Anasayfa Karar Bülteni AYM | Zeki Kılıççı | BN. 2020/40233

Karar Bülteni

AYM Zeki Kılıççı BN. 2020/40233

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2020/40233
Karar Tarihi 19.11.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Taraf iddiaları somut olarak karşılanmalıdır.
  • Manevi zararlar bireysel boyutta incelenmelidir.
  • Genel gerekçelerle davanın reddi ihlaldir.
  • Mahkemeler öznel mağduriyeti özenle araştırmalıdır.

Bu karar, idari yargı pratiğinde sıklıkla karşılaşılan soyut ve şablon gerekçelerle davanın reddedilmesi eğilimine karşı hukuki bir uyarı niteliği taşımaktadır. Terör eylemleri ve sokağa çıkma yasakları gibi olağanüstü durumlarda zarar gören vatandaşların açtığı manevi tazminat davalarında, mahkemelerin davacıların kişisel durumlarını detaylı bir şekilde incelemeden genel geçer gerekçelerle davanın reddine hükmetmesinin adil yargılanma hakkını doğrudan ihlal ettiği ortaya konulmaktadır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun evini terk etmek zorunda kalması, ağır çatışma ortamında mahsur kalarak dehşet yaşaması ve ailesinin psikolojik bütünlüğünün derinden zedelenmesi gibi şahsına sıkı sıkıya bağlı iddialarının, derece mahkemesi kararlarında somut olarak tartışılıp karşılanmamasını yapısal bir eksiklik olarak değerlendirmiştir.

Benzer idari davalar ve tazminat talepleri açısından bu karar, mahkemelerin sosyal risk ilkesi, kusursuz sorumluluk veya hizmet kusuru gibi genel idare hukuku prensiplerini uygularken dahi, davacıların şahıslarında meydana gelen öznel, spesifik ve ağır manevi yıkımları ayrıca ve özenle irdelemeleri gerektiğine işaret etmektedir. Bu emsal niteliğindeki içtihat, idari yargı mercilerinin yalnızca kanuni terimleri sıralayan şablon gerekçeler üretmek yerine, tarafların ileri sürdüğü iddia ve savunmaları tam manasıyla tartışan, yaşanan olağanüstü olayın birey ve aile üzerindeki gerçek etkisini hukuki zeminde irdeleyen doyurucu kararlar vermesi hususunda bağlayıcı ve yol gösterici bir standardı perçinlemektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Zeki Kılıççı, Diyarbakır'ın Sur ilçesinde ikamet ettiği dönemde sokağa çıkma yasakları ve terör olayları nedeniyle ailesiyle birlikte çatışma ortamında mahsur kalmış, ardından evini ve tüm eşyalarını geride bırakarak bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Başvurucu, idarenin Zarar Tespit Komisyonuna başvurarak evinin yıkılması ve eşyalarının kullanılamaz hale gelmesinden kaynaklı maddi zararlarını sulh yoluyla tahsil etmiştir.

Ancak başvurucu, bu süreçte çatışma ortamında mahsur kalmaları nedeniyle kendisinin ve çocuklarının ağır psikolojik travma yaşadığını, çocuklarının eğitim hayatının aksadığını, başkalarının evine sığınmak zorunda kalmanın ve evini kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşadığını belirterek, yaşadığı bu mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla idareye karşı manevi tazminat davası açmıştır. İdare mahkemesi, sokağa çıkma yasağından kaynaklı zararların sosyal risk ilkesi kapsamında tazmin edilemeyeceğini ve idarenin hizmet kusuru bulunmadığını belirterek davayı reddetmiştir. Başvurucu, mahkemenin bu kararında kendisine ait şahsi iddiaların ve psikolojik travmaların hiç değerlendirilmediğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, kişilerin hukuk devleti ilkelerine ve hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı amaçlamaktadır. Bu hakkın en önemli güvencelerinden ve tamamlayıcı unsurlarından biri gerekçeli karar hakkıdır. Mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunlarını tüm yönleriyle aydınlatması, taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu esastan etkileyebilecek nitelikteki iddia ve itirazlar hakkında, toplanan delillerle mantıksal bir bağ kurulmak suretiyle yeterli ve tatmin edici gerekçeler içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın gerçek hukuki ve maddi sorunlarıyla hiçbir ilgisi bulunmayan, kalıplaşmış ve soyut değerlendirmelere kararda yer verilmesi, gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır.

Bu tür tazminat uyuşmazlıklarının çözümünde temel alınan idari düzenlemelerin başında 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun hükümleri gelmektedir. Bu kanun ve genel idare hukuku prensipleri kapsamında devlet, terör olaylarından zarar gören vatandaşların maddi ve manevi mağduriyetlerini objektif kriterler çerçevesinde gidermekle yükümlü kılınmıştır.

Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihat prensiplerine göre, terör olaylarından veya sokağa çıkma yasaklarından kaynaklanan manevi tazminat taleplerinin karara bağlanmasında, derece mahkemelerinin olaya özgü koşulları, çevresel faktörleri ve özellikle davacının şahsında meydana gelen spesifik zararları derinlemesine incelemesi beklenir. Mahkemelerin, davanın sonucuna doğrudan etkili olabilecek nitelikteki açık ve somut iddiaları genel geçer ifadelerle reddetmesi adil yargılanma hakkını zedeler. Bir mahkeme kararının gerekçesi; davaya konu maddi olguların nasıl nitelendirildiğini, kurulan nihai hükmün hangi kanuni nedenlere dayandırıldığını ve iddialarla hüküm arasındaki mantıksal illiyet bağını şüpheye yer bırakmayacak açıklıkta göstermelidir. Tarafların, iddialarının yargılama makamlarınca usul ve yasaya uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmelerine imkân sağlayan bu hak, aynı zamanda yargısal keyfiliğin önlenmesi için demokratik bir hukuk devletinde vazgeçilmez bir güvencedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi tarafından bireysel başvuruya konu edilen dosya üzerinden yapılan incelemede, başvurucunun terör olayları ve sokağa çıkma yasakları sürecinde evde uzun süre mahsur kalması, ardından hayati tehlike altında hiçbir eşyasını alamadan kaçmak zorunda kalması ve bunun neticesinde kendisinin ve ailesinin psikolojik olarak ciddi şekilde yıprandığı yönündeki iddiaları mercek altına alınmıştır. Başvurucunun uğradığı bu ağır travmalar sebebiyle açtığı manevi tazminat davasında, ilk derece mahkemesi ve istinaf mercii tarafından verilen ret kararlarının gerekçeleri incelendiğinde, idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı, sosyal risk ilkesinin ve kusursuz sorumluluğun şartlarının bu olayda mevcut olmadığı yönünde tamamen teorik ve genel geçer ifadelere yer verildiği görülmüştür.

Ancak mahkemenin, başvurucunun davanın temelini oluşturan iddialarını sadece sokağa çıkma yasağından kaynaklanan olağan zorluklar ve genel kamu külfeti çerçevesinde değerlendirdiği tespit edilmiştir. Mahkeme, davacının bizzat manevi şahsında meydana geldiğini ileri sürdüğü özel, ağır ve yıkıcı etkilere dair hiçbir somut hukuki araştırma yapmamıştır. Çatışma ortamının tam ortasında kalma, ağır silahlarla evin taranması, güvenlik güçlerince son anda kurtarılma, başkalarının yanına sığınmak zorunda kalma ve çocukların eğitim hayatının tamamen kopması gibi başvurucunun ve ailesinin psikolojisi üzerindeki spesifik travmatik etkiler, mahkeme kararında tamamen tartışmasız ve cevapsız bırakılmıştır.

Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin bu şekilci ve soyut yaklaşımının, tarafların ileri sürdüğü ve davanın kaderini değiştirebilecek önemdeki iddiaların tam olarak karşılanmaması anlamına geldiğini vurgulamıştır. Sadece idare hukukunun genel ilkelerine, örneğin sosyal risk veya kusursuz sorumluluk prensiplerine soyut atıflar yapılarak davanın reddedilmesi, adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olan kararın yeterli düzeyde gerekçelendirilmesi yükümlülüğünü yerine getirmemektedir. Başvurucunun somut olaya özgü olağandışı koşullarının ve ağır travma iddialarının mahkemece detaylı bir hukuki analize tabi tutulmaması, temel anayasal hakların zedelenmesi sonucunu doğurmuştur.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: