Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2024/7917 E. 2024/12864 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2024/7917 |
| Karar No | 2024/12864 |
| Karar Tarihi | 02.10.2024 |
| Dava Türü | Alacak Davası |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Taraf tanıklarının eksik dinlenmesi ispat hakkını kısıtlar.
- Hukuki dinlenilme hakkının ihlali adil yargılanmayı zedeler.
- Tanık sınırlandırması mahkemece somut bir gerekçeye dayandırılmalıdır.
- Davacının aleyhine olan açık mahkeme beyanı bağlayıcıdır.
Bu karar, adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan hukuki dinlenilme hakkının iş davalarındaki kritik önemini bir kez daha ve en net biçimde ortaya koymaktadır. Mahkemelerin usul ekonomisi veya davayı uzatma niyetini önleme amacıyla başvurduğu tanık dinlenmesinin sınırlandırılması işleminin, keyfi bir biçimde yapılamayacağı hukuken tescillenmiştir. Özellikle ispat yükü ve delil serbestisi bağlamında, tarafın gösterdiği tanıkların tamamı dinlenmeden ve yeterli kanaate ulaşıldığına dair somut bir gerekçe sunulmadan karar verilmesi, açık bir usul ihlali olarak tanımlanmıştır.
Ayrıca, yargılama esnasında tarafların mahkeme huzurunda verdikleri ikrara dayalı beyanların, bilirkişi veya mahkeme hesabı karşısında öncelikli olduğu vurgulanmıştır. Yıllık izin kullanım sürelerine ilişkin işçinin kendi aleyhine olan açık beyanının göz ardı edilerek daha az izin kullanmış gibi hesaplama yapılması, usul kurallarıyla bağdaşmaz bulunmuştur.
Emsal etkisi bakımından bu Yargıtay kararı, iş mahkemelerinde sıklıkla karşılaşılan "yeterli tanık dinlendi" gerekçesiyle diğer tanıkların reddedilmesi uygulamasına kesin bir sınır çekmektedir. Meslektaşlar ve yerel mahkemeler için, tanık sınırlandırmasının ancak ispatlanmak istenen hususta mahkemenin tam bir kanaate varması ve bu durumun tutanağa geçirilmesi şartıyla mümkün olabileceği kuralı pekiştirilmiştir.
Uygulamadaki önemi ise, özellikle mobbing, fazla çalışma ve haklı fesih gibi ispatı zor ve çok yönlü delil gerektiren iddialarda, işçinin delil gösterme hakkının geniş tutulması gerektiğine işaret etmesidir. Karar, avukatların tanık listelerinde belirttikleri isimlerin dinlenmesinden basit varsayımlarla vazgeçilmemesi hususunda güçlü bir dayanak sunmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bir bankada avukat olarak görev yapan davacı, işveren konumundaki bankaya karşı dava açmıştır. Davacı avukat, 2010 ile 2017 yılları arasında devam eden uzun ve kesintisiz çalışması boyunca yasal hakkı olan yıllık izinlerinin kullandırılmadığını, düzenli ve sürekli olarak fazla mesai yapmasına rağmen hak ettiği fazla çalışma ücretlerinin kendisine ödenmediğini iddia etmiştir. Ayrıca, icra dosyalarından ve üçüncü kişilerden tahsil edilen karşı taraf vekâlet ücretleri ile oransal prim alacaklarına haksız şekilde üst sınır konularak ödemelerin eksik yatırıldığını belirtmiştir. Kendi biriminde yanına başka bir avukatın görevlendirilmesi suretiyle kendisine sistematik bir biçimde psikolojik taciz (mobbing) uygulandığını da belirten davacı, tüm bu nedenlerle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini öne sürmüştür.
Bu gerekçelerle işverene karşı harekete geçen davacı; kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, vekâlet ücreti, prim ve fazla çalışma ücreti alacaklarının faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir. Davalı banka ise iddiaların asılsız olduğunu, ödenmemiş herhangi bir alacak bulunmadığını ve davacının tamamen kendi isteğiyle, serbest avukatlık yapmak amacıyla istifa ettiğini savunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay, uyuşmazlığı çözerken özellikle hukuki dinlenilme hakkı, adil yargılanma ve usul hukukundaki ispat kuralları üzerinde detaylıca durmuştur. Bilindiği üzere, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36 ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6 ncı maddesinde teminat altına alınan adil yargılanma hakkının en önemli ve vazgeçilmez unsuru, hukuki dinlenilme hakkıdır. Bu temel anayasal hak, medeni usul hukukumuza 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 ile yasal bir çerçevede yansıtılmıştır. Söz konusu usul kuralı gereği, davanın tarafları kendi hakları ile bağlantılı olarak mahkeme önünde açıklama yapma ve iddialarını ispat etme hakkına bütünüyle sahiptir. Yargılamaya egemen olan silahların eşitliği ilkesi uyarınca, taraflara iddia ve savunmalarını eşit şartlarda, hiçbir kısıtlamaya maruz kalmadan sunma imkânı verilmelidir.
Bununla birlikte mahkemelerin, tarafların ispat amacıyla gösterdiği tüm tanıkları dinleme zorunluluğunun önemli bir istisnası 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241 kapsamında düzenlenmiştir. Bu istisnai kurala göre; mahkeme, gösterilen tanıklardan sadece bir kısmının dinlenilmesiyle, ispat edilmek istenen maddi vakıa hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalan tanıkların dinlenilmemesine takdiren karar verebilir. Ancak kanun koyucunun bu fıkrayı ihdas etmesindeki temel amaç, davayı sürüncemede bırakma ve uzatma niyetiyle hareket eden tarafın kötüniyetli usuli çabalarını önlemektir. İşçilik alacaklarına ve yasal haklarına kavuşmak isteyen bir işçinin davasını nedensiz yere uzatma amacı taşıdığı peşinen kabul edilemez.
Yerleşik usul hukuku kuralları ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.196 uyarınca, delil gösteren tarafın, karşı tarafın açık izni ve muvafakati olmadıkça o delile dayanmaktan kendi başına vazgeçemeyeceği esastır. Bu sebeple bir mahkemenin tanık sınırlandırmasına gidebilmesi için ispat edilmek istenen vakıa hakkında tam ve eksiksiz bir vicdani kanaate ulaşmış olması, ayrıca geri kalan tanıkların neden dinlenmediğini hukuki bir gerekçe ile ara karara bağlaması zorunludur. Aksi hâlde, eksik inceleme yapılmış olacak ve adil yargılanma hakkı zedelenecektir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yüksek Mahkeme, somut olayda İlk Derece Mahkemesinin yargılama usulüne yönelik çok ciddi eksiklikler ve hak ihlalleri tespit etmiştir. Davacı vekili, uyuşmazlığa konu iddialarını ispatlamak amacıyla mahkemeye yedi kişilik detaylı bir tanık listesi sunmuştur. Ancak İlk Derece Mahkemesi, bu yedi tanıktan yalnızca ikisini dinleyerek yargılamayı usulüne aykırı biçimde sonlandırmış ve davacının fesih nedenlerini tam olarak ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın büyük bir kısmının reddine karar vermiştir.
Yargıtay incelemesinde, İlk Derece Mahkemesinin geri kalan tanıkları dinlememe yönünde bir karar alırken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241 kapsamında ispat edilmek istenen hususta yeterli bilgi edinildiğine dair resmi bir ara karar oluşturmadığı ve gerekçe sunmadığı görülmüştür. Oysa kanunun bahsi geçen maddesindeki temel amaç, davayı kötüniyetle uzatmayı engellemektir; hak arayan ve tazminatlarına kavuşmayı bekleyen bir işçinin davasını kasten uzatma niyeti taşıdığı varsayılamaz. Tarafların açık muvafakati alınmadan ve haklı bir hukuki gerekçe oluşturulmadan gösterilen tanıkların dinlenmesinden vazgeçilmesi, davacının ispat hakkının daraltılması ve hukuki dinlenilme hakkının açık bir ihlali olarak nitelendirilmiştir. Bu nedenle mahkemenin, dinlenmeyen diğer tanıkları da mutlaka dinleyerek fesih sebebi ve çalışma düzeni hakkında görgüye dayalı somut bilgilerini sorması gerektiği net bir dille ifade edilmiştir.
Bunun yanı sıra, davalı bankanın katılma yoluyla yaptığı temyiz itirazı da incelenerek haklı bulunmuştur. Davacı işçi, mahkeme huzurunda alınan bizzat kendi beyanında, bankadaki çalışma süresi boyunca toplam 35 gün yıllık izin kullandığını açıkça ifade etmiştir. Buna rağmen İlk Derece Mahkemesinin, davacının kendi aleyhine olan bu son derece açık ikrarını dikkate almadan, yalnızca 23 gün izin kullanmış gibi hatalı bir hesaplama yapıp buna göre hüküm kurması usule ve kanuna aykırı bulunmuştur. Tarafların mahkeme önündeki net ve bağlayıcı beyanlarının, hesaplamalarda doğrudan esas alınması gerektiği vurgulanmıştır. Her iki yönden de eksik inceleme yapıldığı anlaşılmıştır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, taraf tanıklarının eksik dinlenerek hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmesi ve yıllık izin süresinin hatalı hesaplanması nedenleriyle kararı bozmuştur.