Anasayfa Karar Bülteni AYM | Osman Yanık | BN. 2021/11372

Karar Bülteni

AYM Osman Yanık BN. 2021/11372

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/11372
Karar Tarihi 18.09.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Mahkeme kararları tatminkâr ve yeterli gerekçe içermelidir.
  • Sonuca etkili esaslı iddialar kararda mutlaka karşılanmalıdır.
  • Yeni sunulan delillerin değerlendirilmemesi gerekçeli kararı ihlal eder.
  • Esaslı itirazların cevapsız bırakılması adil yargılanmayı zedeler.

Bu karar, mahkemelerin yargılama sırasında taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddialara, sunulan yeni delillere ve itirazlara makul bir gerekçe ile ayrıntılı yanıt verme yükümlülüğünü hukuken pekiştirmektedir. Bireylerin adil yargılanma hakkının en önemli ve temel güvencelerinden biri olan gerekçeli karar hakkı, mahkemelerin davanın esas sorunlarını titizlikle incelediğini göstermesini zorunlu kılar. Özellikle yargılamanın bozma sonrasındaki aşamasında dosyaya sunulan ve uyuşmazlığın çözümüne doğrudan etki edebilecek yeni ve yazılı bir delilin hiçbir şekilde değerlendirilmemesi, yargılamanın hakkaniyetine gölge düşürmektedir. Anayasa Mahkemesi, bu kararıyla derece mahkemelerinin ve kanun yolu mercilerinin, tarafların uyuşmazlık için belirleyici nitelikteki argümanlarını asla görmezden gelemeyeceğini çok net bir biçimde ortaya koymaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi bakımından bu karar, özellikle hizmet tespiti gibi işçilerin temel sosyal güvenlik haklarını yakından ilgilendiren yargılamalarda mahkemelerin delil değerlendirme yükümlülüğünün kesin sınırlarını çizmektedir. Uygulamadaki önemi, mahkemelerin sadece bozma ilamına şeklen uyarak karar vermesinin hukuken yeterli olmadığını; yargılama aşamasında dosyaya giren ve uyuşmazlığın seyrini tamamen değiştirebilecek kritik belgelerin de mutlaka gerekçede tartışılarak karşılanması gerektiğini göstermesidir. Tarafların esaslı itirazlarının kanun yolu merciince de tamamen cevapsız bırakılması hak ihlalini daha da derinleştirdiğinden, bu güncel içtihat hem ilk derece mahkemeleri hem de yüksek mahkemeler için karar gerekçelendirme standartlarını oldukça yükseltici ve yol gösterici bir nitelik taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Osman Yanık, 1985 yılında kardeşine ait bir işyerinde bir süre sigortasız çalıştırıldığı iddiasıyla iş mahkemesinde hizmet tespiti davası açmıştır. Amacı, sigorta başlangıç tarihinin 1 Nisan 1985 olarak yasal kayıtlara geçirilmesidir. İlk derece mahkemesi davayı kabul etmiş, ancak Yargıtay bir kişinin kendi kardeşini sigortasız çalıştırmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirterek kararı bozmuştur. Bozma kararından sonraki duruşmadan önce Osman Yanık, eşinin kendisi üzerinden sigortalı sıfatıyla hastanede doğum yaptığına dair resmî belgeleri mahkemeye sunmuştur. Ancak mahkeme, davanın seyrini değiştirebilecek bu yeni belgeyi hiç incelemeden ve gerekçesinde tartışmadan davayı doğrudan reddetmiştir. Başvurucunun bu eksikliğe ilişkin Yargıtay'a yaptığı itirazlar da dikkate alınmamış ve karar kesinleşmiştir. Uyuşmazlık, sunulan bu önemli yeni delilin mahkemelerce hiçbir şekilde değerlendirilmemesinin adil yargılanma hakkını ihlal edip etmediği noktasında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın ayrılmaz bir parçası olan gerekçeli karar hakkına dayanmaktadır. Anayasa'nın 141. maddesi, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını emretmektedir. Bu anayasal zorunluluk, yargılamada ileri sürülen her türlü iddiaya ayrıntılı yanıt verilmesi anlamına gelmese de, davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki açık ve somut iddia ile savunmaların mutlaka makul bir gerekçeyle karşılanmasını gerektirir. Mahkemelerin davanın esas sorunlarını inceledikleri, verilen karar gerekçesinden net bir biçimde anlaşılmalıdır.

Sosyal güvenlik hakkının tespiti açısından ise mülga 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu m.2 ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu m.6 hükümleri çerçevesinde, sigortalılığın oluşumu yönünden eylemli ve gerçek çalışma olgusunun varlığı zorunludur. İşçi, işe alınmakla kendiliğinden sigortalı olur ve kurum kayıtlarına geçmeyen çalışma olgusu her türlü delille ispat edilebilir. Sigortalı çalışma, kamu düzenini ilgilendiren ve kişinin vazgeçemeyeceği temel haklardandır.

Yerleşik içtihat prensiplerine göre, taraflarca hazırlama ilkesinin geçerli olduğu davalarda taraflara belirli süreler dâhilinde delillerini sunma imkânı tanınması usul ekonomisi bakımından gereklidir. Ancak, yargılama sürecinde sonradan ortaya çıkan, önceden temin edilemeyen ve davanın sonucuna doğrudan etki edebilecek yeni yazılı delillerin (örneğin kamu hastanesi kayıtlarının) mahkemelerce dikkate alınması, hukuki dinlenilme ve gerekçeli karar hakkının temel bir gereğidir. Kanun yolu incelemesi yapan mercilerin de, ilk derece mahkemesince karşılanmayan esaslı iddia ve itirazları mutlaka değerlendirmesi şarttır; aksi hâlde gerekçeli karar hakkı her iki aşamada birden ihlal edilmiş olur.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda, başvurucunun açtığı hizmet tespiti davasında ilk derece mahkemesinin davanın kabulüne yönelik verdiği ilk karar, Yargıtay tarafından bir kişinin kardeşini sigortasız çalıştırmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu ve dinlenen tanık beyanlarının ispat için yetersiz kaldığı gerekçesiyle bozulmuştur. Yargılamanın bozma sonrası devam eden aşamasında başvurucu, davanın esasına doğrudan etki edebilecek çok önemli yeni bir yazılı delil sunmuştur. Bu delil, işe girişinden sadece 120 gün sonra eşinin sigortalının eşi sıfatıyla resmî bir sosyal sigortalar kurumu hastanesinde doğum yaptığını ve kurumdan sağlık yardımı aldığını gösteren, UYAP üzerinden sunulmuş resmî kayıtlardır.

İlk derece mahkemesi, bozma sonrasında yaptığı ve tek celsede bitirdiği duruşmada başvurucunun bu yeni ve yazılı deliline ilişkin hiçbir değerlendirme yapmamıştır. Uyuşmazlığın esasına ışık tutabilecek ve çalışma olgusunu doğrulayabilecek bu kritik belgeyi hiç tartışmadan, sunulan kanıta gerekçesinde hiç değinmeden davanın reddine karar vermiştir. Başvurucunun, davanın reddine dair karara karşı sunduğu temyiz dilekçesinde, yargılama sırasında önceden temin edilemeyen bu yeni delilin ortaya çıktığını ve mahkemece irdelenmediğini açıkça ve ısrarla ileri sürmesine rağmen, kanun yolu mercii olan Yargıtay dairesi de bu esaslı itirazları tamamen cevapsız bırakarak kararı onamıştır.

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığın sonucuna son derece etkili olan ve başvurucu tarafından sunulan söz konusu hastane kayıtlarının neden değerlendirilmediğine dair mahkeme ve Yargıtay kararlarında hiçbir açıklama bulunmamasını, açık bir anayasal hak ihlali olarak nitelendirmiştir. Derece mahkemelerinin ve kanun yolu mercilerinin, iddia ve itirazları makul, mantıklı ve tatminkâr bir gerekçe ile karşılamaması, adil yargılanma hakkının temel güvencelerinden olan gerekçeli karar hakkını telafisi güç biçimde zedelemiştir. Mahkemelerin kararlarında davanın sonucuna etki edecek hususları ve sunulan yeni delilleri tartışmaması, yargılamanın hakkaniyetine gölge düşürmüştür.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, davanın sonucunu etkileyecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmamasının gerekçeli karar hakkını ihlal ettiği yönünde karar vermiştir ve yeniden yargılama yapılması için başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: