Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Bülent Mumay Kararı 2023/18753 B.

Anayasa Mahkemesi Bülent Mumay Kararı 2023/18753 B.

Bu karar, basın mensupları arasında kamuoyu önünde cereyan eden sert tartışmalarda ifade özgürlüğünün sınırları ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasındaki hassas dengeyi somutlaştırması açısından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, kaba ve incitici de olsa siyasi ve toplumsal konulardaki tartışmalar sırasında sarf edilen sözlerin, muhatabın toplumsal statüsü ve karşı cevap verme imkânları gözetilerek değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Verilen bu karar, basın özgürlüğü ve ifade hürriyetinin yalnızca zararsız fikirleri değil, aynı zamanda sarsıcı ve rahatsız edici söylemleri de kapsadığını hukuken güçlü bir şekilde tescil etmektedir.
search

Anayasa Mahkemesi
Bülent Mumay Kararı 2023/18753 B.

7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 2. Bölüm
Başvuru No 2023/18753
Karar Tarihi 01.10.2025
Taraf Bülent Mumay
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
Öne Çıkan Hükümler
Tanınmış kişilerin eleştiriye tahammül yükümlülüğü geniştir.
Gazeteciler arası tartışmalarda ifade özgürlüğü geniş yorumlanır.
Cevap hakkı bulunması manevi tazminat talebini zayıflatır.
Şok edici ifadeler de ifade özgürlüğü korumasındadır.

Bu karar, basın mensupları arasında kamuoyu önünde cereyan eden sert tartışmalarda ifade özgürlüğünün sınırları ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasındaki hassas dengeyi somutlaştırması açısından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, kaba ve incitici de olsa siyasi ve toplumsal konulardaki tartışmalar sırasında sarf edilen sözlerin, muhatabın toplumsal statüsü ve karşı cevap verme imkânları gözetilerek değerlendirilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Verilen bu karar, basın özgürlüğü ve ifade hürriyetinin yalnızca zararsız fikirleri değil, aynı zamanda sarsıcı ve rahatsız edici söylemleri de kapsadığını hukuken güçlü bir şekilde tescil etmektedir.

Benzer hakaret ve tazminat davaları açısından bu kararın en kritik emsal etkisi, davacının sahip olduğu mesleki tanınırlık ile karşı cevap mekanizmalarını kullanabilme kapasitesinin tazminat sorumluluğuna olan doğrudan etkisidir. Yüksek Mahkeme, kamuoyunca tanınan bir gazetecinin kendi sosyal medya veya yayın mecralarından iddialara hızlıca cevap verebilme imkânının bulunmasını, kişilik haklarına yönelik müdahalenin ağırlığını ciddi oranda hafifleten temel bir unsur olarak kabul etmiştir. Uygulamada, özellikle medya çalışanları, gazeteciler ve siyasiler arasında yaşanan ağır eleştiri niteliğindeki polemiklerde, derece mahkemelerinin manevi tazminat kararı verirken çok daha dar ve ifade özgürlüğü lehine titiz bir yorum yapmaları gerekeceği açıktır. Bu yönüyle incelenen karar, ifade özgürlüğünün kullanım alanını kamuya mal olmuş kişiler aleyhine açıkça genişleterek, ülkemizdeki demokratik tartışma ortamının sınırlarını tahkim etmekte ve gazeteciler üzerindeki caydırıcı etkiyi azaltmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Ulusal medyada gazetecilik yapan başvurucu Bülent Mumay, bir televizyon kanalındaki tartışma programında kendisi hakkında sarf edilen sözler nedeniyle kanal yetkilileri ve program yorumcularına karşı 10.000 TL talepli manevi tazminat davası açmıştır. Programda yorumcular, başvurucunun bir yabancı konsolosluk davetine katılması üzerinden "ajan, peçete vazifesi görür, salyaları akıyor, çapsız" gibi ağır ve aşağılayıcı ifadeler kullanmıştır. Başvurucu ise sosyal medya hesabından bu sözlere cevap vererek karşı eleştirilerde bulunmuştur.

İlk derece mahkemesi, ifadelerin açıkça hakaret içerdiğini belirterek davalıların 5.000 TL manevi tazminat ödemesine hükmetmiştir. Kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, sözlerin ağır eleştiri niteliğinde olduğunu ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığını belirterek tazminat davasını kesin olarak reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, şeref ve itibarının zedelendiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı, Anayasa m. 17 kapsamında güvence altına alınan şeref ve itibarın korunması hakkı çerçevesinde ele almıştır. Devletin, bireylerin manevi varlığının korunması hakkı ile başkalarının Anayasa m. 26 ve Anayasa m. 28 kapsamında güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüğü arasında adil bir denge kurma pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır.

Çatışan bu iki anayasal değer arasında dengeleme yapılırken Mahkemenin yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda şu genel hukuk kuralları ve temel ölçütler gözetilmiştir:

Birinci olarak, ifadelerin kim tarafından ve kime karşı dile getirildiği son derece önemlidir. Hedef alınan kişinin kamusal yetki kullanan bir kamu görevlisi, bir siyasetçi veya toplumca tanınan bir kişi olması hâlinde, sade bir vatandaşa kıyasla eleştiriye katlanma sınırları çok daha geniştir.

İkinci olarak, sarf edilen ifadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı ve bu tartışmada toplumsal ilginin var olup olmadığı kritik bir ölçüttür.

Üçüncü olarak, şikâyetçinin yani hedef alınan kişinin kendisine yöneltilen bu ifadelere cevap verme olanağının bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir. Özellikle medya erişimi olan kişilerin cevap hakkını kullanma imkânı göz önünde bulundurulur.

Dördüncü olarak, hukuki yaptırıma konu edilen ifadelerin kullanıldıkları bağlamından kopartılıp kopartılmadığına ve hedef alınan kişinin hayatı üzerindeki doğrudan etkisine bakılır.

Son olarak, söylenenlerin doğruluğu ispatlanabilen maddi vakıalar mı yoksa ispatı mümkün olmayan ve ifade özgürlüğü kapsamında daha geniş bir koruma gören değer yargıları mı olduğu ayrımı yapılmalıdır.

Bütün bu ölçütlerin ötesinde Anayasa Mahkemesi, demokratik bir toplumun zorunlu temellerinden olan ifade özgürlüğünün sadece kabul gören, olumlu veya zararsız fikirleri değil; aynı zamanda şok edici, incitici, kaba veya rahatsız edici söylemleri de koruduğunu yerleşik bir içtihat prensibi olarak benimsemektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi somut olayı incelerken, uyuşmazlığa konu edilen televizyon programında dile getirilen kaba ve muhatabını incitici yönü bulunan ifadelerin, esas olarak kamuyu ilgilendiren güncel meselelerin konuşulduğu ve tartışıldığı bir ortamda sarf edildiğini tespit etmiştir. Davalı durumundaki gazeteciler tarafından yine kamuoyunca tanınan ve bilinen bir gazeteci olan başvurucuya yönelik dile getirilen ifadelerin, maddi vakıa isnadı değil bir değer yargısı niteliği taşıdığı vurgulanmıştır. Bu değer yargılarının, başvurucunun geçmişteki gazetecilik faaliyetleri ile katıldığı diplomatik davetteki tavırlarına yönelik izlenimlerin abartılı ve çarpıcı bir biçimde yansıtılması amacını güttüğü belirtilmiştir.

Kararda, kullanılan dil ve üslubun muhatabı rahatsız edecek düzeyde kışkırtıcı olduğu kabul edilmekle birlikte, ifade özgürlüğünün doğası gereği bir dereceye kadar abartıya ve provokasyona izin verdiği hatırlatılmıştır. Mahkeme, bu noktada özellikle başvurucunun tanınmış bir gazeteci olma konumu gereğince, kendisine yöneltilen söz konusu eleştirilere cevap verme ve bu cevabı kendi mecraları üzerinden geniş kitlelere ulaştırma imkânına ziyadesiyle sahip olduğunu gözetmiştir. Nitekim başvurucunun kendi sosyal medya hesabı üzerinden derhâl davalılara yönelik karşı eleştirilerde bulunarak bu cevap verme hakkını fiilen kullandığı da açıkça tespit edilmiştir.

Bütün bu hususlar ışığında Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin tazminat kararını kaldıran Bölge Adliye Mahkemesinin davayı reddetmesinin ilgili ve yeterli gerekçelere dayandığına kanaat getirmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin, davalıların basın ve ifade özgürlüğü ile başvurucunun şeref ve itibarın korunması hakkı arasında adil ve anayasal standartlara uygun bir denge kurduğu tescil edilmiştir. Bu yönüyle devlete düşen pozitif yükümlülüklerin yargı mercilerince ihlal edilmediği anlaşılmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Bana haber programında çok ağır laflar ettiler, dava açamaz mıyım? expand_more
Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, kamuyu ilgilendiren tartışmalarda kullanılan ifadeler sert ve incitici de olsa ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebilir. Yüksek Mahkeme, demokratik bir toplumun zorunluluğu olarak ifade özgürlüğünün sadece olumlu ve kabul gören fikirleri değil; aynı zamanda şok edici, kaba veya rahatsız edici söylemleri de koruduğunu yerleşik bir içtihat olarak benimsemektedir. Bu nedenle size söylenen her kaba veya ağır söz, doğrudan tazminat gerektiren bir hakaret olarak kabul edilmeyebilir.
Ünlü biri olmam bana edilen hakaretleri yasal mı kılıyor? expand_more
Söz konusu ifadeleri doğrudan yasal kılmaz ancak Anayasa Mahkemesine göre tanınmış kişilerin eleştiriye katlanma sınırı, sade bir vatandaşa göre çok daha geniştir. Toplumca tanınan kişilerin (siyasetçi, kamu görevlisi veya gazeteci gibi) eylemleri kamuoyunun ilgisini çektiğinden, bu kişilere yöneltilen eleştirilerin sınırları daha esnek yorumlanır. Dolayısıyla hakkınızda sarf edilen sarsıcı ve abartılı ifadeler, eğer genel yarara ilişkin bir tartışma kapsamında yapılıyorsa ifade özgürlüğü şemsiyesi altına girebilir.
Sosyal medyadan bana laf atana cevap vermem tazminat davamı etkiler mi? expand_more
Evet, doğrudan etkiler. Anayasa Mahkemesi, kendisine yönelik ağır ithamlara karşı kişinin medya veya sosyal medya üzerinden cevap verebilme olanağının bulunmasını, şeref ve itibar hakkına yapılan müdahalenin ağırlığını ciddi oranda hafifleten temel bir ölçüt saymaktadır. İlgili emsal kararda mahkeme, şikâyetçinin kendi sosyal medya hesabı üzerinden anında karşı eleştirilerde bulunarak cevap hakkını fiilen kullanabilmiş olmasını, manevi tazminat talebinin reddedilmesini haklı kılan çok kritik bir gerekçe olarak görmüştür.
TV'de biri bana "çapsız, ajan" dese anayasa buna ne diyor? expand_more
Anayasa Mahkemesi bu tür kelimeleri incelerken, ifadenin kanıtlanabilir somut bir durum (maddi vakıa) mu yoksa ispatı mümkün olmayan kişisel bir yorum (değer yargısı) mu olduğuna bakar. "Çapsız" veya "ajan" gibi sözler, güncel meselelerin tartışıldığı bir programda tavırlarınıza yönelik kaba, abartılı ve çarpıcı bir izlenim aktarımı olarak kullanılmışsa değer yargısı olarak kabul edilir. Mahkeme, bu tür kışkırtıcı söylemlerin bile ifade özgürlüğünün doğası gereği koruma altında olabileceğine ve tazminat gerektirmeyeceğine hükmetmektedir.
star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir