Karar Bülteni
AYM Nebiye Merttürk vd. BN. 2021/48896
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/48896 |
| Karar Tarihi | 18.09.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Temel haklara müdahale kanuni dayanağa sahip olmalıdır.
- Hıfzıssıhha kurulları tüm toplantıları genel olarak erteleyemez.
- Kanunilik ölçütü belirlilik ve öngörülebilirliği güvence altına alır.
- Kanuni dayanaktan yoksun müdahale anayasal hak ihlali doğurur.
Bu karar, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında idarenin yetki sınırlarını net bir şekilde çizen son derece önemli bir hukuki belgedir. Anayasa Mahkemesi, pandemi gibi olağanüstü halk sağlığı tehditlerinin yaşandığı dönemlerde dahi, idareye verilen genel yetkilerin anayasal hakları sınırsızca askıya almak veya bütünüyle ertelemek için kullanılamayacağını kesin bir dille vurgulamıştır. Özellikle Umumi Hıfzıssıhha Kurullarının, yasada kendilerine açıkça verilmeyen bir yetkiyi doğrudan yorum yoluyla üreterek il genelindeki tüm toplantı ve gösteri yürüyüşlerini erteleme kararı almasının anayasal anlamda kanunilik şartını sağlamadığı açıkça ortaya konulmuştur.
Benzer davalarda ve idari uygulamalarda bu kararın emsal etkisi oldukça büyüktür. Zira karar, idari makamların kriz dönemlerinde aldıkları tedbirlerin, vatandaşların demokratik haklarını kullanmalarını keyfi olarak engelleyecek şekilde geniş yorumlanamayacağını güvence altına almaktadır. İdarelerin, temel haklara müdahale niteliği taşıyan kararlar alırken mutlaka öngörülebilir, belirli ve açık bir kanuni dayanağa sahip olmaları gerektiği ilkesi pekiştirilmiştir. Bu durum, idari kısıtlamaların yargısal denetiminde kanunilik ilkesinin ne derece titizlikle inceleneceğini göstermesi bakımından uygulamaya yön verecek niteliktedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı'nda meydana gelen bombalı terör saldırısında hayatını kaybedenleri anmak amacıyla olayın yıl dönümünde düzenlenen barışçıl bir anma etkinliğine katılmak istemiştir. Ancak Ankara Valiliği İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu, koronavirüs salgınını gerekçe göstererek il genelindeki sivil toplum kuruluşları ve meslek odaları tarafından düzenlenecek tüm etkinlikleri iki ay süreyle ertelemiştir.
Bu erteleme kararına dayanarak etkinlik alanında toplanan gruba polis ekipleri müdahale etmiş ve grubun dağılmasını sağlamıştır. Başvurucular, barışçıl bir anma etkinliğine yapılan bu müdahalenin haksız olduğunu, üstelik siyasi olarak farklı konumdaki grupların toplantılarına izin verilirken kendi etkinliklerinin engellendiğini belirterek polisler hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Savcılığın idari kararı gerekçe göstererek soruşturmaya yer olmadığına karar vermesi ve bu karara yapılan itirazların reddedilmesi üzerine başvurucular, toplanma ve gösteri yapma haklarının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen anayasal kuralları ve ilgili yasal mevzuatı temel almıştır. Özellikle Anayasa m.13, temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceğini emretmektedir.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, Anayasa m.34 kapsamında güvence altına alınmış olup, demokratik toplumun en temel değerleri arasında yer almaktadır. Bu hakkın sınırlandırılabilmesi için müdahalenin mutlaka kanuni bir dayanağının bulunması zorunludur. Kanunilik ölçütü, sadece şekli bir kanunun varlığını değil, aynı zamanda o kanunun vatandaşlar tarafından erişilebilir, öngörülebilir ve açık, kesin kurallar içermesini gerektirir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı, bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunmak ve başkalarına duyurmak için bir araya gelebilme imkânını korumayı amaçlar. Kolektif bir şekilde kullanılan bu hak, çoğulcu demokrasilerin gelişmesinde zorunlu olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve yayılmasını güvence altına almaktadır.
Sınırlamaya dayanak gösterilen 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu m.23, 27 ve 72 hükümleri, salgın hastalık dönemlerinde alınabilecek acil tedbirleri düzenlemektedir. İlgili yasal düzenlemede, alınabilecek tedbirler spesifik olarak sınırlı sayıda sayılmış olup, bu tedbirler arasında il genelinde yapılacak tüm toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin toptan ertelenmesi veya yasaklanması şeklinde idareye verilmiş açık bir yasal yetki bulunmamaktadır. Yasada açıkça öngörülmeyen bir kısıtlama yetkisinin idari bir kurul kararıyla yaratılarak kullanılması ve bu yolla anayasal bir hakkın askıya alınması, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların katılmak istediği anma etkinliğine yönelik polis müdahalesinin ve bu müdahaleye dayanak teşkil eden idari kararın hukuki temellerini detaylı bir biçimde incelemiştir. Müdahalenin yasal dayanağı olarak gösterilen Ankara İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu kararı, koronavirüs pandemisi gerekçesiyle alınmış, sivil toplum faaliyetlerini kapsayan geniş çaplı bir erteleme kararıdır.
Mahkeme, idarenin kolluk eylemine dayanak olarak gösterdiği kanun hükümlerinin, il umumi hıfzıssıhha kuruluna il genelinde yapılacak tüm toplantı ve gösterileri genel olarak erteleme veya yasaklama yetkisi vermediğini açıkça tespit etmiştir. İlgili kanunda sayılan salgın hastalık tedbirleri arasında, anayasal bir hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını topluca sınırlandırmaya imkân tanıyan açık bir kuralın yer almaması, müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde kanıtlamıştır. Anayasa Mahkemesi, il umumi hıfzıssıhha kurullarının salgın hastalığın mevcut olduğu dönemlerde sadece yasada açıkça yazılı olan spesifik tedbirlerin uygulanmasına yardımcı olabileceğini hatırlatmıştır.
Kanuni düzenlemede sınırları net bir şekilde çizilmeyen yetkilerin idari makamlarca zorlama yorumlarla genişletilmesi, temel hakların kullanılmasını idarenin mutlak inisiyatifine bırakma tehlikesi barındırmaktadır. Başvurucuların anma amacıyla toplanmak istedikleri etkinliğin barışçıl niteliği gözetildiğinde, anayasal korumadan yararlanması gereken bu toplantıya yalnızca hukuki zemini belirsiz bir idari kurul kararına dayanılarak müdahale edilmesi, müdahalenin öngörülebilir olmaması sonucunu doğurmuştur. Kamu makamları, toplumsal sağlığı korumak amacıyla haklı tedbirler alırken dahi anayasal hakların özüne dokunmamak ve mutlaka açık, sarih yasal dayanaklar üzerinden hareket etmek zorundadır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucuların toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.