşturacak şekilde geniş yorumlanmaması gerekmektedir. Yaşam hakkının usul boyutu ise, meydana gelen olayın tüm koşullarının aydınlatılması, idarenin kusurunun bulunup bulunmadığının yargısal mercilerce nesnel ve etkili bir biçimde incelenmesini zorunlu kılmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun yaralanmasıyla sonuçlanan terör saldırısına ilişkin olarak kamu makamlarının yaşamı koruma pozitif yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini detaylı bir biçimde incelemiştir. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre, idarenin 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde yapılacak miting için 2.044 personel görevlendirdiği, 500 bariyerle alanı çevrelediği, bomba arama dedektör köpekleriyle önleyici aramalar yaptığı ve kriz merkezi oluşturarak gerekli güvenlik tedbirlerini aldığı tespit edilmiştir. İstihbarat raporlarında canlı bomba saldırısı riskine genel olarak dikkat çekilmiş olsa da, bu bilgilerin yer, zaman ve kişi bakımından somut, öngörülebilir ve yakın bir tehdide işaret etmediği görülmüştür. Bu nedenle idarenin bariz bir güvenlik zafiyeti yarattığı veya terör saldırısını engelleme konusunda ihmalkâr davrandığı söylenemez.

Olay sonrası acil sağlık hizmetlerinin sunumu incelendiğinde ise, patlamanın hemen ardından 62 ambulansın bölgeye sevk edildiği, ilk 65 dakika içinde tüm yaralıların hastanelere nakledildiği ve herhangi bir iletişim aksaklığı yaşanmadığı belirlenmiştir. Başvurucunun, güvenlik güçlerinin gaz bombası kullanarak ambulansların gelişini engellediği yönündeki iddiaları dosyaya yansıyan somut verilerle doğrulanamamış, kaldı ki başvurucu kendisinin bizzat bu gaza maruz kalarak tedavisinin aksadığını da öne sürmemiştir.

Yaşam hakkının usul boyutu bağlamında derece mahkemelerince yapılan yargılamalar değerlendirildiğinde, idare mahkemesinin olayın tüm koşullarını nesnel bir şekilde incelediği ve idarenin hizmet kusurunun bulunmadığını makul gerekçelerle ortaya koyduğu görülmüştür. Derece mahkemeleri, başvurucunun mağduriyetini gidermek amacıyla ispat yükünü hafifleten sosyal risk ilkesini benimsemiş ve bu kapsamda bir manevi tazminata hükmetmiştir. Bu durum, devletin etkili yargısal sistem kurma ve mağduriyeti giderme yükümlülüğünü yerine getirdiğini göstermektedir. Ayrıca, başvurucunun ayrımcılık yasağı ve kötü muamele yasağı gibi diğer iddiaları da dayanaktan yoksun bulunmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Terör saldırısı olacağı biliniyorsa ve ben yaralanırsam devlet suçlu mudur? expand_more
Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, idarenin doğrudan sorumlu tutulabilmesi için genel bir terör tehdidi veya istihbaratı bulunması yeterli değildir. Kamu makamlarının kamu hizmetinin işleyişinde bir aksaklık olan "hizmet kusuru" işlemiş sayılabilmesi adına, olay öncesinde yer, zaman ve kişi bakımından somut, öngörülebilir ve yakın bir tehlikenin varlığının ispatlanması gerekir. Devletin yaşamı koruma yükümlülüğü mutlak bir doğaya sahip olmadığından, insan davranışlarının öngörülemezliği de hesaba katılarak her koşulda her türlü potansiyel tehdidi tamamen önlemesi beklenemez. İdare, elindeki imkanlar ölçüsünde yeterli personelle makul ve uygulanabilir güvenlik tedbirlerini almışsa, sırf önlenemeyen bir saldırı gerçekleştiği için doğrudan ihmalkâr veya kusurlu kabul edilmemektedir.
Devlette kusur bulunmasa bile terör saldırısında yaralandığım için tazminat alabilir miyim? expand_more
Evet, idarenin önleyici tedbirler konusunda bariz bir zafiyetinin veya doğrudan hizmet kusurunun bulunmadığı durumlarda dahi mağduriyetinizin hukuken giderilmesi mümkündür. Toplumun genelini hedef alan bu tür öngörülemeyen terör saldırılarının ağır yükünün sadece mağdurların üzerinde bırakılmaması gerektiği anayasa hukuku ve idare hukuku prensiplerince kabul edilmektedir. Bu noktada yargı mercileri, idarenin kusursuz sorumluluk hallerinden olan ispat yükünü hafifleten "sosyal risk ilkesi"ni ve 5233 sayılı Kanun hükümlerini işleterek zarar gören vatandaşlara bir miktar maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verebilmektedir. Derece mahkemelerinin sosyal risk ilkesini uygulayarak tazminata hükmetmesi, devletin yaşam hakkına ilişkin mağduriyeti giderme ve etkili yargısal koruma sağlama şeklindeki usul yükümlülüklerini yerine getirdiğinin bir kanıtı olarak değerlendirilmektedir.
Patlama sonrası ambulans gecikirse veya polis gaz sıkarsa hakkım ihlal edilmiş mi olur? expand_more
Olay sonrası acil sağlık hizmetlerinin organizasyonundaki gecikmeler veya güvenlik güçlerinin hukuka aykırı eylemleriyle tıbbi müdahaleyi engellemesi prensip olarak devletin yaşamı koruma yükümlülüğünün ihlaline yol açabilir; ancak bu iddiaların dosyadaki somut verilerle ispatlanması şarttır. İlgili emsal karara konu olan olayda Anayasa Mahkemesi, patlamanın hemen ardından kriz merkezi oluşturulduğunu, bölgeye çok sayıda ambulans sevk edildiğini ve kısa bir süre içinde tüm yaralıların hastanelere nakledilerek iletişim aksaklığı yaşanmadığını tespit etmiştir. Ayrıca, güvenlik güçlerinin olay yerinde gaz bombası kullanarak acil tıbbi müdahaleyi engellediği yönündeki iddialar somut kanıtlarla doğrulanamamış, başvurucunun kendisinin bizzat bu gaz nedeniyle tedavisinin aksadığı da kanıtlanamamıştır. İdarenin olay sonrası acil müdahaleyi gecikmeksizin koordineli bir şekilde gerçekleştirmesi, yaşamı koruma yükümlülüğünün maddi boyutunun hakkıyla yerine getirildiğini göstermektedir.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir