Karar Bülteni
AYM Mehmet Ata Kızılçınar BN. 2020/29397
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi / Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/29397 |
| Karar Tarihi | 06.06.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Temel haklara müdahalenin kanuni dayanağı olmalıdır.
- İdari kararlar kanuni sınırlandırmanın yerini alamaz.
- Mahpusların görüş hakkı keyfî olarak kısıtlanamaz.
- Salgın hastalık tedbirleri kanunilik şartını taşımalıdır.
Bu karar, hukuken temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasında kanunilik ilkesinin vazgeçilmez önemini bir kez daha ve çok net bir biçimde ortaya koymaktadır. COVID-19 salgını gibi tüm dünyayı etkileyen ve kamu sağlığını tehdit eden olağanüstü durumlarda dahi, idarenin kendi başına alacağı idari kararlarla veya yayımlayacağı genelgelerle kişilerin anayasal haklarına doğrudan müdahale edemeyeceği, her türlü sınırlandırmanın mutlaka şeklî ve maddi anlamda bir kanuna dayanması gerektiği vurgulanmaktadır. Mahpusların aileleriyle görüşme hakkı, anayasal bir güvence olan aile hayatına saygı hakkının temel ve ayrılmaz bir unsurudur ve yalnızca çerçevesi öngörülebilir kanuni düzenlemelerle kısıtlanabilir.
Kararın emsal etkisi, özellikle pandemi döneminde ceza infaz kurumlarında alınan ve kanuni dayanağı bulunmayan kısıtlama kararlarına karşı açılacak benzer davalarda ve yapılacak bireysel başvurularda oldukça belirleyici olacaktır. İdarenin kanunun açıkça yetki vermediği alanlarda, genel sağlık veya güvenlik gibi haklı görülebilecek meşru amaçlar öne sürerek dahi temel hakları kısıtlayamayacağı ilkesi, uygulayıcılara idari işlemlerin ve yürütme erkinin yetki sınırlarını kesin hatlarla hatırlatmaktadır. Benzer uyuşmazlıklarda mahkemelerin, sadece idari kararların varlığıyla ve pratik gerekliliklerle yetinmeyip, bu kararların dayandığı kanuni çerçevenin hak kısıtlamasına açıkça cevaz verip vermediğini denetlemesi gerektiği yönünde güçlü, yol gösterici ve bağlayıcı bir içtihat oluşturmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Mehmet Ata Kızılçınar, ceza infaz kurumunda tutuklu bulunduğu sırada, tüm dünyayı etkileyen COVID-19 salgını tedbirleri bahane edilerek ailesiyle yapacağı kapalı ve açık görüş haklarının süresiz veya belirsiz şekilde kısıtlanması üzerine cezaevi idaresine başvurmuştur. İdarenin, hastalığın bulaşma riskini ve havalandırma ile temizlik koşullarının sağlanamayacağını gerekçe göstererek görüş sürelerinin artırılması ile açık görüş yapılması yönündeki taleplerini reddetmesi üzerine uyuşmazlık doğmuştur. Başvurucu, bu uygulamanın hiçbir yasal dayanağının bulunmadığını belirterek infaz hâkimliğine şikâyet yoluna gitmiştir. Şikâyetinin ve sonrasında yaptığı itirazın ağır ceza mahkemesi tarafından usul ve yasaya uygun bulunarak reddedilmesi neticesinde hukuki süreç tıkanmıştır. Bunun üzerine başvurucu, görüş haklarının kanun olmaksızın idari kararlarla keyfî olarak kısıtlandığını ve bu durumun anayasal bir güvence olan aile hayatına saygı hakkını zedelediğini belirterek ihlalin tespiti ve manevi tazminat talebiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken öncelikle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı hakkı ve Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması rejimini temel almıştır. Aile hayatına saygı hakkına yönelik bir müdahalenin Anayasa'nın öngördüğü güvencelere uygun kabul edilebilmesinin ilk ve en temel şartı, müdahalenin mutlaka bir kanuni dayanağının bulunmasıdır. Bu gereklilik, uyuşmazlıklarda uygulanacak hukuk kurallarının bireyler açısından öngörülebilir olmasını zorunlu kılmaktadır.
Türk anayasal sisteminde hak ve özgürlükleri kısıtlayıcı düzenleme yapma yetkisi kural olarak yasama organına aittir. Hak ve özgürlüğü kısıtlayıcı bir kanunun kapsamını genişletici yorum ve uygulamalar, kanun koyucunun getirmediği bir sınırlandırmanın idari ve yargısal makamlarca ihdas edilmesi sonucunu doğurabilir. Bu sebeple kısıtlayıcı kurallara ilişkin yorumların öngörülebilir sınırlar içinde kalması büyük önem taşımaktadır.
Ceza infaz kurumlarında bulunan mahpusların ziyaret ya da görüş hakkı, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m.83 kapsamında detaylı olarak düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, kanunda açıkça tanınan mahpusların ziyaret hakkı ancak çerçevesi belirli olan ve yetkili makamlara bırakılan takdir yetkisinin kapsamını yeterince açık bir şekilde gösteren kanuni düzenlemelere dayanılarak sınırlandırılabilir. Salgın hastalık gibi durumların önlenmesi amacıyla dahi olsa, mahpusların görüş hakkının tamamen ortadan kaldırılmasına veya ağır şekilde engellenmesine idari makamlara açık ve genel bir yetki veren herhangi bir kanuni düzenleme mevcut değildir. Yasamanın yetki vermediği bir alanda idarenin kendi düzenleyici işlemleriyle hak sınırlamasına gitmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olaya ilişkin yaptığı detaylı incelemede, COVID-19 salgını nedeniyle ceza infaz kurumunda alınan önlemler çerçevesinde başvurucunun kapalı ve açık görüş haklarının kısıtlanmasını aile hayatına saygı hakkına yönelik doğrudan bir müdahale olarak nitelendirmiştir. Dosya kapsamındaki bilgilere göre, başvurucunun salgın döneminin başından itibaren aylarca açık görüş hakkından hiç yararlandırılmadığı, kapalı görüş hakkının ise süresinin daraltıldığı ve bu koşulların iyileştirilmesi yönündeki idari taleplerinin gerekçesiz şekilde reddedildiği tespit edilmiştir.
Yüksek Mahkeme, temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceği temel anayasal ilkesinden hareketle, söz konusu fiilî kısıtlamanın yasal bir temelinin olup olmadığını derinlemesine irdelemiştir. Yapılan adli incelemede, cezaevi idaresinin ve infaz hâkimliğinin ret kararlarına dayanak yaptığı işlemlerin yasal bir altyapısının bulunmadığı net olarak anlaşılmıştır. 5275 sayılı Kanun m.83 hükmünün, bulaşıcı ve salgın hastalıklar bahanesiyle dahi olsa mahpusların ziyaret hakkının süresiz veya belirsiz şekilde ortadan kaldırılmasına veya idareye bu konuda mutlak ve sınırsız bir takdir yetkisi kullanmasına imkân tanıyan açık bir kural içermediği saptanmıştır.
İdari makamlar tarafından ziyaret hakkının salgın hastalık gibi olağanüstü ve istisnai gerekçelerle kısıtlanmasına imkân veren sarih bir kanuni düzenleme bulunmamasına rağmen, başvurucunun ailesiyle görüşmesinin engellenmesi, yasama organının münhasır yetkisinin idare tarafından kullanılması anlamına gelmektedir. Bu durum, anılan müdahalenin kanunilik şartını hiçbir şekilde sağlamadığını açıkça göstermektedir. Ayrıca, derece mahkemelerinin bu kısıtlamaya yönelik şikâyetleri reddederken yasal dayanak eksikliğini telafi edecek herhangi bir hukuki değerlendirme yapmadıkları, yalnızca idari kararların usule uygun olduğunu belirtmekle yetindikleri görülmüştür. Bu net tespitler ışığında, müdahalenin sadece idari makamların kendi iç kararlarına dayandığı ve dayanak alınan kanuni bir temelinin bulunmadığı neticesine varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucunun aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.