Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Fatih Özbölük Kararı 2020/23252 B.

Anayasa Mahkemesi Fatih Özbölük Kararı 2020/23252 B.

Bu karar, kamu gücünü kullanmaya yetkili kolluk görevlilerinin zor kullanma yetkisinin anayasal sınırlarını ve bu yetkinin aşıldığı iddialarına karşı devletin yerine getirmesi gereken etkili soruşturma yükümlülüğünü hukuken somutlaştırmaktadır. Anayasa Mahkemesi, devletin gözetimi ve kontrolü altındayken meydana gelen her türlü yaralanmada, kamu makamlarının olayın nasıl gerçekleştiğine dair tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirme mecburiyetine dikkat çekmiştir. Somut olayda, karakolda hiçbir fiziki saldırısı veya direnişi bulunmayan bir vatandaşa yönelik uygulanan şiddet, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak nitelendirilmiştir.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2020/23252
Karar Tarihi 06.06.2024
Taraf Fatih Özbölük
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Kolluğun güç kullanımı kesin zorunluluk gerektirmelidir.
  • gavel Güç kullanımı kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır.
  • gavel Devlet gözetimindeki yaralanmalar inandırıcı şekilde açıklanmalıdır.
  • gavel Kötü muamele iddiaları ivedilikle soruşturulmalıdır.
  • gavel Şüphelilerin tutanağı tek başına delil olamaz.

Bu karar, kamu gücünü kullanmaya yetkili kolluk görevlilerinin zor kullanma yetkisinin anayasal sınırlarını ve bu yetkinin aşıldığı iddialarına karşı devletin yerine getirmesi gereken etkili soruşturma yükümlülüğünü hukuken somutlaştırmaktadır. Anayasa Mahkemesi, devletin gözetimi ve kontrolü altındayken meydana gelen her türlü yaralanmada, kamu makamlarının olayın nasıl gerçekleştiğine dair tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirme mecburiyetine dikkat çekmiştir. Somut olayda, karakolda hiçbir fiziki saldırısı veya direnişi bulunmayan bir vatandaşa yönelik uygulanan şiddet, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak nitelendirilmiştir.

Kararın benzer davalardaki emsal etkisi, kötü muamele iddialarının soruşturulmasında tarafsızlık ve bağımsızlık ilkelerinin ne denli kritik olduğunu göstermesinden ileri gelmektedir. Soruşturma makamlarının, olayın şüphelisi konumundaki polis memurlarınca tutulan tutanakları başka nesnel delillerle desteklemeden, peşinen doğru kabul ederek dosyayı kapatması usul yükümlülüklerinin açık bir ihlali sayılmıştır. Uygulamadaki önemi ise; avukatların veya vatandaşların resmî kurumlarda maruz kaldıkları orantısız güç kullanımına karşı, idarenin tek taraflı hazırladığı keyfî tutanaklarla sorumluluktan kurtulamayacağını ve yargı makamlarının iddiaları derinlemesine, bağımsız ve tarafsız bir şekilde tahkik etmesi gerektiğini kesin bir dille ortaya koymasıdır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Avukat olan başvurucu Fatih Özbölük, ifade işlemleri için polis merkezine davet edilen iki müvekkiline hukuki yardımda bulunmak amacıyla ilgili karakola gitmiştir. Karakolun danışma bölümünde, ifade alma işleminin ne zaman başlayacağını sorması üzerine polis memurlarıyla arasında sözlü bir tartışma yaşanmıştır. İddiaya göre, tartışma sırasında polis memurları başvurucunun üzerine yürümüş, kendisini darbederek karakolun iç kısmındaki avukat görüşme odasına zorla sürüklemiş ve yarım saat boyunca burada istemi dışında tutmuşlardır.

Olayın ardından kollarında, el bileğinde ve karnında darp izleri tespit edilen tıbbi bir rapor alan başvurucu, kendisine orantısız güç uygulayan ve hürriyetini kısıtlayan polis memurları hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Ancak savcılık makamı, bizzat olaya karışan polislerin tuttuğu tutanağı esas alarak zor kullanma sınırının aşılmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucu, itirazının da reddedilmesi üzerine kötü muamele yasağı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunarak maddi ve manevi tazminat talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutlarını temele almıştır. Yerleşik içtihatlara göre, güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları kötü muamele yasağını doğrudan ihlal etmektedir. Kesin zorunlu olan hâllerde ise uygulanan güç, kişinin direncini kırmaya yetecek ölçüde ve mutlaka tutumuyla orantılı olmalıdır.

Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bağlamında, haksız yakalama ve rıza dışı alıkonulma iddialarının bireysel başvuruya konu edilmeden önce olağan hukuk yolları vasıtasıyla çözülmesi gerekmektedir. Hukukumuzda bu tür iddialar için 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.141 uyarınca tazminat davası açılması özel bir imkân olarak düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu olağan kanun yolu tüketilmeden doğrudan yapılan başvuruları, Anayasa'nın 19. maddesi ihlali çerçevesinde kabul edilemez bulmaktadır.

Kötü muamele yasağının usul boyutu uyarınca, devletin kendi gözetimi altındaki kişilerin yaralanması hâlinde tatmin edici bir açıklama getirme ve olayla ilgili etkili bir ceza soruşturması yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Anayasa'nın 5. maddesi ile birlikte okunduğunda soruşturmanın etkili olabilmesi için olayı aydınlatabilecek tüm delillerin ivedilikle toplanması ve soruşturmayı yürüten makamların olaya karışan görevlilerden tamamen bağımsız olması şarttır. Sadece olayın şüphelisi konumundaki kolluk görevlilerince tanzim edilen tutanakların, başkaca objektif delillerle (kamera kayıtları, bağımsız tanık beyanları vb.) desteklenmeksizin kovuşturmaya yer olmadığı kararlarına yegâne dayanak yapılması, adil ve tarafsız bir soruşturma yürütülmediğinin temel göstergesi olarak kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığa dair incelemesinde öncelikle başvurucunun karakolda bulunan avukat görüşme odasında kendi rızası dışında tutulmasına ilişkin şikâyetini değerlendirmiştir. Başvurucunun iradesi dışında bir odada bekletilmesi her ne kadar kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale teşkil etse de, bu tür haksız tutma iddialarına karşı 5271 sayılı Kanun m.141 uyarınca öncelikle tazminat davası açılması gerektiği vurgulanmıştır. Başvurucu bu olağan hukuk yolunu tüketmeden doğrudan Anayasa Mahkemesine başvurduğu için, iddia kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı yönünden kabul edilemez bulunmuştur.

Kötü muamele yasağının maddi boyutu açısından yapılan incelemede, başvurucunun polis merkezinde maruz kaldığı müdahale sonucunda kollarında ve el bileğinde sıyrıklar oluştuğu, batın bölgesinde hassasiyet saptandığı hastane raporuyla sabittir. Savcılık, olayda polislerin güç kullanımını kabul etmiş ancak bunun gerekli ve orantılı olduğunu ileri sürmüştür. Ne var ki, olay anında başvurucunun kolluk kuvvetlerine yönelik herhangi bir fiziki saldırısı veya direnişi olduğuna dair somut hiçbir delil sunulamamıştır. Kimliği bilinen bir avukat olan başvurucunun, sadece sözlü bir tartışma nedeniyle içeri sürüklenmesi ve yaralanması, kullanılan gücün kesinlikle gerekli ve orantılı olmadığını açıkça ortaya koymuştur. Bu eylem, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olarak değerlendirilmiştir.

Kötü muamele yasağının usul boyutu incelendiğinde ise, savcılık tarafından yürütülen soruşturmanın eksik, özensiz ve taraflı olduğu saptanmıştır. Savcılık makamı, başvurucunun gösterdiği tanık beyanlarını layıkıyla değerlendirmemiş, şüpheli polis memurlarının olayın hemen ardından kendi lehlerine düzenledikleri tutanağı mutlak doğru kabul ederek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Olayın şüphelisi olan kişilerin bizzat hazırladığı tutanakların başka nesnel delillerle doğrulanmaksızın tek başına hükme esas alınması, soruşturmanın bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, insan haysiyetiyle bağdaşmayan kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.

Karakolda polisle sadece sözlü tartıştım diye beni darbedebilirler mi? expand_more
Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, kolluk görevlilerinin fiziksel güce başvurabilmesi için kişinin tutumu nedeniyle bunun kesin olarak zorunlu olması gerekmektedir. Herhangi bir fiziksel saldırınız veya kolluğa karşı direnciniz yokken, sadece bir soru sormak veya sözlü tartışma yaşamak sebebiyle güç uygulanması orantısız kabul edilir. Emsal kararlara göre, kişinin karakol gibi devletin gözetimi altındaki yerlerde iradesi dışında sürüklenerek darbedilmesi ve yaralanması, Anayasa'nın 17. maddesi kapsamında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının açık bir maddi ihlalidir.
Polislerin kendi tuttuğu tutanakla savcılık dosyayı kapatabilir mi? expand_more
Hayır, savcılığın olayda şüpheli konumunda olan polis memurlarının bizzat kendi lehlerine düzenledikleri tutanakları başka nesnel delillerle desteklemeden mutlak doğru kabul etmesi hukuka aykırıdır. Anayasa Mahkemesi, devletin kendi kontrolü ve gözetimi altındaki kişilerin yaralanması durumunda, kamu makamlarının olayın nasıl gerçekleştiğine dair tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlü olduğunu açıkça vurgulamaktadır. Etkili bir ceza soruşturması için, olayı aydınlatacak bağımsız tanık beyanları ve kamera kayıtları gibi objektif delillerin ivedilikle toplanması zorunludur. Sadece şüpheli kolluk görevlilerince tanzim edilen tek taraflı tutanaklara dayanılarak kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi, tarafsızlık ilkesinin ve kötü muamele yasağının usul yükümlülüklerinin ihlalidir.
Karakolda rızam dışında kilitli tutuldum, hemen AYM'ye gidebilir miyim? expand_more
İradeniz dışında bir odada bekletilerek hürriyetinizin kısıtlanması kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale teşkil etse de, bu iddiayla doğrudan Anayasa Mahkemesine başvuramazsınız. Anayasa Mahkemesinin yerleşik yaklaşımına göre, haksız yakalama ve rıza dışı alıkonulma gibi kişi hürriyeti ihlali iddiaları için öncelikle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde özel olarak düzenlenen tazminat davası açma imkânının kullanılması zorunludur. İç hukukumuzdaki bu olağan kanun yolu tüketilmeden doğrudan yapılan bireysel başvurular, AYM tarafından başvuru yollarının tüketilmemesi gerekçesiyle kabul edilemez bulunmaktadır.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir