Karar Bülteni
AYM Hatice Özyar Karataş BN. 2022/5325
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/5325 |
| Karar Tarihi | 06.06.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Haksız gözaltı tazminatı makul olmalıdır.
- Etkisiz yola başvuru başvuru süresini uzatmaz.
- Hukuka aykırı arama şikayeti doğrudan yapılmalıdır.
- Tazminat hesaplamasında güncel standartlar dikkate alınmalıdır.
Bu karar, haksız yakalama ve gözaltı gibi koruma tedbirlerine maruz kalan bireylere ödenecek manevi tazminat tutarlarının belirlenmesi açısından yargı pratiğine çok önemli bir yön çizmektedir. Anayasa Mahkemesi, haksız tutma nedeniyle derece mahkemelerince hükmedilen tazminat miktarının, mağdurun yaşadığı manevi sarsıntıyı ve mağduriyeti gerçekten karşılayacak, hakkaniyete uygun bir düzeyde olması gerektiğini kesin bir dille vurgulamıştır. Hükmedilen tutarın, Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda belirlediği asgari standartların çok altında kalması, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının tazminat boyutunun doğrudan bir ihlali olarak nitelendirilmiştir. Bu yönüyle karar, ilk derece ve istinaf mahkemelerinin tazminat hesaplamalarında daha adil, güncel ekonomik şartlara ve temel hakların ağırlığına uygun hareket etmeleri gerektiğine dair net bir standart belirlemektedir.
Ayrıca bu karar, ceza muhakemesinde hukuka aykırı arama ve elkoyma tedbirlerine karşı Anayasa Mahkemesine yapılacak bireysel başvurularda süre hesaplamasına ilişkin uygulamada sıklıkla düşülen bir usul hatasına da kuvvetli bir şekilde ışık tutmaktadır. Yüksek Mahkeme, haksız arama işlemleri için Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında açılacak tazminat davasının etkili bir başvuru yolu olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Bu nedenle, hukuka aykırı arama iddialarında ihlalin öğrenildiği, yani kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kesinleştiği tarihten itibaren doğrudan otuz günlük bireysel başvuru süresinin işlemeye başlayacağı teyit edilmiştir. Etkili olmayan bir hukuki yola başvurulmasının bireysel başvuru süresini durdurmayacağı ve uzatmayacağı yönündeki bu kesin yaklaşım, temel hak ihlallerinde doğru başvuru yollarının tespitinin ve sürelerin titizlikle takibinin ne derece hayati olduğunu meslektaşlara ve vatandaşlara bir kez daha hatırlatmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Eski bir hâkim olan başvurucu, hakkında yürütülen silahlı terör örgütüne üye olma suçlamasına ilişkin bir ceza soruşturması kapsamında dört gün boyunca gözaltında tutulmuş, evinde gece vakti arama yapılmış ve cep telefonuna el konulmuştur. Soruşturma sonucunda başvurucu hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar, yani takipsizlik kararı verilmiş ve bu karar kesinleşmiştir.
Soruşturmanın aklanarak kapanmasının ardından başvurucu, somut hiçbir delil olmadan haksız yere gözaltında tutulduğu, evinin hukuka aykırı şekilde arandığı, eşyalarına el konulduğu ve yurt dışı çıkış yasağı uygulandığı gerekçesiyle devlet aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmıştır. İlk derece mahkemesi, davanın yasal süre içinde açılmadığı gerekçesiyle reddine karar vermiştir. Bunun üzerine başvurucunun istinaf kanun yoluna başvurmasıyla, Bölge Adliye Mahkemesi davanın süresinde açıldığını tespit ederek başvurucuyu haklı bulmuş; ancak dört günlük haksız gözaltı süresi için yalnızca 187,20 TL maddi ve 2.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir. Başvurucu, hükmedilen bu tazminat tutarlarının uğradığı zararı karşılamaktan çok uzak ve yetersiz olduğunu, ayrıca arama ile el koyma işlemlerinin hukuka aykırılığının da giderilmediğini belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin tazminat iddialarını Anayasa'nın 19. maddesinin dokuzuncu fıkrası kapsamında güvence altına alınan kurallar çerçevesinde değerlendirmektedir. Bu kural uyarınca, hürriyeti haksız yere kısıtlanan kişilerin uğradığı her türlü zararın, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre devlet tarafından ödenmesi anayasal bir güvence ve zorunluluktur. Türk hukuk sisteminde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 hükmü, haksız koruma tedbirlerine maruz kalan kişilerin tazminat talep edebilecekleri durumları açıkça düzenlemektedir. İlgili kanun maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi, kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraat kararı verilen kişilerin tazminat isteyebileceğini öngörmektedir.
Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, bu kural kapsamında açılan bir davada derece mahkemelerince haksızlık tespit edilip tazminata hükmedilmişse, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında yapacağı inceleme artık tedbirin hukuka aykırı olup olmadığına yönelik değil, yalnızca ödenen tazminat miktarının yeterli ve hakkaniyete uygun olup olmadığını denetlemekle sınırlıdır. Derece mahkemelerinin tazminat miktarını belirlerken takdir yetkisi bulunmakla birlikte, hükmedilen tutarın meydana gelen ihlalle orantısız veya önemsiz bir miktar olmaması kesin bir şarttır. Manevi tazminat miktarı belirlenirken kişinin sosyal ve ekonomik durumu, mesleki ve toplumsal konumu, üzerine atılı suçun ağırlığı, koruma tedbirinin kişi üzerinde bıraktığı olumsuz psikolojik etkiler ve tedbirin süresi gibi kriterler mutlaka dikkate alınmalıdır.
Öte yandan, hukuka aykırı arama işlemlerine karşı Anayasal denetim prosedürü farklılık göstermektedir. 5271 sayılı Kanun m.141 kapsamında açılan tazminat davası, Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre arama kararının hukuka aykırılığının tespiti açısından etkili bir başvuru yolu olarak kabul edilmemektedir. Bu nedenle, hukuka aykırı arama işlemine ilişkin özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı hakkı şikayetlerinde, arama tedbirine esas teşkil eden soruşturmada verilen kovuşturmaya yer olmadığı kararının öğrenilmesinden itibaren yasal otuz günlük süre içinde doğrudan Anayasa Mahkemesine başvurulması gerekmektedir. Etkisiz bir kanun yoluna başvurulması, bireysel başvurudaki hak düşürücü süreyi durdurmaz veya uzatmaz.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda başvurucu, hakkında yürütülen ceza soruşturmasında uygulanan haksız gözaltı, arama ve elkoyma tedbirlerine karşı tazminat davası açmış ve istinaf incelemesi sonucunda, kovuşturmaya yer olmadığı kararıyla sona eren soruşturma sırasındaki dört günlük gözaltı süresi için lehine 2.000 TL manevi tazminata hükmedilmiştir. Anayasa Mahkemesi, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında yaptığı incelemede, derece mahkemesinin karar tarihi olan 2021 yılı itibarıyla Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda hükmettiği günlük tazminat standartları ile Bölge Adliye Mahkemesinin belirlediği tutarı titizlikle karşılaştırmıştır. Yapılan bu değerlendirmede, hükmedilen 2.000 TL'lik manevi tazminat miktarının, Anayasa Mahkemesinin 2021 yılı için belirlediği günlük asgari 600 TL standardının çok altında kaldığı tespit edilmiştir. Mahkeme, hükmedilen bu tutarın Anayasa Mahkemesinin benzer durumlarda ödenmesine hükmettiği miktarlara göre oldukça düşük kaldığını ve tazminat hakkının özünü zayıflatacak derecede yetersiz olduğunu belirterek, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının tazminat boyutunun ihlal edildiğine kesin kanaat getirmiştir.
Başvurucunun arama işlemine ilişkin ileri sürdüğü özel hayata saygı ve konut dokunulmazlığı hakkı iddiaları incelendiğinde ise usule ilişkin farklı bir durum tespit edilmiştir. Başvurucunun bu işlemlere karşı etkili olmayan bir yol olan koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası yoluna başvurduğu görülmüştür. Yüksek Mahkeme, etkisiz başvuru yolunun tüketilmesi çabasının bireysel başvuru süresini uzatmayacağını vurgulamıştır. Bu bağlamda, başvurucunun hakkındaki kovuşturmaya yer olmadığı kararını tebellüğ edip öğrenmesinin ardından yasal otuz günlük süre içinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmadığı anlaşılmış ve bu iddialar süre aşımı kuralı gereğince kabul edilemez bulunmuştur.
Diğer taraftan, cep telefonuna el konulması nedeniyle ileri sürülen mülkiyet hakkının ihlali iddiası bakımından da yargılama süreci irdelenmiştir. Başvurucunun bu yöndeki şikayetini ilk derece mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde dile getirmesine rağmen, mahkemenin ret kararı sonrasında istinaf kanun yoluna başvururken dilekçesinde mülkiyet hakkına dair herhangi bir iddiayı ileri sürmediği saptanmıştır. Bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği olağan kanun yollarının usulüne uygun ve eksiksiz şekilde tüketilmesi gerektiğinden, bu şikayet başvuru yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle reddedilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, haksız gözaltı koruma tedbiri nedeniyle açılan tazminat davasında derece mahkemesince hükmedilen tazminat miktarının oldukça yetersiz olması sebebiyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.