Karar Bülteni
AYM Lotüs Suzan Gülcan Ünlütokmak BN. 2022/57145
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
| Başvuru No | 2022/57145 |
| Karar Tarihi | 06.06.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Velayet davalarında çocuğun üstün yararı temel alınmalıdır.
- Eksik uzman raporuyla velayet değişikliği kararı verilemez.
- Çocuğun psikolojik durumu velayet değerlendirmesinde dikkate alınmalıdır.
- Esaslı itirazların mahkemelerce karşılanmaması hak ihlali yaratır.
Bu karar, velayet davalarında çocukların üstün yararının tespitinde mahkemelerin ne kadar derinlemesine ve özenli bir adli inceleme yapması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, ebeveynler arasındaki çekişmeli velayet uyuşmazlıklarında yalnızca tek bir uzman raporuna dayanılmasının ve tarafların yargılamanın seyrini değiştirebilecek esaslı iddialarının, özellikle de çocukların hassas psikolojik durumlarına ilişkin ciddi beyanların göz ardı edilmesinin açık bir hukuka aykırılık olduğunu net bir biçimde belirtmiştir. Mahkemelerin, idrak çağındaki çocukların beyanlarına itibar ederken onların ruhsal durumlarını, gördükleri tıbbi tedavileri ve kullandıkları reçeteli ilaçları çok yönlü bir şekilde değerlendirmesi gerektiği güçlü bir şekilde ifade edilmiştir.
Uygulamada aile mahkemelerinin velayet ve kişisel ilişki davalarında çoğunlukla tek celselik ve standart uzman raporlarıyla yetinmesi mahkeme pratiğinde sık karşılaşılan bir durumdur. Ancak bu ihlal kararı, özellikle çocukların psikolojik veya psikiyatrik tedavi gördüğü durumlarda, mahkemelerin çoklu ve disiplinler arası heyet raporlarına başvurmasını zorunlu kılacak çok güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Karar, yerel mahkemelerin ve istinaf mercilerinin, tarafların rapora itirazlarını şablon ifadelerle ve gerekçesiz bir şekilde reddetme alışkanlıklarının önüne geçecek, aile hukuku davalarında tarafların uzman raporlarına yönelik itirazlarının ciddiyetle ve derinlemesine ele alınması zorunluluğunu uygulamada iyice pekiştirecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Anlaşmalı olarak boşanan anne ve baba, müşterek bir kız ve bir erkek çocuklarının velayetini ortak olarak almıştır. Çocuklar fiilen annenin yanında kalırken, anne zamanla ortak velayetin yürütülemediğini, babanın çocukların pasaport yenileme işlemleri gibi yurt dışı seyahat ve oturum haklarını etkileyecek konularda zorluk çıkardığını ve maddi yükümlülüklerini protokole aykırı olarak yerine getirmediğini belirterek ortak velayetin tamamen kendisine verilmesi talebiyle dava açmıştır.
Buna karşılık baba ise annenin yeni evliliğinde ve ilişkisinde çocuklara kötü muamele edildiğini, çocukların psikolojik, ahlaki ve fiziksel şiddete maruz kaldığını öne sürerek karşı dava açmış ve velayetin kendisine verilmesini talep etmiştir. Mahkeme, pedagog eşliğinde çocukları dinlemiş ve tek bir uzmanın raporuna dayanarak çocukların velayetini babaya vermiştir. Anne, çocukların psikiyatrik tedavi gördüğünü, ağır ilaçlar kullandıklarını ve verdikleri ifadelerin çelişkili olduğunu belirterek ayrıntılı bir psikiyatri heyet raporu istemiş ancak bu esaslı talebi reddedilince, ihlal iddialarıyla süreci Anayasa Mahkemesine taşımıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, velayet ve kişisel ilişki tesisi konularında anayasal denetim yaparken temel referans normlarını Anayasa m. 20 (özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı) ve Anayasa m. 41 (ailenin korunması ve çocuk hakları) olarak belirlemiştir. Bu anayasal maddeler uyarınca, devletin aile hayatına saygıyı sağlama ve özellikle zayıf konumda olan çocukların üstün yararını koruma konusunda oldukça aktif pozitif yükümlülükleri bulunmaktadır.
Yerleşik yargı içtihatları ve evrensel hukuk prensiplerine göre, ebeveynler arasındaki velayet uyuşmazlıklarında dikkate alınması gereken en temel unsur, çocuğun üstün yararının ne olduğunun her türlü şüpheden uzak biçimde tespit edilmesidir. Bu tür davalarda derece mahkemelerinin vereceği kararlar; psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı gibi konusunda uzman bilirkişiler tarafından hazırlanmış, yeterli açıklıktaki bilimsel görüş ve heyet raporlarına kesinlikle dayanmalıdır. Çocuğun hâlen bulunduğu yerdeki yaşantısına ilişkin gerekli fiziki araştırma ve incelemeyle elde edilen somut, nesnel veriler mahkeme kararlarının ana temelini oluşturmalıdır.
Çocuğun dinlenebileceği uygun bir yaşa ve olgunluğa eriştiği tüm durumlarda, çocuğun mahkemece pedagojik esaslara uygun olarak beyanlarının mutlaka alınması ve bu beyanların dikkate alınması gerekmektedir. Ancak, çocuğun beyanlarının değerlendirilmesi aşamasında çocuğun devam eden psikolojik tedavi süreçleri, düzenli kullandığı ilaçlar veya ruhsal durumu gibi beyanlarının güvenilirliğini ve tutarlılığını doğrudan etkileyebilecek dış faktörlerin uzmanlarca detaylı bir tıbbi incelemeye tabi tutulması son derece mühim bir hukuki zorunluluktur. Derece mahkemelerinin bu yerleşik ilkeleri usulünce uygulamadan, tarafların kararın sonucunu kökten değiştirebilecek nitelikteki esaslı itirazlarını ilgili ve yeterli bir gerekçe ile somut biçimde karşılamadan eksik incelemeyle karar vermesi, adil bir yargılamanın yapılmadığını gösterir ve anayasal pozitif yükümlülüklerin ağır bir ihlaline vücut verir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin velayet değişikliği kararı verirken yalnızca tek kişilik ve yüzeysel sayılabilecek bir uzman raporuna dayanmasını ve başvurucu annenin bu rapora yönelik çok ciddi iddialarını tamamen göz ardı etmesini titizlikle incelemiştir. Başvurucu anne, yargılama sürecinin başından itibaren müşterek çocukların çok uzun süredir uzman doktorlar gözetiminde psikolojik tedavi gördüğünü, özellikle çocuklardan birinin dikkat eksikliği, hiperaktivite, dürtüsel hareket etme ve ciddi öfke kontrol sorunu tanılarıyla kırmızı reçeteli ağır ilaçlar kullandığını ifade etmiştir. Annenin dosyanın seyrini değiştirecek bu kritik iddialarına dayanarak, alanında uzman psikiyatrların da bulunacağı üç kişilik bir uzman heyetinden yeni, kapsamlı ve detaylı bir rapor alınması yönündeki haklı talebi, mahkeme tarafından dosyanın çözümüne bir yenilik katmayacağı gibi oldukça soyut ve yetersiz bir gerekçeyle reddedilmiştir.
Somut olayda derece mahkemesi, çocukların uzman eşliğinde alınan beyanlarına mutlak bir üstünlük tanıyarak velayetin babaya verilmesine hükmetmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi, böylesi bir velayet değişikliğinin çocukların devam eden mevcut psikolojik tedavi süreçlerine olası olumsuz etkilerini, uygulanan tedavinin klinik içeriğini ve özellikle kırmızı reçeteli ilaç kullanan çocuğun mahkeme huzurundaki beyanlarına tek başına ne ölçüde itibar edilebileceğini bilimsel olarak inceleyen hiçbir veri olmadığını saptamıştır. Mahkemenin, idrak çağındaki çocukların psikolojik durumlarını hassasiyetle gözeterek bu beyanlara itibar edilip edilemeyeceğini sağlıklı bir biçimde tespit etmesi, bu karmaşık durumu tedavi evrakları ve bizzat çocuk ergen ruh sağlığı uzmanlarından alınacak derinlemesine tıbbi raporlarla net bir şekilde ortaya koyması, hukukun ve çocuğun üstün yararı ilkesinin vazgeçilmez bir gereğidir.
Başvurucunun çocukların ev hâlinin yerinde incelenmediği, aşamalardaki beyanlar arasındaki açık çelişkilerin giderilmediği ve baştan sona eksik uzman incelemesi yapıldığı yönündeki haklı iddiaları ne ilk derece mahkemesinde ne de istinaf denetimi incelemesinde gerektiği gibi tartışılmış, bu hususta tarafları tatmin edecek doyurucu hiçbir gerekçe sunulmamıştır. Tarafların karşılıklı iddialarının ve somut olayın hassas şartlarının, Anayasa'nın öngördüğü güvenceler ekseninde derinlemesine araştırılmadan velayet hususunda kesin bir karar verilmesi, hukuka ve en önemlisi çocuğun üstün yararı ilkesine hiçbir surette bağdaşmamıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, yeterli uzman incelemesi yapılmaması ve esaslı itirazların karşılanmaması nedeniyle başvurucunun aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.