Karar Bülteni
AYM Abdüssamet Kara BN. 2022/68004
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/68004 |
| Karar Tarihi | 19.11.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Mahpusların radyo talepleri ifade özgürlüğü kapsamındadır.
- Kurum güvenliği gerekçesiyle iletişim kısıtlanabilir.
- Kısıtlamalar ilgili ve yeterli gerekçeye dayanmalıdır.
- Kişiye özel durumlar kısıtlamada dikkate alınmalıdır.
Bu karar, ceza infaz kurumlarında tutuklu veya hükümlü olarak bulunan kişilerin haber veya fikir alma özgürlüklerinin anayasal güvence altında olduğunu açıkça vurgulamaktadır. Mahpusların dış dünyayla iletişim kurma ve haber alma araçlarından biri olan radyo kullanımının idare tarafından kısıtlanması, doğrudan ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale olarak nitelendirilmiştir. Kurum idaresinin güvenlik ve asayişi sağlama yükümlülüğü bulunmakla birlikte, bu kapsamda alınan tedbirlerin ve kısıtlamaların somut, ilgili ve yeterli gerekçelere dayandırılması hukuk devleti olmanın anayasal bir zorunluluğudur.
Benzer davalar ve infaz kurumu uygulamaları açısından bu karar, idarelerin genel geçer güvenlik gerekçeleriyle ve varsayımsal tehlikeler üzerinden otomatik kısıtlamalar yapamayacağını ortaya koymaktadır. Özellikle daha önce izin verilen bir hakkın sonradan kısıtlanması durumunda, mahpusun kişisel durumunun ve geçmiş kullanım pratiğinin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Bu durum, infaz hâkimlikleri ve ağır ceza mahkemelerinin itirazları karara bağlarken her somut olayı kendi şartları içinde, bireyselleştirilmiş gerekçelerle değerlendirmesi gerektiği yönünde uygulamaya yön verecek önemli bir emsal oluşturmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan tutuklu olarak Sincan 1 No.lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunmaktadır. Cezaevinde idarenin izniyle kullandığı şahsi radyosunun düşerek kırılması üzerine, radyosunun tamir edilmesini veya kendi imkânlarıyla yeni bir radyo satın almasına izin verilmesini talep etmiştir.
Ceza infaz kurumu idaresi; kurumda halihazırda üç kanallı merkezi radyo yayınının bulunduğunu, el radyolarının metal antenlerinin kesici veya delici alet olarak kullanılabileceğini ve radyolara teknik müdahale yapılarak örgüt içi haberleşmede kullanılabileceğini belirterek başvurucunun talebini reddetmiştir. Başvurucu, daha önce radyo kullanmasına izin verildiğini ve aynı kurumda radyo kullanan başka mahpusların da olduğunu belirterek kararın iptali için infaz hâkimliğine şikâyette bulunmuştur. İnfaz hâkimliği ve itiraz mercii olan ağır ceza mahkemesi tarafından taleplerin reddedilmesi üzerine uyuşmazlık, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken öncelikle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ve haber alma hakkını temel almıştır. Herkes gibi mahpusların da Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanındaki temel hak ve hürriyetlere sahip olduğu, bu kapsamda süreli veya süresiz yayınlara, radyo gibi bilgi kaynaklarına ulaşabilmelerinin ifade özgürlüğünün somut bir yansıması olduğu vurgulanmıştır.
Bununla birlikte ifade özgürlüğü mutlak bir hak değildir ve Anayasa'nın 13. maddesi ile Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında kamu düzeni ve kamu güvenliği gibi meşru amaçlarla sınırlandırılabilir. Ceza infaz kurumlarında düzenin sağlanması, suçun önlenmesi ve güvenliğin tesisi amacıyla mahpusların haklarına yönelik kısıtlamalar getirilmesi hukuka uygun kabul edilmektedir. Somut olayda idarenin müdahalesi 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 67. maddesine dayanmakta olup müdahalenin kanuni bir dayanağı ve meşru bir amacı bulunmaktadır.
Ancak demokratik toplum düzeninin gerekleri uyarınca, temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve ölçülü olması gerekmektedir. İfade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalarda, kamu makamlarının ileri sürdüğü gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı hassasiyetle denetlenmektedir. İdare ve yargı mercileri, müdahalenin zorunluluğunu gösterirken varsayımsal tehlikelerden ziyade, somut olayla bağlantılı ve şahsileştirilmiş gerekçeler sunmakla yükümlüdür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun el radyosu temin etme talebinin ceza infaz kurumu idaresi ve derece mahkemeleri tarafından reddedilme gerekçelerini detaylı biçimde incelemiştir. İdare ve infaz hâkimliği, kurumda merkezi radyo yayınının bulunmasını, radyo antenlerinin kesici veya delici alet olarak kullanılabileceğini ve bazı vakıalarda radyoların teknik donanımına müdahale edilerek örgütsel haberleşme aracı hâline dönüştürüldüğünü ret kararına gerekçe olarak göstermiştir.
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun daha önce aynı kurumda el radyosu kullandığını ve söz konusu radyoların ceza infaz kurumunda genel bir yasağa tabi tutulmadığına yönelik iddialarının derece mahkemelerince dikkate alınmadığını tespit etmiştir. Kararda, başvurucunun daha önce kullandığı radyoyu örgütsel haberleşmede kullandığına veya buna teşebbüs ettiğine dair en ufak bir tespit veya somut bir bulgu bulunmadığı vurgulanmıştır. Ortada böyle bir tespit yokken, idare tarafından öne sürülen genel mahsurların ve tehlike senaryolarının doğrudan başvurucuya nasıl uyarlanabileceği derece mahkemelerince açıklanmamıştır.
Ayrıca, merkezi radyo hizmeti bulunduğu gerekçesiyle kurumdaki diğer tüm mahpuslara da aynı kısıtlamanın yapılıp yapılmadığı ve bu kısıtlamanın genel bir uygulama mı yoksa sadece başvurucuya özel bir durum mu olduğunun idare ve mahkemelerce aydınlatılamadığı görülmüştür. El radyolarının antenlerinin yaralayıcı alet olarak kullanılması riskine ilişkin yapılan değerlendirmenin, başvurucunun somut durumuyla ilişkilendirilmeden soyut şekilde yapılması hukuka aykırı bulunmuştur. Yargı mercileri, başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya koyamamıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.