Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2016/15769 E. 2020/2728 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/15769 |
| Karar No | 2020/2728 |
| Karar Tarihi | 20.02.2020 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Taraf teşkili sağlanmadan yargılamaya devam edilemez.
- Tebligatın usulüne uygun adrese yapılması zorunludur.
- Ticaret sicil adresine mutlak suretle öncelik verilmelidir.
- Savunma hakkı adil yargılanmanın en temel unsurudur.
Bu karar hukuken, bir yargılamada usul kurallarının esastan ne kadar önemli ve öncelikli olduğunu açıkça göstermektedir. Bir davada maddi uyuşmazlığa dair hüküm verilebilmesi için, davanın taraflarının usulüne uygun bir şekilde mahkemeye davet edilmiş olması ve kendilerini savunma imkanının yasal çerçevede eksiksiz sunulmuş olması zorunludur. Mahkeme, esasa yönelik tespitlerinde işçinin haklı fesih olgularına dayanmış olsa dahi, davalı şirkete yapılan tebligatın ticaret sicilinde yer alan güncel ve doğru adrese gönderilmemesi, yargılamanın en temel kurallarından biri olan taraf teşkilinin sağlanamaması anlamına gelmektedir. Bu durum, anayasal bir güvence olan hukuki dinlenilme ve savunma hakkının ağır biçimde ihlal edilmesi niteliğindedir.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, bilhassa tebligat usulsüzlükleri ve taraf teşkili eksiklikleri noktasında ortaya çıkmaktadır. Uygulamadaki önemi, mahkemelerin uyuşmazlığın esasına girmeden önce şekli ve usuli yasal zorunlulukları titizlikle denetlemeleri gerektiğine işaret etmesidir. Adres araştırması yapılmadan veya ticaret sicil kayıtlarındaki güncel adres dikkate alınmadan Tebligat Kanunu'nun ilgili hükümlerine göre işlem yapılması, yüksek mahkeme tarafından esasa dahi girilmeden doğrudan bozma sebebi kabul edilmektedir. Bu nedenle, tarafların tebligat süreçlerini mevzuata tam uyumlu şekilde yürütmeleri, kararın hukuki sıhhati adına hayati bir gerekliliktir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalıya ait dershanede ön muhasebe elemanı olarak çalıştığı dönemde şirket yetkililerinin kendisine yönelik psikolojik taciz (mobbing) boyutuna varan ve çalışana karşı kullanılmaması gereken ifadelerde bulunduğunu ileri sürerek işverenine dava açmıştır. İşçi ayrıca işçilik ücretlerinin ve primlerinin düzensiz ödendiğini, bazen hiç ödenmediğini ve Sosyal Güvenlik Kurumu primlerinin gerçek ücreti üzerinden yatırılmadığını belirterek iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ifade etmiştir. Bu iddialar doğrultusunda işçi; kıdem ve ihbar tazminatı ile ulusal bayram, genel tatil, fazla mesai, hafta tatili, yol, yıllık ücretli izin ve SGK fark alacaklarının ödenmesini talep etmiştir. Davalı şirket ise adresine çıkartılan tebligatların usulsüz olması nedeniyle yargılama aşamasında dosyaya herhangi bir cevap dilekçesi sunamamıştır. İlk derece mahkemesince işçinin haklı fesih yaptığı kabul edilerek dava kısmen kabul edilmiş, uyuşmazlık tebligat sorunları nedeniyle Yargıtay önüne taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı genel hukuk kuralları ve Yargıtay'ın bozma gerekçesine dayanak olan temel esaslar incelendiğinde, uyuşmazlığın hem 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri hem de usul hukukunun temelini oluşturan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile 7201 sayılı Tebligat Kanunu ekseninde şekillendiği görülmektedir.
İşin esası yönünden işçinin iş sözleşmesini feshi, 4857 sayılı İş Kanunu m.24 kapsamında değerlendirilmektedir. Bu kanun maddesine göre; işverenin işçiye yönelik taciz teşkil eden ağır söz ve davranışlarda bulunması, işçilik alacaklarının ve Sosyal Güvenlik Kurumu primlerinin eksik ya da düzensiz ödenmesi işçi açısından mutlak bir haklı fesih sebebidir. İş sözleşmesini haklı nedenle fesheden işçi kural olarak kıdem tazminatına hak kazanırken, feshi kendisi gerçekleştirdiği için ihbar tazminatı talep edememektedir.
Ancak Yargıtay bozma kararının temelini oluşturan asıl hukuki kural, adil yargılanma ve hukuki dinlenilme hakkının gereği olan taraf teşkilinin tam olarak sağlanmasıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 uyarınca, davanın tarafları kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptir ve bu hak, tarafların yargılama ile ilgili bilgi sahibi olmasını, açıklama ve ispat hakkını içerir. Taraf teşkili sağlanmadan, yani dava dilekçesi ve duruşma günleri davalıya usulüne uygun bildirilmeden yargılamaya devam edilip hüküm kurulması çok açık bir hukuki ihlaldir.
Tüzel kişilere yapılacak tebligatlarda izlenecek usul ise 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nda titizlikle düzenlenmiştir. Bilhassa 7201 sayılı Kanun m.35, adresi bulunamayan veya daha önce usulüne uygun tebligat yapılamayan tüzel kişilere ticaret sicilindeki kayıtlı resmi adresleri üzerinden tebligat yapılmasını öngörür. Güncel ve resmi adres varken hatalı adrese tebligat yapılması kanuna aykırıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Dosya kapsamındaki uyuşmazlık, işçilik alacaklarının talebiyle açılan davada yerel mahkemece verilen esasa ilişkin kararın, öncelikli olarak usul kurallarına uygunluk denetiminden geçmesi neticesinde şekillenmiştir. İlk derece mahkemesi, işçinin iddialarını esastan inceleyerek mobbing, eksik prim yatırılması ve alacakların ödenmemesi gibi nedenlerle işçinin 4857 sayılı İş Kanunu m.24 uyarınca haklı fesih yaptığı kanaatine varmış ve kıdem tazminatını kabul etmiştir. Ancak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, esasa yönelik bu değerlendirmelerden ziyade, yargılamanın usuli geçerliliğini ve taraf teşkilini incelemeye almıştır.
Yargıtay tarafından yapılan incelemede, davanın açılış aşamasından itibaren davalı tüzel kişinin adreslerine çıkarılan tebligat süreçlerinde çok ciddi usul hataları yapıldığı saptanmıştır. Dava dilekçesinin tebliği için çıkarılan ilk evrakta adresin yanlış yazıldığı, tebligatın gitmesi gereken doğru ilçe yerine farklı bir ilçeye yönlendirildiği ve posta idaresince "böyle bir adresin bulunmadığı" şerhi düşülerek mahkemeye iade edildiği tespit edilmiştir. Mahkemenin, taraf teşkilini eksiksiz sağlamak amacıyla ilgili Ticaret Sicili Müdürlüğünden davalı şirketin kayıtlı adresini sorduğu ve resmi makamlarca doğru adresin dosyaya bildirilmesine rağmen, mahkemece söz konusu güncel ve resmi adrese usulüne uygun normal bir tebligat çıkarılmadığı anlaşılmıştır.
Bunun yerine, mahkeme tarafından daha önce iade gelen hatalı adrese 7201 sayılı Kanun m.35 hükümlerine göre doğrudan tebligat işlemi uygulanmış ve davalı tarafın davadan ve duruşmalardan haberdar edilmesi usule aykırı şekilde engellenmiştir. Bu durum, hukuki dinlenilme hakkının ve savunma hakkının ağır bir ihlali olarak kayıtlara geçmiştir. Davalı tarafın savunma haklarını kullanamadığı, delillerini sunamadığı bir yargılama ortamında işin esasına girilerek karar verilmesi, evrensel usul hukuku prensiplerine aykırıdır. Bu denli büyük bir usuli eksiklik varken mobbing veya kıdem tazminatı gibi esasa dair olguların incelenmesine olanak bulunmamaktadır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, taraf teşkili sağlanmadan ve usulüne uygun tebligat yapılmadan esasa girilip karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu yönünde karar vererek kararı bozmuştur.