Anasayfa Karar Bülteni AYM | Müşerref Sedef | BN. 2020/19618

Karar Bülteni

AYM Müşerref Sedef BN. 2020/19618

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/19618
Karar Tarihi 18.09.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kamu alacaklarının geç ödenmesi hak ihlali sebebidir.
  • Enflasyon karşısında alacağın değer kaybı mutlaka önlenmelidir.
  • Gecikme faizi uygulanmaması mülkiyet hakkını zedelemektedir.
  • Bireylere şahsi ve olağan dışı külfet yüklenemez.

Anayasa Mahkemesi'nin bu kararı, idare hukuku ve mülkiyet hakkı bağlamında oldukça kritik bir güvence sunmaktadır. Hukuka aykırı bir idari işlem nedeniyle görevinden uzaklaştırılan ve uzun yıllar süren zorlu hukuk mücadelesi sonucunda görevine dönmeyi başaran bir kamu görevlisinin, geçmişe dönük parasal haklarının eksiksiz bir biçimde telafi edilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Karar, sadece asıl alacağın ödenmesinin yeterli olmadığını, bu meblağın enflasyon karşısında erimesini önleyecek şekilde faiz uygulanmasının anayasal bir zorunluluk olduğunu net bir biçimde ortaya koymaktadır. Maaş alacağının doğduğu tarih yerine, çok daha sonra açılan tam yargı davası tarihinin faiz başlangıcı olarak kabul edilmesi, devletin ödeme yükümlülüğünü eksik yerine getirmesi anlamına gelmektedir.

Benzer davalar açısından bu kararın emsal etkisi son derece büyüktür. Özellikle uzun süren yargılamalar, yargılamanın yenilenmesi süreçleri veya idarenin geç ifa ettiği ödemeler sebebiyle mağdur olan vatandaşlar için mühim bir dayanak noktasıdır. Derece mahkemeleri ve idari merciler, parasal hakların iadesine karar verirken, aradan geçen zaman zarfında paranın alım gücünde meydana gelen düşüşü re'sen dikkate almak ve vatandaşın sırtına şahsi ve aşırı bir külfet yüklemekten kaçınmak zorundadır. Bu güçlü içtihat, kamu alacaklarında değer kaybının önlenmesi ilkesinin temel bir mülkiyet hakkı güvencesi olarak hukuk sistemimizde yerleştiğini açıkça teyit etmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışan başvurucunun işine, sicil raporlarının olumsuz olması ve başarısız kabul edilmesi gerekçesiyle 2001 yılında haksız bir işlemle son verilmiştir. Başvurucu, ilk açtığı davayı kaybetmiş olsa da söz konusu sicil raporlarını daha sonra idari yargıda iptal ettirmeyi başarmış ve hatta bu iptal kararına dayanarak ilgili sicil amirine karşı açtığı davada manevi tazminat kazanmıştır. Bu yeni hukuki durum üzerine yargılamanın yenilenmesi yoluyla 2015 yılında görevine iade edilmiştir. Üniversite yönetimi, başvurucuya geçmişe dönük maaş ödemelerini kısmen yapmış, ancak bir dönem başka bir üniversitede çalışarak daha yüksek maaş aldığı gerekçesiyle kalan yıllara ait ödemeyi eksik yapmıştır.

Bunun üzerine başvurucu, eksik kalan parasal haklarının ve bu haklara ilişkin faizlerin tahsili amacıyla idareye karşı tam yargı davası açmıştır. Mahkeme, eksik maaş tutarının ödenmesine hükmetmiş ancak faizin dava tarihi olan 2016 yılından itibaren işletilmesine karar vermiştir. Başvurucu ise maaş alacaklarının asıl doğduğu 2001 yılından itibaren faiz işletilmesi gerektiğini, aksi hâlde enflasyon nedeniyle parasının eridiğini ve açıkça mağdur edildiğini iddia ederek Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35'te güvence altına alınan mülkiyet hakkı çerçevesinde ele almıştır. Mülkiyet hakkı, kişilerin sadece mevcut mal varlıklarını değil, aynı zamanda ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen, elde edilmesi meşru bir hukuki beklentiye dayanan her türlü para alacağını da kapsamaktadır. Kamu kurum ve kuruluşlarından olan çeşitli maaş, ikramiye veya tazminat alacaklarının geç ödenmesi veya eksik faiz uygulanarak enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması, mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına yönelik açık bir müdahale teşkil etmektedir.

Yerleşik anayasal yargı içtihatları prensiplerine göre, kamu makamlarının para borçlarını makul olmayan bir gecikme ile ödedikleri durumlarda, enflasyon ve genel ekonomik dalgalanmalar sebebiyle para alacağında meydana gelen değer aşınmalarının telafi edilmesi şarttır. Devletin geç ifa ettiği bir borç nedeniyle ortaya çıkan değer kaybının, borcun alacaklısı olan vatandaşın üzerinde bırakılması, mülkiyet hakkının korunması ile kamu yararı arasında bulunması gereken adil dengeyi derinden zedeler.

Eğer enflasyon oranları ile uygulanan yasal faiz oranları arasında ciddi bir fark bulunuyorsa ve idarenin kusuru veya idari yargı süreçlerinin uzaması nedeniyle asıl ödeme yıllar sonra yapılıyorsa, sadece yasal faizin uygulanması veya faiz başlangıç tarihinin ileri bir tarihe, örneğin davanın açıldığı tarihe çekilmesi bireye yeterli bir giderim sağlamaz. Bu tür durumlarda, ortaya çıkan enflasyonist değer kaybının başvurucu üzerinde şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet oluşturması, demokratik toplum düzeninde ölçülülük ilkesine açık aykırılık teşkil eder ve doğrudan mülkiyet hakkının ihlali sonucunu doğurur. Hukuk devletinde idare, kendi hatalı işlemlerinin olumsuz ekonomik sonuçlarını mağdurlara yükleyemez.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı incelerken öncelikle başvurucunun geçmişe dönük maaş farkı alacağının Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 kapsamında açıkça bir mülk teşkil ettiğini tespit etmiştir. İdare Mahkemesi, yargılamanın yenilenmesi sonrasında açılan tam yargı davasında, başvurucunun 2001 ile 2016 yılları arasında mahrum kaldığı maaş farklarının ödenmesine hükmetmiş, ancak bu alacak kalemine işletilecek yasal faizin başlangıç tarihini davanın açıldığı 23 Ağustos 2016 tarihi olarak belirlemiştir.

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun maaş alacağının aslında Mart 2001 ile Ocak 2016 tarihleri arasındaki dönemde kademeli olarak doğduğunu ve o dönemde muaccel hâle geldiğini vurgulamıştır. İdarenin tamamen hukuka aykırı işlemi nedeniyle görevinden uzak kalan ve yıllar süren zorlu bir yargı süreci sonrasında haklılığı anlaşılan başvurucuya, geriye dönük hakları ödenirken alacağın doğduğu tarihler yerine çok daha sonraki bir davanın açılış tarihinin faiz başlangıcı yapılması hakkaniyete aykırıdır. Aradan geçen yaklaşık 15 yıllık süreçte paranın değerinde enflasyon sebebiyle büyük bir erime meydana gelmiştir.

Yüksek Mahkeme, idare tarafından geriye dönük maaş eksiklerinin ödenmesi gerektiği kabul edilmiş olmasına rağmen, alacağın doğduğu tarihlerden tam yargı davası tarihine kadar geçen uzun süre zarfında meydana gelen enflasyon kaynaklı değer kaybını giderebilecek herhangi bir geçmiş dönem faiz ödemesi yapılmamasını ölçüsüz bulmuştur. Bu durum, idarenin hukuka aykırı hatasından kaynaklanan devasa ekonomik yükün tamamen kusursuz olan başvurucunun omuzlarına yüklenmesi anlamına gelmektedir. Gecikme nedeniyle ortaya çıkan bu ekonomik değer kaybı, başvurucuya şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemiş, kamu yararı ile mülkiyet hakkının korunması arasındaki adil denge açık bir şekilde başvurucu aleyhine bozulmuştur. Alacağın değer kaybının telafi edilmemesi, hakkın özünü zedelemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, alacağın enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: